#APiSCANBERK

Canberk Apiş'in Kişisel Günlüğü

Dönüşçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dönüşçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Örgütlü bir halk olmak: örgütlenmeyi örgütlemek


Çerkes camiası içinde kafamızı ne tarafa çevirsek herkes örgütlü bir halk olmaktan bahsediyor. Bazıları hariç neredeyse hepsinin haklı bir gerekçesi var ki o gerekçeler üzerinden bakıldığında neredeyse herkes haklı. Örgütlü bir halk olmak; örgütsüz bir halk olmaktan iyidir. Ancak bazı durumlarda gördüğüm, herkesin "örgüt" derken aynı şeyi kastetmiyor olması. Neden örgütlü olmalıyız? sorusunun cevabı aynı: Çünkü Çerkesler, Çerkes olmayan camianın içinde çokta dikkate alınmayan, hiçbir demokratik haktan yararlanamayan, talepleri 'olumsuz' dahi olsa bir karşılık bulamayan bir halk konumunda. Çerkesler sadece bu durumda bile değil, aynı zamanda Çerkes olmayan herkes tarafından yanlış bilinen (önemli nokta: bilinmeyen değil.) ve yanlış tanınan bir halk. Daha da garip olanı aslında Çerkeslerin Çerkes olmayanlar tarafından yanlış bilinmesi bile değil, çünkü Çerkeslerin kendi içinde kendilerini doğru bilen sayısı, yanlış bilen sayısından fazla değil.  İşte sırf bu dış ve iç karmaşıklıklardan dolayı  ama daha da çok Çerkeslerin siyasi ve resmi arenalarda dikkate alınmayan 'olumsuz' bile olsa bir karşılığı bulunmayan yok sayılmışlığından dolayı olsa gerek, Çerkesliğini zaman nehrinin acımasız akışına bırakmaya kıyamayan kişiler örgütlü bir halk olmaktan bahsediyorlar.

Denklem buraya kadar güzel ve haliyle bende yukarıda saydığım sebeplerle de olsa örgütlü bir halk olmak söyleminin  yanındayım. Hatta belirli sebeplerden dolayı Çerkeslerin tümünü kapsayacak argümanlar geliştirememiş olsa bile, "örgütlü bir halk olma" fikri bulunan bir yapılanmanın da içerisindeyim. Dürüst olmak gerekirse içerisinde bulunduğum yapılanmanın da "bir halkı örgütleme" potansiyeli taşıdığına inanmıyorum. Aslında yukarıda yazdığım 'herkesin örgüt tanımı'ın farklı olması durumuda ciddi bir durumdur. Ancak benim açımdan daha ciddi olan ve Çerkeslerin örgütlü bir halk olması yönündeki en büyük engel olarak gördüğüm şey; halk olamamaktır. Türkiye'de Çerkeslerin örgütlü bir halk olabilmesi için en başta 'halk' olabilmesi gerekir. Uzun bir süreden beri Çerkes aydınları "aidiyet" üzerine yazar ve konuşurlar. İşte bir halkın var olabilmesinin en büyük alameti, kendi nüfusundaki neslin o halka dayalı bir aidiyet içerisinde olmasıdır. Bu aidiyet duygusunun kaynağını ise bizzat Çerkes aydınları, Çerkes tarihi ve kültüründen aldıkları ilhama dayalı oluşturmalıdır. Dolayısı ile kendi tarihinden beslenen ve gelecek kaygısı güden (ki aydın her zaman kaygılıdır) bu Çerkes aydınları etnik Çerkesliği bir halk olarak örgütlemelidir. Dolayısı ile önce Çerkeslerin halk olabilmesi için, halk olarak örgütlenmesi gerekir ki zaten bu durumun kendisi Çerkes halkını doğrudan örgütlü kılar. Fakat şuan görünen Çerkes etniğindeki aydının Çerkes aydını olmaktan daha çok diğer kimliğin içindeki parıltısı durumunda. Etnik Çerkesliği dolayısıyla diğer kimliğinin aydınlığını Çerkes etniklerine parıldatan bir durumdalar. Dolayısı ile bu da karşımıza farklı bir problem doğurmaktadır. Farzı misal olarak Türkiye'deki sosyalist örgütlerle bağı bulunan ya da sempati duyan Çerkes kalem takımları, Çerkes etniğini kendi değerleriyle bir halk olarak örgütlemekten ziyade Sosyalizmi ya da onun güncel politikalarıyla önce çıkan farklı değerlerini Çerkes etniğinin içinde örgütlemeye çalışması. Bu olup bitenin içindeki pay sahiplerinden birisi olarak bunları daha sonra kişisel anılarım olarak anlatmak için kaydediyorum ancak bunu Çerkesliğe karşı bir özeleştiri mahiyetinde olması bakımından açıkça söylüyorum ki; bu durum haliyle ne Çerkesliğe ne de Sosyalizme gözle görünür hiçbir faydası olmayan şeyler doğuruyor. O yüzden benim yukarıda Çerkes etniğini halk olarak örgütlemesi gerektiğinden bahsettiğim aydının da dinamiği kendi tarihi varlığı ile geleceği kurgulayan motivasyonu olmalıdır.

Çerkes aydını; Çerkes etniğini halk olarak örgütlemelidir ki bu durumda zaten Çerkesler bir halk olarak örgütlenmiş olabilmelidir. Bu durumdan sonra ki süreç ve esaste en başta bahsettiğim 'örgütlü bir halk olmaktan söz edenler'in olmasını arzu ettiği şeyler; siyaset ve politikadır. Örgütlü bir halk siyasi bir varlıktır ve kendi içinde çeşitli politikalar barındırır. Bugün halk olarak böyle  bir şey yoktur. Siyaset ve politika gruplarının sırtını dayadığı şey Çerkes halkı değildir ve Çerkeslerin genelinden kopuktur. Örgütlü bir halk olabilmek için, önce halk olabilmek...  önce şu soruların yanıtları olmalıdır:

1 - Çerkes etniği kimdir?
2 - Çerkes aydını nedir?

Bu sorular bir kaç sebeple önemlidir çünkü Çerkes etniği bir aydın doğuracaktır ve  bu aydın Çerkes etniğini halk olarak örgütleyecektir. Basit gibi gelse bile Çerkesler içinde ne birinci sorunun ne de ikinci sorunun üzerinde kesinlik yoktur.  Çerkes etniği tanımlanmışsa -ki burada önemli olan Çerkeslerin bir halk örgütlenmesi fikrinde birleşenlerin en başta kendilerine Çerkes etniği kimdir diye sorarak cevap vermeleri gerekir- biz Çerkes aydını nedir üzerinde durabiliriz.

Çerkes aydını: Çerkes tarihini öğrenme sorumluluğu duyan ve bu konuda sürekli araştırmalar yapan, Çerkeslerin geleceğiyle ilgili sürekli kaygı duyan ve bu araştırma ve kaygılarla Çerkesler için özsorumlulukla üreten herkestir. Çerkes aydınının milliyetçisi de sosyalisti de, demokratı da muhafazakarı da, dindarı da dinsizi de Çerkeslik haricindeki diğer kimliklerini Çerkeslerin geleceğiyle doğrudan ilişkilendirerek düşebilendir. Çerkes aydınının dış dünyadan aldıkları Çerkesler için araçtır, Çerkes aydının amacı Çerkesliktir. Farzı misal; Demokrasi, Çerkes aydını için Çerkeslerin geleceği için iyi olduğuna inandığı sürece bir argümandır. Çerkes aydını demokrasinin Çerkes geleceği için kötü bir şey olduğuna inandığı anda; onu açık yüreklilikle reddedebilmelidir. Çerkes aydının savunduğu ya da reddettiği şeylerde şahsiyeti olmamalıdır. O bütün Çerkes toplumu olarak düşünebilmelidir. Çerkeslerin geçmişini, tarihini araştırdığı öğrendiği kadar, şimdisini de bilmelidir. Çerkes toplumuyla iç içe olmalıdır. Bilgisini ve becerisini toplumuna tepeden bakmak için değil onlara hizmet vermek için kullanmalıdır. Çerkes aydını öğrenirken pinti, öğretirken cömert olmayı bilmelidir. Her duyduğuna, okuduğuna hemen inanmamalıdır.. Öğrendiğini ise sonucu ne olursa olsun saklamamalıdır ve Çerkes etniğine gerek geçmişten öğrendikleriyle, gerek gelecekle ilgili düşündükleriyle ortak duracak bir zemin üretmelidir. Çerkes aydınının yüzü; daima vatanına dönük olmalıdır. Örgütlediği halkın da yüzünü daima vatanına dönük tutmalıdır.

Bu aydın zemininin oluşması içinde, aydının kendini profesyonelleştireceği bir zemin oluşturulmalıdır.
Tekrar başa dönüp hızlıca buraya toparlayacak olursak; Çerkes halkının örgütlü bir halk olabilmesi için, bir halk olabilmesi gereklidir. Bir halk olabilmesi içinde aydınlar yetiştirmesi gereklidir. Aydınlar yetiştirmesi için ise bir zemin oluşturulmalıdır. Bu zeminde yetişen aydın Çerkesliğe karşı sorumlu olmalı, hesap verebilir olmalıdır.



Bin Dokuz Yüz Çerkes sekiz...


O olmuş, bu olmuş, çok savaşmışız, ölmüşüz.. öldürmüş öldürmüş tüketememişiz Çarlığın askerleri; seneler seneleri kovalarken, 1864 yılında Rusların Zafer, Çerkeslerin Yenilgisi resmileşmiş iyice... İşte sırf bu yüzden Çerkesler acılarını, Ruslar da zaferlerini o tarihe sığdırabilir. Sığdırıyorlar da; yenilgi Çerkeslerin, Zafer de Rusların hakkı sonuçlara bakılırsa. Buradaki ince çizgi şu; Çerkesler yenilmiş olsalar bile, o savaşta haksız değillerdi. Ruslar zaferle tamamlasa bile, o savaşta haklı değillerdi. Nitekim; Çerkesler haklı bir savaşta yenildiler, Ruslar haksız bir savaşta kazandılar. Bakunin'in dediği üzere "Tarih kazananların propagandasıdır" sözü, daha önce binlerce kere olduğu üzere tekerrür etti ve haklı ile haksızı ayırmadı. Kazanan ile kaybedeni ayırdı.

Gerçek mi yalan mı bilmem de; bir sürü mit, efsane var o tarihlerle ilgili, yani bütün efsaneler doğruysa bile, bütün o mitler yaşanmışsa bile "yenilgi" o kadar ağır ve gerçek ki; hiçbir efsane ve mit, yenilgimiz kadar değiştirmemiş kaderimizi.

Sonuçta bende, Türkiye'de yaşayan milyonlarca Çerkes gibi o efsanelerin, mitlerin kahramanlık destanlarının ekmeğini yemiyorum, bir yenilginin 152nci yıla taşan ağır gerçeğini yaşıyorum. 

Ancak bazıları, yaşadığı gerçeğin farkında bile değiller. Hala efsanelerle, mitlerle, kahramanlık hikayeleriyle bakıyorlar hayata. Elbisesi temiz, papucu boyalı, karnı tok, başının üstünde bir dam, yatağının üstünde yorganı var. Belki memur, belki değil, belki kendi işyeri var; kısacası sırtı pek... yarına dair, elbisesiyle, papucuyla, karnıyla, damıyla, yorganıyla ilgili hiçbir kaygı taşımıyor. Haklı taşımamakta. Kim ne diyebilir? Ama bütün bunların bir bütün olarak Çerkeslikle, Çerkesliğin içinde olduğu durumla ne ilgisi var? Diyorsun ki; Çerkesliğin elbisesi Vatanın, yurdun.. Karnı; kültürün, dilin.. papucu; ulusal kimliğin, gençliğin.. yorganı; mücadelen, talebin.. 

Diyor ki "ben yediğim kaba pislemem" bazı arkadaşlarımız uzunca bir müddet "siz köpek misiniz, kabdan mı yiyorsunuz" dediği için, bugün daha güncelleşmiş bir hale taşıdılar bu sözü; "ben yediğim tabağa tükürmem" olarak. Türkiye'nin avrupa birliğine yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştığı şu yıllarda böyle faydalarını gördük, Türkiye'deki Avrupalı ÇerkeZler; yediği tabağa tükürmüyorlar. Takdire şayan, 152 yıllık Anadolu yaşamında üretebildikleri en sağlam argüman bu olsa gerek.

Ha... onların yediği kaba pislediği ya da yediği tabağa tükürdüğü de yaşadıkları ama farkında olmadıkları en büyük ikinci gerçek. Bunları onlara anlatabilmek, imkansıza yakın bir durum. Onların hangi damardan beslendikleri çok bariz çünkü. Bu konuları daha önce "Kafkas Makronu *1" etiketleriyle çok yazdım. Yani Çerkesliği, Çerkesliğin geneliyle algılamakdıkları katıksız bir gerçek. Türkiye Diasporasında artık yaygın olarak kullanılan ÇerkeZ kelimesi, (Z'si büyük) tam olarak onların kimliği kabul ediliyor. Çünkü esasen, Çerkesliği, Çerkesliğin geneliyle algılayan farklı görüşte olsalar bile bütün insanlar, o kişilerle aynı kimliği taşımadıklarını düşünüyorlar. Kendilerine de "Çerkes" diyorlar. 

velhasıl ben artık bu ÇerkeZleri konuşmaktan sıkıldım, daha önce de "yok saymak *2" üzerine fikrimi beyan ettim. Enerji kaybından ötesi değil.

Biz Çerkesler, üstümüzdeki kıyafetin, ayağımızdaki papucun, tok karnımızın, baş üstündeki damımızın, yatak üstündeki  yorganımızın, cebimize taşıdığımız paramızın, Çerkesler olarak yaşadığımız ağır gerçeği yok etmediğinin farkındayız. Hepimiz aynı fabrikadan çıkmış gibi aynı görüşleri, aynı mücadeleleri, aynı dini de paylaşmıyoruz açıkçası. Kimimiz sosyal demokrat, kimimiz Çerkes milliyetçisi, kimimiz biraz liberal, kimimiz çok sosyalist, ben deniz anarşist, bazıları apolitik.. kimisi rock müziği seviyor, kimisi hip-hop'ı.. kimisi kır da bayır da yürümeyi seviyor, kimisi alışveriş yapmayı. Biz sadece; Çerkes olarak aynıyız.. Aynı ağır gerçeğin içinde, farkındayız.

Bu farkındalık çok önemli, bu farkındalık bizi harekete geçirecek çünkü.

Biliyorsunuz, bu farkındalığın harekete geçirdiği önemli adımlardan birisi de "dönüşçülük" hareketiydi. Türkiye'den anavatanına dönen büyüklerimiz olmuştu. İşte bu büyüklerimizin de içinde sosyal ve siyasal olarak hakim bir anlayış yoktu. Tek benzedikleri nokta; yaşadıkları ağır gerçeğin farkında olmaları ve bu farkındalıkla o gerçeğin ağırlığından kurtulma çabalarıydı. Anavatana dönüş, Çerkesler için her şartta önemli bir mevzudur. Anavatana dönemedikten sonra; hiçbir hamle ve ilerlemenin sürekli faydası olmayacaktır. Kalıcılığı olmayacaktır. Devamlılığı olmayacaktır. 

Yani kısacası; Türkiye demokrasisini Çerkeslik meselesiyle düşünerek kendi mücadele alanı haline çeviren arkadaşlarımızdan tutun da, Çerkes kimliği üzerine milliyetçi bir refleks oluşturmaya çalbalayan arkadaşlara kadar hepsinin programında bir anavatan, bir diaspora ve ikisiyle bütünleşik bir "dönüş" hedefi olmak zorunda. 

Bilmeyen yoktur, varsa diye tekrar edeyim. Türkiye'de İsveç demokrasisi olsa da, Çerkesler kendi anadillerinde eğitim yapan okullar kursa da, devlet onlara radyo ve televizyonlar açsa da; Türkiye'de öyle ya da böyle asimile olacaklardır. Küreselleşmeyle birlikte zaten Türkiye'nin egemen halkı dahi bir şekilde asimile olmaktadır. Toplumsal kültür, neoliberal politikalarla tüketim kültürüne devşimektedir. O bakımdan dahi, bu toprakların yerlisi olmayan bir halkın bu devşimeye kendi etkisini verebilmesi zaten imkansızdır. *3

Yani; bugün Türkiye de Çerkesler olarak küçük grup ve inisiyatifler hangi yolla, hangi yöntemle ne yapıyor olursa olsunlar, bütün yaptıkları herşeyi bir dönü politikası ile taçlandırmakla mükelleftirler.

Dönüşçü abilerimizin "Vatanınıza dönün" demesi; doğru yoldur.

Ama dönüşçü abilerimizin de, inatla (ve sebepsiz, amaçsız bir şekilde) anlamadıkları, lafı sürekli sağa sola çekerek konuyu çorbaya çevirdikleri ve karşılarındaki insanlar sırf bıkarak sustuğu zamanda kendilerini haklı zannettikleri bazı meseleler var, kendileri unutmuştur diye tekrar edelim.

Birinci meselemiz, Türkiye'deki Çerkesler kendilerinin sandığı gibi homojen değiller. Katıksız kalmamışlar ve çok farklı bakış açılarına sahipler. Birincisi; kendileri dönüşçü olabildikleri ve sırf bunu yapabildikleri için kendilerini yapamayanlara akıl verecek konuma taşıdıkları için bazı soruların cevaplarını vermeleri lazım.

1 - Kendileri Türkiye'deyken Çerkeslerin homojen olmayan yapısıyla ilgili nasıl araştırmalar yapmış, ne çeşit mücadeleler örgütlemişlerdir ve kendilerini kaç kişiye anlatmayı başarmışlardır.

2 - Kendileri Türkiye'de dönüş yapmaya karar verdikleri zaman, bu kararlarını toplumsallaştırmak adına nasıl çalışmalar yapmışlardır ve bu çalışmaları kaç kişiye anlatmayı becerebilmişlerdir

3 - Kendileri dönüş yaptıkları zamandan itibaren; dönüşü örgütlemeye katkı sağlayacak ne gibi sosyal projeler (belgesel, tiyatro, sergi, kitap, kitapçık, yayın ) de yer almışlardır ve bu projeleri kaç kişiye anlatmayı başarabilmişlerdir.

4 - Kendileri dönüş yaptıkları zamanla, bugün dönüş yapmak isteyenlerin yaşadıkları hukuki süreç aynı mıdır? Bununla ilgili herhangi bir makale yayınlamışlar mıdır?

5 - Kendileri dönüş yaptıktan sonra, yurdumuzdaki stklara Türkiye'deki Çerkesleri anlatan herhangi bir çalışmada bulunmuşlar mıdır? Bunu oradaki halka (Çerkes, Rus vs.) ne kadar anlatabilmişlerdir?

6 - İlk beş soruda "başarılmayan, becerilmeyen, anlatılmayan, yayınlanmayan" şeyler hakkında herhangi bir rapor veya analizde bulunmuşlar mıdır? Bulunmuşlarsa, kısaca sebepleri nelerdir.

7 - Türkiye'nin iç işleri olan demokratik hareketlerdeki Çerkeslerin konumlarıyla ilgili

a) Gerçekten Çerkeslerin Daimi kurtuluşu olarak yapıldığını mı sanmaktalar?
b) Neden sürekli takip edip, olumsuz görüş bildirmeyi vazife edinmekteler?
c) Nasihat vermeye çalışmakalar

8 - Yedinci soruda "Türkiye iç demokrasi mücadelesi veren Çerkeslerin" dönüşe karşı olduklarını mı düşünüyorlar, bu konudaki görüşleri nedir?


Bu soruların cevaplarını ister kendilerine, ister arkadaşlarına veya bize versinler hiç fark etmez. Bu soruları da, bir savaş metni gibi düşünmemeleri gerekir, zira hiçbirisi "bir şey yapmadıklarını" veya "az şey yaptıklarını" ispatlama niyeti taşımaz, bu değeri de yok. Bu sorular, bugün yaşadığımız ağır gerçeğin yeterince farkında olunup, olunmadığıyla ilgili ve bu gerçeğin son 15 yılın mu yoksa çok daha eski yılların mı ürünü olduğunu anlamak üzerine kurulu. Ben 29 yaşında genç birisiyim. Aklım erdiğinden beri; Çerkeslerin hiçbir zaman bir bütün olarak aynı gerçeği savunabildiklerini göremedim. Farzı misal; Çerkes kimdir sorusu bugün bile herkeste aynı cevabı oluşturan bir gerçek değil. Bu en basit soru, bu kadar basit bir sorunun bile karmankarışık çok fazla cevabı var. Şimdi peki; bu basitçe soruyu bile karmakarışık hale taşıyan temel nedir? Bu elbette benim sorumluluğumdur. Ama aynı zamanda benim babamın, benim dedemin, benim dedemin babasının da sorumluluğudur. Sadece benim de değil, hepimizindir. Peki bu sorumluluğa karşı bugüne kadar ne yapıldı? ne kadar yapıldı, ne kadar başarılı olundu? Bugün Türkiye'de en azından bu basit soruya verilen cevapta gelinen noktadaki ilerleme 10 yıl önceye göre daha sağlam. Biz bunun, sizin döneminizden kalan ve topluma mal edilmiş hiçbir emaresini göremiyorsak (gençler olarak), kusura bakmayın da; size hesap sormak bizim de en büyük hakkımızdır.

Hem aidiyetimiz sizin ve sizden öncekilerin zamanından tarumar edilmiş olsun, sinmiş bir topluma evrilişimiz, kapalı bir toplum olarak kalışımız sizin ve sizden öncekilerin zamanından bize miras kalmış geri kalmışlıklar olsun; siz hiç diyet ödemeden kalkın; yaşınızın arkasına saklanarak bizi nasihat yağmuruna tutun? Biz de hiçbir şey demeyelim. İyi valla. Güzel yere demir atılmış.

Ey yaşı kemale erip, bugün sürekli akıl veren abilerim... kardeşinizi dinleyin.... çok şey değil, bir özeleştiri bile veremiyorsanız; ilk baştan zaten söylediklerinizdeki samimiyetsizliğini anlıyorum ben.

Diğer bir yandan,

"Harikalar diyarı" terimini kim ortaya attı hatırlayamıyorum ama, biz onun içerisinde yaşasaydık; sanki her isteyen vatanına dönebiliyormuş gibi yazardık, çizerdik hatta şiir yazar, şarkısını bile okurduk. Lakin durum ortada. Son başvuran 161 kişi (siz istediğiniz kadar şov deyin, Rusya dışişleri bakanlığının suriye ateşinden kaçan Çerkesler için söyledikleri de bu kadar ortada ve yakın iken *4) vatanına dönemedi. İçlerinde yaşı 18i geçenler de dönemedi. Siz de az biraz tahmin edersiniz ki dönemeyecekler. Bu dönemeyişi Rusya hukuki bir dille, bir şeyler diyerek falan filan ederek eminim bize açıklayacaktır ama, siz de bizim toplumun içine bir "şov" velvelesi yapacaksınız. Yapıyorsunuz da.

Neymiş? Sessiz sessiz gelmeliymişiz. Önceden gelmeliymişiz, şöyle bir gezmeliymişiz.. karar vermeliymişiz..

Doğru ya. Sochi'den Türkiye'ye de tıpkı öyle geldik ya..

önce geldik, şöyle bir gezdik, karar verdik ya..

Yani diyor ki; bir amerikalı kızılderili nasıl rusya vatandaşı olacaksa, siz de öyle olacaksınız. Yani burasının sizin anavatanınız olması, sizin anavatanınızdan sürülmüş olmanız, geri dönme hakkınızın bir adaleti temsil etmesi fasa fiso.. ya amerikalı kızılderili gibi gelin, ya da gelmeyin diyor kısaca.

Siz Türkiye'den Çerkesya'ya; bir amerikalı kızılderili gibi giderek vatandaş olmuş olabilirsiniz, vallahi umurumda değil ama, ben Türkiye'den Çerkesya'ya bir Çerkes olarak geleceğim ve siz istediğiniz kadar velvele çıkarabilirsiniz. Biz Türk değiliz, orası da Hindistan değil. Biz Çerkesiz, orası da bizim anavatanımız ve oraya 100er 100er, 1000er 1000er gelmek kadar, gelirken sevinçten bağırmak, düğün yapmak kadar doğal bir hakkımız olamaz.

Sizin hoşuna gitse de, gitmese de.

Artık bu yolda sizin hangi rolü oynayacağınız size kalmış. 

Dönüş dönüş demek kolay, papağanım bile söylüyor evde yoksa..

Siz oradan, buraya aktivistlik öğretiyorsunuz, halbuki orada hiçbir etkiniz yok. Adnan Khuade ile ilgili bugüne neden sessiz kaldığınızı da cümle alem biliyor ya; neyse! Böylelikle dönün dönün diyen herkesin, oraya döndüğümüz zaman maruz kalacağımız hukuksuzluklara karşı bize sahip çıkmayacağını da böylece öğrenmiş olduk.



*1 -  https://apiscanberk.blogspot.com.tr/search?q=makron&x=0&y=0, https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/08/turkiye-kafkas-makronu-ve-siyaset.html
*2 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/11/kultur-cerkesciliginden-siyaset.html, https://apiscanberk.blogspot.com.tr/search?q=%C3%87erkeZler+ile&x=0&y=0, 
*3 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2016/05/cerkes-soykrm-ve-cerkes-sorunu-uzerine.html
*4 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/11/rusya-dsisleri-bakanlg-hangi-kozu-oynad.html







Dönüş Siyasetine "Katkı" - 3


(Türkiye de Çerkes Demokrasisi)





Devam ediyor.

Çerkes Demokrasisi, demokrasinin yeniden Çerkesler tarafından icat edileceği bir şeyse ne ala, malumunuz yeryüzünde iyisiyle-kötüsüyle çeşit çeşit demokrasi söylemi veya eğer değerlerse örneği var. Türkiye'de de demokrasi var, İsveç'te de demokrasi var. Arada bir fark var! Fakat biz, Çerkeslerdeki bu "hazıra konucu" kötü alışkanlığı en kötü ihtimalle ölçü alarak, Çerkes demokrasisini, kendi demokrasi anlayışını oluşturan bir zemin yaratacak sorumluluktan eksik görüp, halihazır bir demokrasi anlayışını Çerkesler için yorumlanacak sorumluluğa hazır gibi davranalım. (Çerkes Demokrasisi oluşturacak çalışmalar yapanlar varsa ne ala..)

Bu arada, demokrasiye dahi alerjisi olan insanları da ne yazık ki artık yok sayma aşamasındayım, onlar kendilerini tamamen muaf tutarlarsa da olur. (İlgili kesimler: Şeriatçı Çerkesler, Kastçı Çerkesler, Kabileci Çerkesler, Monarşici Çerkesler vb.)

...ve kendini hangi yöntemle açıklarsa açıklasın, kişinin kendini Çerkeslerden sorumlu hissetmesi asgari bir düzeydir. (İlgili kesimler: Komünist Çerkesler, Sosyalist Çerkesler, Anarşist Çerkesler, Anti-Faşist Çerkesler, Müslüman Çerkesler vb.)


İlk başta söylediğimiz gibi, kendi demokrasi anlayışımızı ortaya koymayı uzak bir ihtimal olarak düşünüp, varolan demokrasi anlayışlarından birini Çerkesler için yorumlanacak biri olarak seçeceğimizi düşündüğümüz de, temel yolumuz; seçeceğimiz demokrasi anlayışının Çerkesler için ifade ettiği genel bir eğilimi olup olmadığı olacaktır, aksi takdirde zaten bizim için hiçbir şey ifade etmeyen bir demokrasi içerisinde yaşadığımızı söylemem gerekiyor. Bize kendimizi açıkça ifade edeceğimiz bir demokrasi anlayışı en temel ihtiyaç. Bu ihtiyacımızı gidermek üzerine, hazırda olan demokrasi anlayışları ele alınarak; güncel haliyle bu demokrasi anlayışı, içerisine özel bir Çerkes sorunu eklenmediğinde, kendi haline Çerkesler için bir talepte barındırıyor mu diye sorabiliriz. Fakat bunu yaparken bir handikaptan kurtulmamız lazım; seçme seçilme hakkı, gösteri ve yürüyüş hakkı, oy verme hakkı gibi bütün insanlığa ait demokratik haklar, bizim sorumuzun cevabı değildir. Elbette bir Çerkes olarak bu haklar ve daha fazlası bizim de haklarımız ve taleplerimizdir, fakat buradaki ince çizgi şudur; bu demokratik haklar bizim bir toplum olarak taleplerimiz değil, aksine tamamen insan olarak taleplerimizdir. Çerkes sorunu; kültürel ve siyasal asimilasyondur, sürgün ve soykırımdır. Bizim demokrasiye sorumuz da; sen bizim kültürel olarak yaşadığımız asimilasyona karşı bir çözüm üretiyor musun? bir çözüm yolu bırakıyor musun? siyasal olarak varlığımızı kabul ediyor musun? siyasal olarak varlığımızı kabul edecek bir yol bırakıyor musun? Çerkes sürgünü ve soykırımını tanıyor musun? tanıyacak bir yol bırakıyor musun?

Arkadaşlar çok açık ve net olmak durumundayım, dolaylı veya dolaysız olarak bu sorulara geçici ve kalıcı olarak olumsuz cevap hiçbir demokrasi anlayışı, Çerkes demokrasisinin temeli olamaz. Çerkes demokrasisinin temeli, Türkiye Çerkeslerinin en büyük sorunları olan bu sorulara en asgari düzeyde olumlu karşılık veren demokrasi anlayışı olabilir.

Çerkes sorununa kendi haline asgari düzeyde olumlu karşılık veren demokrasi anlayışıda tespit edildiğinde, artık demokrasinin bir talep meselesi olduğu unutulmadan davranılmalı ve temeline aldığımız bu demokrasi anlayışına Çerkes talepleri üzerinden bir yorum getirmek üzere çalışmalıyız.

Demokrasi, toplum içinde yalnız bireylerin ve insanlık içinde yalnız toplumların kazanacağı bir siyasal platform değildir. Demokrasi, talepleri uzlaşan bireylerin topluma yönelik ve talepleri uzlaşan toplumların insanlığa yönelik talepleri ile meşrulaşarak güçlenen bir siyasal platformdur. Çerkes demokrasisi yorumlanırken de burası ıskalanmamalıdır. Dost veya düşman; kişi veya toplum üzerinden inşa edilmemelidir. Dostta, düşmanda; talepler karşısında direnen bir diğer anlayış üzerine şekillenmelidir. Kısaca söylemem gerekirse Türkiye'de Çerkes taleplerini destekleyen Türk anlayışı dost, Çerkes taleplerine direnen Kürt anlayışışmandır. Tam tersine; Çerkes taleplerini destekleyen Kürt anlayışı dost, Çerkes taleplerine direnen Türk anlayışışmandır. Aslında burada örnekleme hatası da var fakat bunu Türkiye'de yetişmiş bir insana bu örneği vermeden anlatabilmek çok zor. Hata var çünkü; aslında dostumuz da düşmanımız da Türk veya Kürt değil, dostumuz da düşmanımız da "anlayış" zira taleplerimizi destekleyen Türk ile Kürt de dost, taleplerimize direnen Kürt ile Türkte düşmandır. Ve hatta bugün Türkiye'de siyasal platforma yönelik ortaya çıkan her Çerkesin mutlaka karşılacağı, Çerkes taleplerine direnen Çerkeslerdir. İşte esas en büyük düşman da o'dur. Biz, dostumuzu da düşmanımızı da adres göstererek ilan etmek gibi bir hataya düşersek, bireyler veya toplumsal ittifaklarımız da yanılmış olur. Biz dostumuzu da düşmanımızı da, taleplerimize karşı yaklaşımların genel "anlayışı" üzerine ilan etmeliyiz. Bu anlamda, biz hiç kimseyi dost veya düşman ilan etmemiş olur, dostun da düşmanın da kendini seçmesine olanak vererek demokratik bir yaklaşım göstermiş oluruz.




devam edecek


Dönüş Siyasetine "Katkı" - 2


...Devam ediyor

Biliyorsunuz bir önceki yazımda "Dönüş Siyaseti" gibi anlamlı tartışmaların tekrardan başlamasıyla alakalı olumlu düşüncelerimi yazdım, kendi bildiğim edep tanımına sadık kalarak, Türkiye'den Çerkesya'ya dönüş yapan büyüklerimizi hizalamaya çalışmadım da. Çünkü kişinin, hele hele toplumunu ileriye yönelik hareket ettirmek üzere mücadele yürüten "kişinin" en büyük sorumluluğu da kendi sınırını bilmesidir. Bu anlamda hepimiz, sınırımızı bilirsek bütün tartışmalar daha da anlamlı olur.

İşte tüm bu kendi bildiğim edep tanımının sınırlarında, ben yalnızca bir önceki yazımda yoğunlaştığım üzere dönüş siyasetinin yalnızca Türkiye bölümüyle alakalı yazacağım. "Devam edecek" diyerek bıraktığım aşağıdaki noktadan devam edelim.

 " Dönüş siyasetinin Türkiye ayağı mutlaka ve mutlaka demokrasiyi içselleştirmeli, kendi iç demokrasisi olan, dernek faaliyetleri dışına çıkmış bir siyasal platform örgütlemelidir. Bu platforma da, tüm bu kamplardan arınmış şekilde butik olarak politika yürüten Çerkes örgütlerini kazandırmalıdır ki; ortak paydası demokraside buluşan, dönüşçülüğü amaç edinmiş bir güç, sağlıklı zeminlerde oluşabilsin." 

Halihazır varolan gerçekliği tartabilen insanların siyaset üzerine bir araya geldikleri yapılar, mücadele alanı olarak görünür de ortak olsa da, derinlemesine bir incelemeyle aslında kendi aralarındaki mücadelenin daha yoğun olduğu gözükür. En temel problemlerden birisi; Çerkes toplumunun içine her geçen gün biraz daha sinen "hazıra konucu" bir alışkanlık. Bu alışkanlık elbette yazımızın "yüklem"de konusu olan siyasette tam olarak şöyle tarif edilecektir; Çerkes örgütleri, kendi ilkelerine uygun bir çeper yaratma politikasını denemeyi  bir kenara bırakın, bunu pek düşünebiliyor dahi değiller. Bir çoğu, (-ki sol ilkelerle oluşum göstermişlerde gözle görülecek biçimde) hasat politikası ile toparlanma gibi düz bir mantık içerisinde hareket ediyor. Bir bakıyoruz bir yerde 10-20 kişi bir araya geliyor ve kısa süre içerisinde kendilerini ilan ediyorlar. Bir araya gelen 10-20 kişinin geniş anlamda 2 ortak noktaları oluyor, birincisi Çerkes olmaları (ya da kendilerine Çerkes demeleri) ikincisi de aynı dünya görüşüne sahip olmaları (ya da kendileri öyle sanmaları). Bu kişiler daha önce hiç kendi ilkelerine uygun bir çeper yaratma politikasına "etnik" (dar anlamda Çerkeslik üzerine) dahil olmamışlar ve yine bu kişiler kendi örgüt tabanlarını nasıl Çerkes toplumunun içerisinden yaratacakları konusunda ortak bir görüşe sahipte değiller. Nasıl olsunlar? Çerkesya mı - Kafkasya mı? Çerkesçe mi - Adığece mi? ve hatta Çerkes mi - Adığe mi? Çerkes kim, Adığe kim? diye basit ve kendi öznelerinin varoluşunu koydukları sorulara bile muhtemelen ortak cevap verebiliyor değiller.  Doğal olarak tabanlarını özne üzerinden değil, yükleme dayanan ve yoruma açık, net olmayan bir özne üzerinden var etme üzerine kısa olan yola koyuluyorlar. Çünkü çok kolay...

Kafanızı karıştırdıysam kusura bakmayın.. bir kaç satırda daha anlatayım...

Örgütün öznesi: Çerkes, Yüklemi: Siyaset... örgüt tabanını Çerkesin Siyasete dayanmış bireylerinden oluşturmak istiyor, fakat Çerkesin kim olduğunu tam olarak kendisi de bilmiyor. Böylece; uzlaşılan siyasi eğilimin içinde olan ve aslında Çerkesin kim olduğunu bilmeyen diğer insanları derlemek üzerine bir çalışma prensibiyle kuruluyor. Peki böyle olunca, zaten sahada siyaseten kendini var eden insanları bir araya getirip, o siyasal değerleri ilke edinmiş insanlarla Çerkesler adına gerçekten bir şey yapabilmek mümkün oluyor mu?

Olsaydı hepimiz duyardık.

Fakat size bir kaç örnek vereyim... Birleşik Kafkasyacılık, Kafkasya Forumu ve Kafkas  Dernekleri Federasyonu..

Hepsi tarihsel delillere dayanacak biçimde size Kafkasya'yı ve Kafkası bir özne olarak açıklayacaklardır. Bu anlamda bir tabanda yaratacaklardır.

O halde örgütün kendini ortaya koyduğu öznesini keyfe keder değil, tarihsel delillere dayanacak biçimde ortaya koyması: Çerkesin kim olduğunu açıklaması en temel vazifesi. Bunu ıskalayan arkadaşlarımız bir kaç on yıl daha "hasat politikası" ile  kendini var ettikten sonra, bugün ki öznelerini düşürüp, yüklemlerini öznelerine çevirerek gerçekten ve güçlü bir şekilde pür-i pak sınıf siyasetine yatay geçiş yaparlar.

Birinci sorunun cevabını veren arkadaşlarımız ise, yeterli ve ikna edici delillerle bunu kamuoyuna açıklayarak hiç olmazsa kim oldukları konusunda şüpheye yer bırakmaksızın örgüt olmanın diğer koşullarında birleşmek üzere diğer soruların cevaplarını aramaya başlarlar.

Biz neden Çerkes olarak bir araya geldik? diye sorabilirler mesela. Eğer  bu arkadaşların hepsi sosyalistlerse bu soruyu "biz neden sosyalist olarak bir araya gelmedik?" şeklinde destekleyebilirler de. Çerkes olarak bir araya gelmenin, Çerkeslere açıklanacak şekilde verilmesi, Çerkeslerin örgütü anlayabilmelerini kolaylaştırır.  "Biz neden Çerkes olarak bir araya geldik?" sorusuna, Çerkeslere açıklanabilecek biri cevapta verildiğinde işte o zaman bir araya gelen ve Çerkeslere kendini açıklayabilen bu örgüt, ilkelerini; halkların kardeşliği, emekçinin desteklenmesi, ileri demokrasi gibi evrensel kalıplar içerisinde elbette oluşturabilir.

Esasta sevgili dostlarım, henüz kendi ilan ettiği kimliğini açıklayamayan örgütlerin bir araya geldiği siyasal yönelimlerin halka mal edilebilmesi de zordur. İşbu yüzden ki; bugün çerkes örgütleri içerisindeki sosyalizmin öncüleri, kendilerini bir tek kendilerine anlatabilmektedir. Siyasal yönelim olarak kendilerine uygun olan yönelime girmiş Çerkes veya kendine Çerkes diyenleri toplayabilmektedir. Başkaca da sebebi yoktur. Maraş'ın bir Çerkes köyünde ya da Kayserinin Çerkes yerleşkelerinde bu örgütlerin varlığı yoktur.

Pek çok değerli insan, farklı örgütlerde sözde aynı şey için (elbette Çerkeslik için) birbirini yermektedir.

Oysa açıklanması kuşkusuz bir "Çerkes"i özne alarak, onun mücadelesi yürüten Demokratik bir Çerkes örgütü bu insanları bir araya getirecek bir Çerkes Demokrasisi inşa edebilirdi ve bu Çerkes Demokrasisi bu değerli insanları Çerkes öznesinde, aynı değerlerle mücadele de buluşturabilirdi.

Bu insanlar bir araya geldiklerinde, Çerkes toplumunun tabanına da kendini daha rahat ifade eder, bulunduğumuz coğrafyadaki anti-demokratik olaylara karşı, demokratik bir tanımla karşı da koyabilirdi.

Bu insanlar hep birlikte kendi toplumlarına asimilasyonu anlatabilir, buna karşı duyarlılık politikaları yürütebilir ve bir talebin oluşmasını sağlayabilirdi.

Bu insanlara, kim oldukları ve nereden geldikleri anlatılabilirdi. Böylelikle bu insanlar geldikleri yere dönmek isteme konusunda yaygın bir şekilde aidiyet hissedebilirlerdi.

Fakat böyle değil, böyle olmadığı için de "dönüş hakkımız" altın tepside sunulsa, en fazla hayal edebileceğimiz sayı 10 bin bile değil.

Devam edecek















Dönüş Siyasetine "Katkı" -1

Dönüş siyasetinin öncüleri, ardıcıları ve şimdikileri ile, geçmişi ve geçmişin şartlarını konuşacak kadar cüretkâr değilim elbette, çünkü edep bana göre çoğu kişinin sandığının aksine susmak değildir, bildiğini konuşmaktır.  Bir kişi, bildiğini değilde, duyduğunu konuşuyorsa o  vakit "edep" sınırına yaklaşır ki, edepli olmakla, edepsiz olmak tam o zaman sadece kişinin iki dudağı arası kadar yakın olur.  

Kısacası edepsiz olmak; kişinin duyduğunu, araştırarak öğrenmeden sadece duyduğuyla biliyormuş gibi savunmasıdır benim açımdan. Yoksa kişi bildiğini kendi üslubuyla savunuyor diye, ona edepsiz denmemelidir. 

Şimdi bende kalkıp, hiç içinde olmadığım dönüşçülük siyaseti üzerine, içinde olmuş büyüklerimizin tartışmaları üzerine yorum yaparak edepsiz durumuna düşmek istemem. Ancak tek bir söyleceğim var ki, "aklın yolu birdir" ve en çetin şartlarda dahi Çerkeslerin kendi vatanlarına dönmeleri, burada olmalarından daha iyidir. 

Ben böyle düşünüyorum.

Diğer bir taraftan ise, "Dönüşçülük Siyaseti" üzerine yürüyen tartışmaların en kısa sürede, hareketin tarihinde hata aramak yerine, diaspora Çerkeslerinin gündemine tekrar taşıyacak konumda konuşulması gerektiğini düşünüyorum ve bu anlamda yürüyecek bir tartışmaya katkı olması arzusuyla yazıyorum.

Türkiye'de Çerkeslerin durumu sandığımızdan daha kritik, çünkü bazı yazarlarımızın bari yarısını savunalım dediği demokrasi gerçekten tehlike altında. Demokrasi Çerkesler açısından, (Çerkeslik açısından) vazgeçilemez değerde bir şey fakat toplumsal tabakamızın ve hatta halkımız adına yazan-çizen bazı zümrelerin demokrasinin ne olduğunu bildiğinden şüpheleniyorum. Zira demokrasi kendimize bir kral seçmek değilken, herkes sandıktan çıkan adamın kral olma ihtiraslarına yoğunlaşmış. Yanlışımız da olmasın; burada yalnızca Çerkeslerin bir kesimini değil, büyük bir kesimini bahsediyorum. Sandık demokrasisini savunanlar da, sandık demokrasisine itiraz edenlerde; demokrasinin yalnızca "sandık" olanıyla pek meşgul. Halbuki bugün Çerkeslerin demokrasiyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda tartışması gerekirdi. Bu demokrasi bize istediğimizi veriyor mu? diye tartmalıydık. Lakin " Ulusal Şizofreni" başlıklı makalemde yazdığım üzere, Türkiye'de Çerkesler Demokrasiyi hep "Sağda, Solda" aradılar. Hala da arıyorlar. Bu böyle devam ettiği sürece, Türkiye Demokrasisi, İsveç demokrasisini geçse bile, bir  toplum olarak Çerkesler için hiçbir şey ifade etmeyecek. 

Bir çok sorunumuz var, fakat sorunların en büyük kaynağı aidiyet hissiyle ilgili. Çerkesliğin gökten zembille indiğini sananlar, Çerkeslik için en ufak bir çaba göstermezken üstelik etnik vitrinde kendilerini "en çerkes" olarak gösteriyorlar. Pek alışkın olmayan insanlar için belki hiçbir şey ifade etmeyecek ama, benim açımdan onların "Çerkesim" diyerek övünmesi bile artık bir umut kaynağı, çünkü "Türküm" diyerek övünenlerin yayılma hızına şöyle bir bakınca, toplumun bu kesiminde hala "Çerkesim" diyerek övünenleri görmek umut veren bir şeye dönüştü. "Çerkesim" diyerek övünenlerin bile verdiği umut, sadece onların Çerkesliği bir Türk boyu sanmadığını düşündüğümle sınırlı. Aidiyet hissi dediğim şey, kişinin Çerkesliğini inkar etmesiyle ilgili de değil. Çerkesliğini inkar edenlere en güzel cevabı da rahmetli Yaşar Kemal vermiş zaten. Aidiyet hissiyle alakalı dediğim şey, bir Çerkesin öncelikleriyle alakalı tutumu. Kısacık bir örnek vermem gerekirse, Türkiye ile Rusya arasındaki uçak geriliminde Türkiye lehine, ordu kurmaya varacak seviye de bir hayallere dalmalarını  hatırlatırım. Rus uçağı Türk hava sahasını işgal etmiş mi, etmemiş mi hiç umurumda da değil ayrıca... benim Türkiye'nin bu uçak vuran bu tutumuna karşı düşüncemin çok belli temelleri var, 1ncisi Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin ekonomik olarak Türkiye'de etkileyeceği çiftçiler 2ncisi de Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin, Çerkes toplumuna yaratacağı olumsuz etkisi. Fakat Türkiye'nin uçak vuran tavrını açıktan destekleyenlerin düşüncesinin temel nedeni, hayatları boyunca kendilerine öğretilmiş "egemenlik" hikayesi ile alakalı olabilir.

Dönüş Siyaseti olarak, kendi topraklarından uzakta yaşayan Çerkeslerin tekrar kendi topraklarına gelmeleri dönmeleri için 2 temel şeyin mücadelesinin verilmesi gerekir. 
Birincisi; toplumu dönüşe teşvik etmek, ikincisi de Rusya'ya bunu kabul ettirmek. 

Ben Rusya'ya bunu nasıl kabul ettirebileceğimizin yolunu açıkçası bilmiyorum, fakat tek söyleyebileceğim şey; Rusya ne kadar demokratik olursa, Çerkeslerin dönüşünü kabul etmesi de o kadar kolay olur. Bunu ömrü orada geçmiş abilerimiz, oradaki diğer soydaşlarımızla birlikte açıkladıklarında, benim burada yüzeysel olarak ifade ettiğim şeyden daha da anlamlı olacaktır. 

Fakat toplumu dönüşe teşvik etmek için ne olması gerektiğini az çok biliyorum! Türkiye ne kadar demokratik bir ülke olursa, Çerkeslere dönüşü o kadar kolay anlatabiliriz. Kaybettiklerini gösterebilir, onlara tekrar kazandırabiliriz. Ancak ne yazık ki, Türkiye'nin demokratik olması bir kenara dursun, Türkiye'de Çerkeslerin içerisinde bile ayağı yere basan ve tarihsel gerçeklik ve toplumsal farkındalık içerisinde toparlanabilmiş demokratik bir örgüt yok. Türkiye'deki Çerkeslerin kendi örgütleri içerisinde de ne yazık ki demokrasi yalnızca "sandığa" indirgenmiş. Seçimden seçime... Geçtiğimiz yıl genel seçimlerde HDP'li aday arkadaşlarımızı desteklemek üzerine bir araya geldiğimizde, meydanlarda demokrasi nutukları atan ak sakallı bir abimizin dahi buna tahammül edemeyip ihtiraslanarak ellerini çamura bürüdüğünü görmüştük ki, kendisi de 3 kişilik örgütüyle yuvalandığı bir yerden HDP'den bir adayı desteklemekteydi. Bu verdiğim örnekler, birbirine fikren ve zikren yakın ve hatta aynı çatı içerisinde adına "demokrasi" denen şey için mücadele yürüttüklerini beyan eden insanların "demokrasiye" uzaklığını anlatmak içindi. 

Bugün Türkiye'de demokrasi her geçen gün daha da  geriliyorken ve hatta bir deyimle "yarı-demokrasi" moduna da girmişken, en başta Çerkes olduğunu beyan edip, bunun üzerine bir şeyler talep eden butik toplulukların önderlerinin bir araya gelip kendi aralarında bir demokrasi inşa etmeleri gerekir. Bunu başaramamak için hiçbir engelde yoktur. Bir çok butik ve işlevsiz örgütün içerisinde çok değerli insanlarımız var. Fakat ne hikmetse herkes Futbol takımı tutar gibi, örgütlerini her şeyine rağmen fanatik bir şekilde tutuyor. Türkiye'de devlet medya eliyle Türkiye toplumunu genel olarak kamplara bölerken, bu bölünmede birbirine karşı kamplaşan Çerkesler de yetmezmiş gibi, devletin kamplarında aynı kutupta kalan Çerkeslerin de kendi içlerinde ek kamplaşmalara gitmesi bizi yaralayan bir tutum. Geçtiğimiz aylarda Adigey Cumhuriyetinde bir gazetenin meçhul bir yazarı tarafından hedef alınan Adnan Khuade ile ilgili bir makale yazmıştım. Bazı zatlar böyle bir durumda pusuya yatmış yılan gibi; "Yurtsever" de demeyi ihmal etmemişlerdi hatta. Böyle örgüt mü olunur, böyle zihniyet mi taşınır anlayamadım. Gezi Parkına katılınca provakatör, HDP'yi destekleyince PKK'li, Altan Tan'ı eleştirince işbirlikçi, Çerkesler Adığedir dediğimde milliyetçi itham edilmek yetmiyor, kendi vatanımızda bir gazetenin aktivist bir dönüşçüyü, dönüşçülüğü üzerinden hedef alarak karalamasına sessiz kalmayınca da kendi içimizde bölünüyoruz. 

Dönüş siyasetinin Türkiye ayağı mutlaka ve mutlaka demokrasiyi içselleştirmeli, kendi iç demokrasisi olan, dernek faaliyetleri dışına çıkmış bir siyasal platform örgütlemelidir. Bu platforma da, tüm bu kamplardan arınmış şekilde butik olarak politika yürüten Çerkes örgütlerini kazandırmalıdır ki; ortak paydası demokraside buluşan, dönüşçülüğü amaç edinmiş bir güç, sağlıklı zeminlerde oluşabilsin.


Devam Edecek...