Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çerkes Gençliği etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ruslan Direniyor.

Kimileri çeşitli söylemler üreterek her ne kadar kabul etmese de, açlık grevi bir insanın yaşadığı bir haksızlık karşısında adaletin işlememesiyle ortaya koyduğu bir onurlu bir direniştir.

Siz devlet olabilirsiniz, iktidar olabilirsiniz, ordularınız, polisleriniz olabilir, televizyonlarınız da her türlü algı operasyonu geliştirebilirsiniz, cahilleri sindirebilir, korkakları geri itebilirsiniz. Parayla milyonlarca kişiyi çalıştırabilirsiniz, adalet kurumuna istediğiniz rengi verebilirsiniz.. İnsanları benim suçlu olduğuma, cezamı hak ettiğime inandırabilirsiniz de..  beni  mahkum edebilir ve bana ceza verebilirsiniz; ancak beni teslim alamazsınız demektir.

İnsan kendini aç bırakarak, doymak için yaşamadığını söyler açlık grevinde. Sadece doymak için yaşayan insanların açlığını gidermek için susarak, görmeyerek ve konuşmayarak zalimlere cesaret veren aç yığınları da protesto etmiş olur.

İnsanın esas mahkumiyeti; mahkemenin hükmettiği cezalar değildir. İnsanlar susarak, görmeyerek ve ko…

Hiç olmamış gibi..

Çerkes gözlerin neler görüyor sigoş?

Gün, güneş; Bu güneş ki; Çerkes gözleri tatil gören sigoşlara tatlı mı tatlı, piknik havası.. hele bir de düğün yapılır bu güneşin altında sormayın gitsin; tadından yenmez!

Ee dile kolay; çetin geçen kışın ardından herkes bu güneşi bekler. Çerkesler de öyle!  Çerkesler baharı sever, düğünü sever, zexesi sever.. hele bir de günlerce sürerse, hele bir de gece ateş yakılıp sohbet edilirse; vay anam vay!

Düşünsenize! Bütün gün düğünde oynamış durmuşsunuz, yemişsiniz Çerkes yemeklerinizi.. akşam tabi herkes yorgun, ateşi yakıyorsunuz, etrafında yuvarlak oturmuşsunuz, o güzelim tatlı mı tatlı, asil mi asil Çerkes sohbetine başlıyorsunuz. Yuvarlakta oturanlardan bir arkadaş başlıyor:

- Nart mitolojileri dünyanın en eski mitolojilerinden biridir tabi bu da Çerkeslerin geçmişten bugüne ne kadar köklü ve asil bir halk olduğunu çıkarır; Yunan mitolojisi bile bizden feyz almıştır.

Yuvarlaktaki herkesin göğsü kabarıyor; ee! Nartların torunları onlarda tabii... …

Gençlerle beyin fırtınası hakkında

İstanbul'da bir ahali sonunda gençlerin farkına vardılar ve onlara sorular sormaya başladılar nihayet. Yakın Çerkes tarihinin reel hayatta gençliğe yönelik yaptığı başarılı bir uygulama bu. Üstelik tam da genel saha çalışması. Falanca Çerkes gençliği, filanca Çerkes gençliği diye ayırmamışlar gençleri. Dolayısı ile memnun olmamak benim için mümkün değil, Allah bu organizasyona emek verenlerden razı olsun. Günümüz "iletişim" çağı olarak tabir edilir ancak iletişim hep sanal aleme hapsedilmiş. Bu o kadar faydasız ve hatta zararlı ki; gençliğe yönelik "iletişim" çalışmalarının mutlak suretle sanal alemden reel hayata taşınması elzem. Zira sanal alem insanın sorumluluk bilincini köreltiyor, onu kültürsüzleşmeye teşvik ediyor ve ayıba da çok fazla cesaret veriyor. Yüz yüze kullanılması hala imkansız olan kelime ve cümleler sanal alemde hunharca kullanılmaktan geri durmuyor. Üstelik gençlik, yani yeni nesil... köy görmemişleri dahil neredeyse hepsi kentli ve kentte …

Sosyal Medya Çerkesler içinde bir fırsat olabilir

Kuşkusuz ki büyüklerimiz gençlerin internette geçirdikleri zamandan zaman zaman şikayetçi olabiliyorlar. Geçtiğimiz aylarda babam torununun daha bu kadar küçük yaşta internette etkin olmasına duyduğu üzüntüyü kendi çocukluğundan kalan anılarıyla anlatıyordu. Ancak babama açıkçası çok da fırsat vermeden, artık herşeyin değiştiğini ve bu artık geri dönülmeyecek kadar içselleştiğini anlatmak zorunda kaldım. Dünyada hepimizin bir yerel bir de global kültürleri oldu, babam ve akranları global kültürü nasıl radyo ve televizyonda yaşattılar ise torunları da internet ve sosyal medya da yaşayacaklar. Açıkçası ben kendimi ve akranlarımı tam bu iki global kültürün geçişine koyuyorum, televizyonla büyüyenler ve fakat intereneti de öğrenenler kısmına.

İnternetin zararları anlatmakla bitmez, ancak sadece zararlarını anlatırsak pesimist gibi boş tarafa bakıyor olmaz mıyız? Çünkü aynı zamanda internetin yararları da anlatmakla bitmez. Mesele; interneti hangi yönde kullanacağımıza kalıyor.

İnternet y…

Doğru bildiğimiz yolun yolcusuyuz Kardeşlerim

Kendimizi neye göre konumlandırmalıyız diye soruyor genç arkadaşlarım, bunu bana soruyorlar ve elbette verdiğim cevaplar birileri için muazzam iken diğerleri için felaket oluyor. Yani cevabımı beğenenin de beğenmeyenin de bilmesi gereken tek şey; benim verdiğim cevap bütün doğru yolların en doğrusu değil, benim inandığım yolun kendisi. Ben başkalarının inandığı başka yolların olduğunu kabul ediyorum, yadırgamıyorum da. Hatta eğer gerçekten aynı amaca hizmet etmek için, farklı yollara inanıyorsak; benimle aynı yolda olsun ya da olmasın, bütün yolların yolcularına helal olsun.

 Ama benimle aynı amacı paylaştıklarını iddia etmiyorlar ve hatta benim amacıma can havliyle tutunup, benim amacımın o olmadığını da iddia ediyorlar. Benim beyan ettiğim amacımın, esasında kendi amaçları olduğunu ancak benim kendilerinin amacını kullanarak farklı bir amaca hizmet ettiğimi bile söylüyorlar. Bunu açık saçık ya da gizli kapaklı yapıyorlar, ortalıkta örneğinden bol bir şey yok.

Bana "partizan&quo…

Dönüş Siyasetine "Katkı" - 2

...Devam ediyor

Biliyorsunuz bir önceki yazımda "Dönüş Siyaseti" gibi anlamlı tartışmaların tekrardan başlamasıyla alakalı olumlu düşüncelerimi yazdım, kendi bildiğim edep tanımına sadık kalarak, Türkiye'den Çerkesya'ya dönüş yapan büyüklerimizi hizalamaya çalışmadım da. Çünkü kişinin, hele hele toplumunu ileriye yönelik hareket ettirmek üzere mücadele yürüten "kişinin" en büyük sorumluluğu da kendi sınırını bilmesidir. Bu anlamda hepimiz, sınırımızı bilirsek bütün tartışmalar daha da anlamlı olur.

İşte tüm bu kendi bildiğim edep tanımının sınırlarında, ben yalnızca bir önceki yazımda yoğunlaştığım üzere dönüş siyasetinin yalnızca Türkiye bölümüyle alakalı yazacağım. "Devam edecek" diyerek bıraktığım aşağıdaki noktadan devam edelim.

 " Dönüş siyasetinin Türkiye ayağı mutlaka ve mutlaka demokrasiyi içselleştirmeli, kendi iç demokrasisi olan, dernek faaliyetleri dışına çıkmış bir siyasal platform örgütlemelidir. Bu platforma da, tüm bu kamplarda…

Gençlerle birlikte üreten taraf olacağız.. İnsanlığı da, Çerkesliği de.

Bugün şartlar bizi ne kadar rehin almış durumda farkındayız. Birkaç gün önce bazı arkadaşlarımıza, refahı daim olmuş izlenimi verdiğimizi farkettim de, bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek isterim. Aman ha sanmayın ki burada güllük gülistanlıktayız, derdimiz-tasamız yok, aklımız üretegeldikçe üretimi ortaya koyabiliyoruz diye. Şartlar hiç olmadığı kadar ağır ve biz bu ağırlığı da iliklerimize kadar hissediyoruz, şartların ağırlığı yetmiyor gibi, bir de namlunun ucundayız. Kötü şeyler de yaşıyoruz, bunları söylesek bir dert, söylemesek bir dert.. ancak şartlara tamamen teslim olmuş değiliz ve sanıyorum ki bazı arkadaşlarımızın algılarını karıştıran da bu. Herşeye rağmen, kardeşlerimizle birlikte varız ve olduğumuz yeri tüketen değil, olduğumuz yeri üreten bir anlayışta ısrarcıyız. Çerkesya Yurtseverlerinin deyimiyle, "Çerkes Kalma" mücadelesini veriyoruz. Çerkes kalma mücadelesinin tüketen değil, üreten tarafı olma tutarlılığını sürdürmekte de ısrarcıyız. Demokratik Çerkes Kongre…

Zafere inanın, biz kazanıyoruz!

Kasım seçimleri, bizim için mitinglerimize konulan bombalardan, parti bürolarımıza yapılan her türlü saldırıya kadar düşünüldüğünde; başlı başına bir zaferdir. Fakat, sanki gerçekten eşit koşullarda bir süreç yaşayıp, bu durumlara gelmişiz gibi bizi inandırmak istedikleri şey; kaybettiğimizdir. Televizyonlar, devleti saran vebanın ağzıdır ve bu seçimlerden sonra sürekli "halk, HDP'ye ne mesaj verdi?" gibi ve benzeri bir propaganda sürecine girdiler. Fakat şunu anlamamız lazım, Halk HDP'ye; "devam" mesajını çok açık biçimde verdi. Bir önceki seçim de, "emanet oy" kavramını öne sürerek, HDP'nin bir baraj aşacak tabanı olmadığına ima ederek siyaset üretenler, şimdi emanet oylarını geri alanları ortaya çıkardığınıza göre, HDP'nin Türkiye'nin en büyük 3ncü partisi olduğunu ve bu özelliğini sürdürdüğünü, sürdürmeye devam edeceğini anlayacaklar. Her türlü saldırıya ve haksızlığa rağmen bugün 2nci defa paramparça ettiğimiz baraj, artık bizim …

Bize kaybedecek hiçbir şey bırakmadınız.

Ben şantiye çıkışlı bir harita işçisiyim. Bize, sektörde "alaylı" derler. Yani bu, yaptığımız işin bir üniversite diploması aracılığıyla sınav çözdüren bir ezbere sistemle değilde, aksine uygulama alanı olan şantiyenin tozuyla toprağıyla öğrendiğimiz anlamını yükler. Anlayacağınız, harita işinin şantiyedeki en alt seviyesinden başladım mesleğe, şimdi ise İstanbul'da olmak adına, şantiyede toz toprak yutarak aldığım haritacı alaylı diplomasını rafa kaldırıp, henüz bir çocukken yine şantiyesinde toz toprak yutarak "alaylı" olduğum elektrik sektörüne girdim. İş hayatım boyunca, şantiyelerin insan bünyesini zorlayan yapılarında her türlü aşağılama ve sömürüye maruz kalıp; hiç sesi soluğu çıkmayan insanlarını garipsedim. Ben kendim, aynı sektörlerde defalarca, küçük-büyük, genel-kişisel çatışmalardan ötürü nice şantiye değiştirdim. Nice kavga verdim. Fakat  en sonunda, her zaman duruşumu korudum. Bir insan olduğumu ve bana insan gibi davranılması istemimi hiçbir zam…