#APiSCANBERK

Canberk Apiş'in Kişisel Günlüğü

Diaspora Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017-03-16

Bu Yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!



Haziran seçimlerinde aldığı darbeyle sersemleyen iktidar; milliyetçi alamete öyle bi yapıştı ki tek politikası kıyamet oldu ve bundan asla kopamadı. Türkiye o günden sonra neredeyse bir gün bile normal yaşanılmadı. Normal yaşadığını iddia edenler açık seçik yalancı madrabazlardan başka kim olabilir ki zaten?


Artan terör eylemleri ve belki hayat boyu unutamayacağımız suruç, ankara katliamları… hepsi sivil, yüzlerce insan.. onlarca üniversite öğrencisi.. iç savaştan farkı olmayan çatışmalar, ölen onca gencecik askerler.. Neresi normal olabilir? Bu ülkede her kesimden, her  görüşten, her yaştan kaç kişi öldü sayabiliyor mu acaba, herşeyi normal bulanlar?


Yalan hamallarının bile beli büküldü artık bu gerçekle, varsın içimizden çeşit çeşit üç beş cibilliyetsiz hala “normal” gibi davransın tüm bu olup bitene! Bu gazetede yayınlanacak yazım, bir de daha önceden kendi günlüğümden yayınlayacağım yazım olacak.. eğer önceden yayınlanmış yazımı okuduysanız bu onun Çerkeslere açılan parantezi, eğer okumadıysanız bu yazının bir de geneli kapsayan bölümü olacak, dilerseniz okursunuz.


Haziran seçimlerinden sonra milliyetçi alamet ile ilkesel koalisyona dönüşen iktidar, yıllar öncesinde kandırılırken her türlü fırsatı ve imkanı tanıdığı terör örgütünün iğnesi kendine batınca çılgına döndü ve Türkiye’yi OHAL ile yönetilen bir ülkeye dönüştürdü.


Türkiye hem kendi anayasasını çiğneyen hemde uluslararası hukuku da hiçe sayarak yönetilmeye başlanan bir ülke oldu, kaldı ki zaten bunu anayasayı çiğneyen, uluslararası hukuku tanımayan kişi “fiilen” olarak ifade de etmişti. 15 temmuzdan sonra ise Türk oligarkları bir araya gelerek bir ruh ilan ettiler, bunlardan bir kısmı bugün yaşayacağımız bu anıların temelleri atılırken bu koalisyona ne kadar maşa olmuşsa da, bu işin sonunun kendisine ve dahası bu ülkede yaşayan her insana yansıyacağını keşfederek taraf değiştirdi. Beter ile ondan da beteri uzlaştılar ve ülkedeki bu hukuksuzluğu, bu anayasal suçu aklamak için el ele verdiler. Hukuki sınırlarına çekilmesi gerekenleri yerine çekmek yerine, hukuku bu sınırları fiilen çiğneyen birine göre tasarlayarak bir referandum ile resmileştirmek istediler.


Biz de bu ülkede Türkler ve Kürtlerden sonra en çok nüfusu bulunan halk Çerkesler olarak bu duruma elbette kendi görüşümüzce yorumlar katıyoruz.


Bu referandum da Çerkesler de iktidar için demir bilye olacak! Leblebi olmayı seçeceklerin ise bu durumu Çerkeslikten zerre ilgisiz ve alakasız olacaktır.


Türkiye’de Çerkesler de tüm halklar gibi onlarca fraksiyona bölünmüş, çeşitli hassasiyetleri olan gruplar halinde olabilirler. Ancak Çerkesler ne aptal, ne de hafızasız değiller!




Çerkesler Referandumda neden HAYIR diyecek sıralayalım!


1- Mevcut iktidar partisi ortadoğudaki Çerkeslerin hayatını cehenneme çevirdi!


Her ne kadar yandaş medyada kalem sallayan, kaleminden Çerkesler için bir kere bile hayır çıkmayan biyolojik Çerkesler bunu gündeme getirmemiş olsa bile, Fehim Taştekin’in makalelerinde ve ilgili bölgelerin yerel kaynaklarında Çerkeslerin neler yaşadığını sıkça duyduk. Hatta savaşın ilk günlerinde Türkiye’de bir federasyonlar komiteler hazırladılar ve ateş çemberinde kalmış Çerkesleri bölgeden çıkartmaya, Türkiye’de barındırmaya, Anavatanımıza yollamaya çalıştılar. Bugün Türkiye’nin bir çok kentinde Suriye’deki hayatı mahvolmuş Çerkes hemşerimiz bulunmaktadır ve Çerkesler kendi hemşerilerini görmezden gelemezler! Türkiye’nin Mit tırları ve daha nice şekillerde Suriye’deki ateşe benzin taşıdığı artık bir sır değil.. Türkiye’nin agresif dış politikası Ortadoğudaki Çerkesleri, dolayısıyla tüm Çerkesliği incitmiştir.


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


2- Türkiye - Rusya Federasyonu arasındaki uçak krizinin bir faturası da Çerkselere kesildi!


Türkiye diasporasında bu krizin etkilerini hissetmeyen Çerkes kaldı mı bilmiyorum,Çerkesler daha önce vizesiz girebildikleri anavatanına uçak krizinden sonra 150 dolar vize ücreti ödeyerek girmeye başladılar. Anavatanına geri dönmüş ve orada yaşayan Çerkesler çok sıkıntılar çektiler.. ve tüm bu olanlardan sonra Türkiye, Rusya Federasyonundan özür diledi. Ancak Çerkesler anavatanına bugün dahi 150 dolar vize ücreti ödeyerek girmek zorunda kalıyorlar. Krizden sonra anavatanına gitmek isteyen bir çok aile planını iptal etmek zorunda kaldı.. 3 kişilik aile 450 dolar vize ücreti ödüyor diye!


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


3- Çerkes Çalıştayı Raporu dikkate alınmadı, esamesi bile okunmadı!


Çerkes Hakları İnisiyatifi 2012 yılında Kocaelinde bir çalıştay yaptı. Bu çalıştaya çok değerli insanlar katıldı. Çalıştay dönemin siyasi koşullarında demokratik açılım gerçekleşitiren hükümet tarafından dikkate alınmadı. TBMM’ne kadar giderek parti yöneticilerine Sonuç bildirgesini vermek isteyen çalıştay temsilcilerine bugün başkanlığı savunan MHP yönetimi tarafından “Bunlar tehlikeli talepler,Çerkeslerin böyle talepleri olduğuna inanmıyorum” diyerek veto geldi.  AKP yönetiminden Arınç ise Sonuç Bildirgesinde er alan taleplerle yakından ilgileneceğini ve başbakana ileteceğini söyledi. Ancak daha sonra Çerkes Ethem’le ilgili bir meclis komisyonu kurulmasını da sağlayacağını söyleyip yaptığı gibi: Hiçbir şey yapmadı.


Bu Yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


4- Suruç Katliamı aydınlatılmak bir tarafa üstü kapatıldı!


20 Temmuz 2015’de Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde savaş bölgesindeki çocuklara oyuncak ve insani yardım götürürken hain bir saldırı sonucu 33 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümü üniversite öğrencisiydi. Bu saldırıda Çerkes halkından Ferdane ve Nartan Kılıç’ta hayatını kaybetti. Sinem Kılıç yaralandı. İktidar o günden bu güne kadar Suruç katliamını aydınlatmak için hiçbir çaba göstermedi, üstelik saldırıda yakınlarını kaybedenlere soruşturmalar açarak mahkeme salonlarında onları ikinci-üçüncü defa yaraladı. Çerkesler Ferdane’yi ve Nartan’ı asla unutmayacak!


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


5- Çerkes sorunlarının araştırılması ve çözüm bulunması, Çerkes soykırımının tanınması reddedildi.


Milletvekillerinin TBMM’ne sunduğu ve Çerkes sorunlarının araştırılması, çözüm bulunması. Çerkes soykırımının tanınması yönündeki tüm önergeler bugünkü iktidar partisinin etkili oylarıyla reddedildi. Gündeme dahi alınmadı!


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


6- Adalet yürüyüşü şiarıyla başlayan ve sadece adalet talep edenlere hunharca saldırıldı!


20 Ağustos 2013 yılında Antalya’dan başlayarak İstanbul’a kadar yürüyerek gelen ve yürüyüş boyunca çoğunluğu Çerkeslerin oluşturduğu ekibe, İstanbul Gümüşsuyu mevkinde yolları kesildiği için kaldırıma oturup Çerkesce forum yapılırken çok sayıda polis saldırdı. Bu saldırı sonucu ekipten bir kişi sara krizine girdi ve tüm göstericiler hastanelik oldular.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


7- Abhazya seçimleri sırasında polis kadıköy’deki seçim sandığına saldırdı!


24 Ağustos 2014 yılında Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Kadıköy’de kurulan ve Abhazya vatandaşlarının oy vermek için toplandığı binaya polis saldırısı oldu. Polisler Abhazya vatandaşlarının oy kullandığı sandığa el koydular.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!

8- TRT Çerkesce istiyoruz dilekçelerine: TRT Türkçe izleyin yanıtı!


Çerkes Soykırımı ve Demokratik Haklarımız için Mücadele grubunun başlattığı kampanya ile 1 ay boyunca BİMER üzerinden TRT Çerkesce kanalının açılması talep edildi. Bu taleplere “Kanallarımızdan TRT AVAZ Kanalı Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan, Türkçe konuşan insanların ve devletlerin ortak değerlerine vurgu yaparak Türk halkları arasında kültürel bir köprü olmanın yanında Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’ya yönelik yayınlarla Türkiye’nin ve Türk devletlerinin, Türk insanının tanıtılmasını sağlamak, Türkiye ile diğer Türk devletleri arasında dil birliği oluşturmak kültürel ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur” şeklinde yanıt verildi.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!

Dahası Çerkesler: Demokratik Cumhuriyet için ölürken “Türkçe” bilmiyorlardı. Demokratik Çoğulcu Parlamenter sistem Çerkeslere bu topraklardaki atalarının kanlarıyla kazanarak armağan ettiği bir yoldur!


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


Çerkesi yok sayan, onu tanımayan, ona hakkını vermeyen, onun sözünü dinlemeyen “şimdi de Çerkesler mi çıktı” diye gocunan, sandıklarımıza el koyduran, kardeşlerimizi katleden, kardeşlerimizin hayatını zindana çeviren, Gürcistan’ı askeri hibelere boğup geleceğimize el koymak isteyen kişiye tek cevabı olacak:

#HAYIR

Jıneps Gazetesi Mart 2017 Köşemden...

2017-03-10

Evet mi Hayır mı?


Türkiyeli Çerkeslerin hiçbir anlamda Türkiye gündeminden kopuk olmadıklarını defalarca açıklamış bir çok konuda Çerkeslerin Türkiye gündemine kendi kimlikleriyle katılmaları gerekliliğinden  bahsetmiştim.

Geçtiğimiz günlerde bir grup Çerkesin de içlerinde olduğu kendilerini "Kafkasyalılar" olarak tanımlayan bir grup referandum süreciyle ilgili inisiyatif alarak bir metin hazırlamış ve halka açık bir noktadan imzaya sunarak referandum sürecinde "evet" oyu kullanacaklarını ifade ettiler. Ben şahsen grubun inisiyatif alarak açıklama yapmasına kesinlikle karşı değilim, aksine onları "hepimiz" adına açıklama yapamayacakları konusunda hizalamaya çalışanları sığ buluyorum.

İlgili kampanyanın içeriği şöyle kenara dursun, genel açıklama yapma kalıpları üzerinden düşünüldüğünde; hiç kimse kendi toplumu adına açıklama yapmak için bütün toplumun onayını almak zorunda değildir, kaldı ki bugüne kadar hiçbir zaman bütün toplumun onayı alınarak yapılmış bir açıklama hatta antlaşma olmamıştır. Her açıklamaya ve her antlaşmaya muhalif olan, karşı çıkan birileri hep olmuştur.

Kaldı ki yukarıda bahsettiğimiz "Kafkasyalılar" isimli propaganda metni, referanduma "kafkasyalı" olarak değinmeyi bırakın, yaklaşmayı bile başaramayan; toplumdan ziyade iktidar zümresine "sizinleyiz" mesajı vererek cici gözükmeye çalışan, toplumda ise tam tersi tepki yaratan bir açıklama olması dolayısıyla; ben bu çağrının yapılmasından gayet memnun olduğumu belirtmek isterim.

Öte yandan bugüne kadar Çerkesler için bir çok siyasal faaliyetin içerisinde bulunmuş birisi olarak, yukarıda bahsettiğim anlaşmanın çağrıcısı ve imzacısı olan insanların "bütün topluımu" ifade edemeyeceğim konusunda eleştiri aldığımı da belirtmeliyim. Bugün ben onların beni çekmek istediği pasifizme değilde, onların benim bulunduğum aktivizme gelmeleri beni çok heyecanlandırıyor, çünkü tüm yaptıklarımı onların daracık ölçülerinde bile meşrulaştırmış oluyorum.

Onlar şöyle kalsın,

Kendisiyle şahsen hiçbir konuda derdim sıkıntım olmayan, dünyalar tatlısı Murat Özden ağbimin artık Çerkeslerin oyu beleş değil manası taşıyan yazısı üzerinden hep birlikte düşünmeyi öneririm.

Murat Ağbi daha önce parti kulislerinden işittiğini bize aktarırken Çoğulcu Demokrasicilerin "tarafsız" kalacağını duyurmuştu köşesinden. Biz hiç değilse Çoğulcu Demokrasi kulislerine dayalı yazılarında kendisinin verdiği bilgiyi doğru kabul ederdik. Fakat şimdi tarafsızlığın bir pazarlığa dönüştüğünü kendisinden okumak zorunda kaldık. Diyor ki; "Çerkeslerin eveti de hayırı da bedava değil."

O halde madem çetrefilli başlıklar çağında yaşıyoruz ve her birimiz kendi karakterini yansıtan sloganlar ile topluma iniyor, benim de sloganım " ÇERKESLERİN OYU SATILIK DEĞİLDİR" olsun.

Zira ortam bunu söylemek için çok müsait, bir tarafta kabından yedik, suyundan içtik diyerek evet diyeceğiz diyen bir güruh; Çerkes kimliğini, Kafkas kimliğini, İnsan kimliğini sadık bir çoban köpeği iktidarın tasmasına bağlamış, aynı sesle, aynı sebeple; evet diyor. Diğer tarafta ise defalarca tecrübe edinildiği halde, sanki hiç tecrübe edinilmemiş gibi oy "satılığa" çıkarılıyor.

Kim evet der, kim demez bunlar hep kişisel şeyler, Allah biliyor ya referandumda evet deyip ortamlarda hayır diyecek kişiler de az değil.

Belki ÇDP'nin dostu değilim, ama bu düşmanı olduğum anlamına gelmiyor. Tam da bu aradan yani dostu da düşmanı da olmayan aradan tüyo veriyorum.. Türkler ve Kürtler dışında temsil edilmediği iddia edilerek kurulan Çoğulcu Demokrasi Partisinin sadece Çerkesleri ilgilendiren bir talep karşılığında oy pazarlığı yapması büyük hata olur... ve ekliyorum; anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!

Birincisi TRT'de kendi anadilinde yayın yapılmayan tek halk Çerkesler değil...

İkincisi TRT'de Çerkesce yayın yapılmaması zaten başlı başına bir adaletsizlik. Adalet karşılığında bir mücadeleden başka bir şeyler verilerek sağlanabilecek bir şey değil.

Hali hazırda Çerkeslerin sadece ve sadece kendilerini ilgilendiren konulara dayalı olarak mevcut iktidara güvenmemeleri için bir çok sebep var, bunların en başında ise referandumla başkan olmak isteyen kişinin 12 Mart tarihinde bugün ki ÇDP'nin kurucu kadrosunu oluşturan ÇHİ'nin bir mitinginden sonra "Şimdide Çerkesler başladı" lafı var. Balkar Selçuk'un tabiriyle o gün bu laf "Küfür gibiydi"

Peki biz bugün bunu nasıl unutacağız? Bunun ilk muhatabı olarak siz nasıl unutmuş gibi yapacaksınız?

Damat Bülent'in kafasına kalpak takıp ağzından Pşevu hakkında iki mest edici kelam alarak onu yılın siyasetçisi seçip günlerce nara atan, daha sonraki genel seçimlerde aday adaylığını koyup ne hikmetse istediğini alamayanların ukteleri belli, belki bizim göremediğimiz başka şeyler aldılar belki de bir sonraki seferde almak istedikleri bir şeyler var ama sizin böyle birisi olmadığınıza da açıkçası inanmak isterim.

Şimdi sorular basit, cevaplar fırtına ama; basitçe düşünelim

Çerkesler neye dikkat ederek oy kullanmalılar? soru bu...

Yönetimdeki tüm gücü ve yetkiyi eline almak isteyen, Çerkeslerin bir eyleminden sonra "Şimdide Çerkesler başladı" yorumunda bulunan bir kişi Çerkeslere ne verebilir?

Türkiye'yi keskin hatlarla kutuplaştıran, kendisinden olmayan hiç kimseye nefes aldırmayan bir kişi Çerkeslere ne kazandırabilir?

Fetullah Gülen'e methiyeler düzen, özledik diyen, onu devletin içinde kendi elleriyle kadrolaştırıp darbeye teşebbüs edecek güce getirdikten sonra onu terör örgütü ilan edip, o örgütle mücadele etmek için ohal ilan eden ve bu süreçte muhalif tüm kesimleri baskılayan birinin Çerkeslere nasıl bir faydası olur?

Çerkeslerin de Türkler kadar, Kürtler kadar; adalete, özgürlüğe ve barışa ihtiyacı yok mu?

Peki barışı ayakları altında çiğneyen, savaşı körükleyen bu kişiyle neyin pazarlığını yapacağız?

Taşıma suyla değirmen dönmez, atalarımızdan miras kalmış çok fazla şeyi kaybettik belki ama bir nasihati kulağımıza küpe yapalım: Candan önce onur gelir!



2016-12-31

2016 Biterken Çerkesler: Yüzyılda iyi olan şeyleri yitirdik, kötü olan şeyleri koruduk.



2016 yılı dünya tarihinde derin izler bırakarak geride kalıyor, son günün ilk saatlerinde bu izleri düşünüyorum ve gelecek on yılları ve hatta asırları, bu yılı nasıl değerlendirecekleri konusunda öngörülerde bulunmaya çalışıyorum. 2016 yılı dünya üzerinde bir çok toplumu doğrudan fiziksel ve psikolojik olarak etkiledi ve yine bir çok toplumun sosyal ve ekonomik düzenini etkiledi. Egemen veya görece egemen toplumların bu etki üzerinden çeşitli politikalar ürettiklerini gördük, kimileri insanlık krizi olarak adlandırabileceğimiz bu şiddet sarmalını kendileri açısından fırsat bildiler, acı çeken, her yönüyle ağır şiddet gören toplumları kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmayı denediler ancak  egemenlerin çıkarları çakıştıkça bu şiddet sarmalı derinleşti. 2016 yılını bütün dünya için hiç özlenmeyecek bir yıla çeviren faktör de bu şiddetin derinliğidir. Bu derinliğin de tek sebebi bir insanlık krizini kendi çıkarları doğrultusunda fırsata çevirmekten başka amacı olmayan politikalar üretmektir.

Egemenleri bir kenara bıraktığımız da, görece egemen toplumların da bu krizde "kendi haklı gerekçeleriyle" bir politika ürettiklerini gördük ancak yavaş yavaş tüm politikalarının egemenlerin politikalarına doğru kaymasına da şahit olduk. Senenin son günlerinde sahada hakimiyet kuran tüm grupların iki egemen politikadan biriyle iç içe girmeye başladıkları artık herkes tarafından hissedilen bir gerçekten ötesi değil. Bu saatten sonra 2017 yılının iki egemen politika arasındaki rekabete dönüşeceği de neredeyse kesinleşti. Çizgisini bu iki politika arasında biriyle paralelleştirerek sahada kalan grupların bu saatten sonra kendi politikalarını bağımsızlaştırabilmesi imkansız, artık paraleli oldukları büyük politika da küçücük bir pay sahibi olmaktan başka kaderleri kalmadı.


Öte yandan 2016 yılının bıraktığı bütün izlerden, her görüşüyle sırtında taşıyan fakat ısrarla bunu yok sayan bir toplum olarak Çerkesler, "hiçbir şey yapmaya" son sürat devam ettiler. Yıllardır bir çok kişinin de tabiriyle kendini dünya da "fanus içinde" sanarak yaşamak Çerkeslerin yeni çağdaki vebası. Sürekli ve yoğun biçimde karşısındaki diğer Çerkese yönelik agresif ve eleştirel yaklaşımlarına bakıldığında insan Çerkeslerin bu gezegende yaşamadığını sanabilir, ancak bilmeyenler için söylemeliyim ki Çerkesler bu gezegende yaşamaktadırlar ve hatta 2016 yılını dünya için karanlığa, kana, teröre ve gözyaşına çeviren insanlık krizinin merkezindeki toplumlardan birisidir de.

Müslüman Çerkesin-Sosyalist Çerkese, Sosyalist Çerkesin-Müslüman Çerkese, arada derede ikisi de olup birinde daha fazla yoğunlaşanların da, diğer tarafta yoğunlaşan Çerkeslere yönelik bitmek tükenmek bilmeyen "dalaşı" sürerken, terör saldırıları sonucunda hayatını kaybedenler içerisinde Çerkeslerin de olduğunu anlayamamaları, kurumların arama motorlarında "terörü lanetleme mesajı" olarak aramaları sonucu ulaştıkları kalıp mesajları yayınlama kolaycılığı, bölgedeki ve dünyadaki tırmanan şiddetin Çerkeslere yönelik her alanda oluşturduğu baskıyı değerlendirme yoksunlukları Çerkeslerin hala "rüyalarında" yaşadıklarının en net sonucu. Yaşananlara sadece mezhepsel, dinsel veya siyasal tepki verme eğilimleri, bu tepkilerin hiçbirisinin Çerkes toplumuna yönelik anlamlı bir değer taşıyamıyor olmaları Çerkeslerin varlık öncelikleriyle ilgili ipuçlarıyla dolu. Kimisi sahilde kumdan kale yapar gibi ciddiyetsiz, altyapısız, araştırmasız kampanyalar yürüterek kendi egosal açlığını gidermeyi denerken, kimisi artık aracına dönüştüğü görüşün politikalarından başka söyleyecek hiçbir şey bulamaz halde. Birbirini-birbirinin karşısına koyarken eline su dökülmez derece de ayrışacak nokta bulma ustaları, birbirinin yanına gelmesi gereken noktalarda bırakın başarısız girişimi-denemeyi, aklına bile getiremiyor.

Türkiye'yi diasporasal olarak siyasi farklılıkların derinliğinden ötürü yaklaşılmaz eğrilik olarak değerlendirmeyi denesek, anavatanda Türkiye ile hiçbir ilgisi olmayan ve tamamen saf olarak Çerkesleri ilgilendiren meselelerde dahi bir araya gelmedikleri gerçeğini gözlemliyoruz. Adnan Khuade olayı ve diğer Çerkes aktivistlere yönelik baskılar da bunun örnekleri. Anavatanda yaşayan insanların da bu girdap içinde sürüklendiklerini görüyoruz.

2016 yılı Çerkesler için 1916 yılından farklı mıydı emin değilim, ancak 1916 da bizimle olan bir çok şey artık bizimle değildi.  Geçen yüzyıl da iyi olan çok şeyimizi kaybettik ancak kötü olan bu durumumuzu ne yazık ki koruduk. Umarım 2017 yılında bu kötü huyumuzu kaybeder, iyi bir huyumuzu korumayı becerebiliriz.  Çerkes gibi düşünebiliriz. Çerkes gibi yaşayabiliriz.

2016-07-14

Doğru bildiğimiz yolun yolcusuyuz Kardeşlerim

Kendimizi neye göre konumlandırmalıyız diye soruyor genç arkadaşlarım, bunu bana soruyorlar ve elbette verdiğim cevaplar birileri için muazzam iken diğerleri için felaket oluyor. Yani cevabımı beğenenin de beğenmeyenin de bilmesi gereken tek şey; benim verdiğim cevap bütün doğru yolların en doğrusu değil, benim inandığım yolun kendisi. Ben başkalarının inandığı başka yolların olduğunu kabul ediyorum, yadırgamıyorum da. Hatta eğer gerçekten aynı amaca hizmet etmek için, farklı yollara inanıyorsak; benimle aynı yolda olsun ya da olmasın, bütün yolların yolcularına helal olsun.

 Ama benimle aynı amacı paylaştıklarını iddia etmiyorlar ve hatta benim amacıma can havliyle tutunup, benim amacımın o olmadığını da iddia ediyorlar. Benim beyan ettiğim amacımın, esasında kendi amaçları olduğunu ancak benim kendilerinin amacını kullanarak farklı bir amaca hizmet ettiğimi bile söylüyorlar. Bunu açık saçık ya da gizli kapaklı yapıyorlar, ortalıkta örneğinden bol bir şey yok.

Bana "partizan" yaftası yapıştırmışlar, amacıma alet ettiğim ve bunu kendilerinden de saklamadığım partiye "terör" yaftası yapıştırmışlar, eksenimize topladığımız insanlara "aptal" ya da "hain" muamelesi yapıyorlar.

Kısacası biz onlar için büyük ihtimalle "teröristiz" hiç yoksa "sempatizanıyız"
Aslında öyle değil, aslında benim partizan olmadığım, amacıma alet ettiğim ve bunu kendileriyle de gönül rahatlığıyla paylaştığım partinin terör partisi olmadığı, eksenimize toplanan insanların da ne aptal ne de hain olmadığı bal kabağı gibi ortada.
Yani demem o ki, o kadar da ortadayız ki; işte asıl içlerine sinmeyen bu. Bu kadar ortada olmamız. Yoksa benim gibi de, parti içinde, eksendeki topluluklar gibi de insanlar 3-5 yılın ürünü değiliz; devasal köklerimiz yok, ama belirli bir tarihimiz var.
Şimdi tekrar gelelim amacımıza, bizim amacımız nedir? Yani uluslararası emperyalist düzeni bırakmış, bütün ezilenler içinde hangi farklı kimliği temsil ediyoruz? Çerkeslerin tamamını temsil etmediğimizi söylüyorlar, başından sonuna kadar katılıyorum bu tespitlerine. Çerkeslerin tamamını temsil etmiyoruz, edemeyiz de. Sizde edemezsiniz. Yani bu olay yalnızca bizim içinde geçerli değil, iktidar partisi bütün Türkleri ve hatta Türkiye'yi de temsil etmiyor aslında o gözle bakınca, hatta Cumhurbaşkanı da öyle.  Mesela beni etmiyor, etmediğini bildiğim binlerce insan var, etmediğini iddia edecek milyonlarca insanda çıkar.  Kaldı ki bu saydıklarım Türkiye devletini hukuken temsil de ediyorlar, yani buna dayalı bir sistemleri var, biz ise o dayalı sisteme de sahip değiliz; yani hiç kimse hukuken de, siyaseten de Çerkesleri tamamen temsil etmiyor.  Bütün Çerkesleri temsil etme iddiası bizim değil, onların. Hem bizi öyleymişiz gibi eleştiriyorlar  hemde bunu yaparken öyleymiş gibi davranıyorlar.

Amacımız Çerkesleri demokrasi alanında görünür kılmak, siyasete angaje etmek. Bir örgüte değil, yani biz bütün Çerkesler HDP'li olmalıdır demedik, biz aslında HDP'li olmayan Çerkeslere; hangi partili olursanız olun, hangi siyasi anlayışı benimserseniz benimseyin, amacınız Çerkeslik olmalı, HDP'li Çerkeslerin başarabildiği gibi, kendi siyasi kulvarınızda Çerkesleri, kendileri gibi görünür kılın. Sochi'nin neresi olduğunu anlatabilin, Çerkescenin Çerkesler için ne kadar önemli olduğunu hissettirin, Çerkesya'yı unutturmayın diyoruz. Bunları yapmak için HDP'li olmanız şart değil, size bu şartı koştuğumuz tek gün olmadı; biz HDP'de yaptık, siz de kalkın CHP'de yapın, HKP'de yapın KP'de yapın, ÖDP'de yapın, hatta gidin AKP'de yapın, MHP'de bile yapın bizim için hiç fark etmez. Bizim Çerkesler olarak, Çerkeslik için önemsediğimiz bu, diğerleri ise tamamiyle insanlığımız gereği hissettiğimiz hamleler. Yani Kürdistan'daki savaşa, insanları silah baskısıyla göçe zorlamaya, işkenceye, gözaltında kayıplara, cinayetlere, katliamlara tamamen insanlık anlayışımız gereği karşı çıkıyoruz, Rojawa'ya tamamen insanlık değerlerimiz gereği destek veriyoruz. Ermeni Soykırımını tamamen adalet duygularımızla kabul ediyoruz, işçinin emekçinin gasp edilen emeğine tamamen vicdanen sahip çıkmaya çalışıyoruz. Oraya-buraya yollanan tırlara, tamamen kendi vergimizle katliamlara sebep olmamak adına dur diyoruz. Tabi size göre Çerkeslik "insanlık değerlerinin" ötesinde veya dışında bir şey olabilir, bizim için içindedir ve insani değerlerimizle yaptığımız şeylerin Çerkeslere de katkı verdiğine inanıyoruz ama bunları Çerkes duygularımızla değil, insani duygularımızla yaptığımızın da altını çizmek lazım.

Biz 'Çerkesler içinde, Çerkeslik için; zaruri bir anlayışı' temsil ettiğimizi iddia ediyoruz. Ediyoruz da değil, ettiğimizi İDDİA ediyoruz. Bu iddiaya dair; barış, adalet, eşitlik, özgürlük ile beslenen hipotezlerimiz var, bakın teorilerimiz değil, HİPOTEZLERİMİZ. Yani inanın artık bunu anlatmanın her yolunu denedim, son günlerin moda söylemiyle bir tek "bilale anlatır gibi" anlatmadığım kalmıştı.
Yanıldığımızı düşünmüyorum, çünkü yanıldığımıza dair hiçbir emareye rastlamadım. Ama tabi bu mutlak doğru olduğunu dayatmak anlamında da anlaşılmamalı. Yani eğer bizim bildiğimiz yolun dışında, farklı bir yolla Çerkesler için iyi bir şey yapacağınıza dair iddialarınız varsa lütfen çekinmeyin, söyleyin, misyonunu üstlenin, pratiğe geçin. Sakın geri durmayın. Hatta eğer benim ve de arkadaşlarımın bu iddialarınız için katkısı olabileceğine inandığınız bir nokta varsa lütfen iletin, eğer insanlık değerleri sınırları dışına çıkmıyorsa ben kendim elimden geleni yapmazsam namerdim. Ama bugüne kadar görebildiğim tek şey oldu; onların varlık kaynağı da, biziz. Biz varız diye varlar, biz olmazsak onlar da olmayacaklar. Yani varlıkları bizi eleştirmekten, kulp takmaktan, yafta yapıştırmaktan ötesi değil.    Ben anladım ki; biz barışın ve kardeşliğin sokaklarında adımızla, şanımızla; onların söküp atamayacağı, bizimde terk edemeyeceğimiz Çerkeslikle var oldukça, irili-ufaklı bu kişiler olacak. Yani sadece bizde olsa, eyvallah. Hatta bazı kardeşlerimiz öyle sanıyorlar, böyle tipler sadece bizde var gibi, yanlış! Bu insanlar her halkta, her mezhepte var. Yani Türkiye sosyolojisinin bir gerçeği haline gelmişler. Çok takmayalım arkadaşları, nasıl bütün varlıkları bizim varlığımızla bağlantılıysa, değerleri de; bize etkileri kadar. Kendilerini bizden başka hiç kimsenin dinlemediğinin farkına bir gün onlar da bizler de varacağız; işte o gün sıfırı bile tüketecekler.
Bazıları çok doğru tespitler yapıyor ama hiçbir icraat yok. Yani anlamıyor gibi gözükmekte istemem, Türkiye'de icraat hakikaten zor ve tehlikeli. Onlara "siz hatalısınız" demiyorum, siz haklısınız ancak bu haklılığınızı harekete geçirecek mekanizma yok; bakın söylemlerinizle bir noktadan sonra uyuşuyoruz, ama öncelikli yapmamız gereken şeylerimiz var, bunların öncelik sıralamasını keyfiyetten değil, zaruretten yapıyoruz. Çünkü o tespitlere karşı harekete geçirecek mekanizmanın da bu yolla inşa edileceğine inanıyoruz. Bu mekanizma olmadan ancak salon takımı olursunuz, bizim halkımızın sokağına, halkların sokağına inmemiz lazım, politika yapmamız lazım, varlık göstermemiz lazım. Farkında değil değilsiniz, bal gibi farkındasınız fikirleri üreteceklerin, fikirleri taşıyacaklara olan ihtiyaçlarına; nedir bu inat?

Bize şart koşun, deyin ki şöyle olacak, böyle olacak; ancak koştuğunuz şartı tartışmamıza müsade edin, gelin birlikte tartışalım! Tartışmadan nasıl anlaşacağız?

Şimdi bazı arkadaşlarımız, büyük-küçük, bizden-onlardan; hiçbir şey yapmamaktan iyi bir şey yapıyorlar; "Çerkes Soykırımının Tanınması ve Demokratik Haklarımız İnisiyatifi" olarak hem En temel ihtiyaçlarımızla ilgili kamuoyu oluşturmaya çalışırken, hem demokrasiyi ve Çerkes Soykırımı meselesini canlı tutuyorlar.  Sakın başkaları gibi yapmayın, içinde duymaya alıştığınız felsefeleri, argümanları, jargonu aramayın. Bakın size söylüyorum; tabanla temas etmek zorundasınız. Çünkü amacın hareket mekanizması tabandır. Katılın, tartışın, önerin, görev alın, hiçbir hamleyi küçümsemeyin; insanlarda siyasi aynalar aramayın, sizin gibi düşünmüyorlar diye, sizin gibi talep etmiyorlar diye baştan savmayın. Katılın. Kendinizi hem toplumsal realiteye, hemde amacın hizmetine göre konumlandırın. Amaçlarınız içinde "Çerkes soykırımının tanınması" var mı? "Demokratik haklarınızı almak var mı" Tamam, bütün amaçlarınız bir anda olmayabilir, hatta olmayacak. Amaçlarınızı; toplumsal hareket mekanizmalarına göre sınıflandırın ve her alana yayın.
Kardeşlerim, şimdi siz bana soruyorusunuz ya kendimizi neye göre konumlandırmalıyız diye işte size açık seçik söylüyorum; bize gelin dersem toplumun ikiye ayrıldığı bir konumda birileri için yoldaş, diğerleri için hain olacaksınız. Olmayın. Bize gelin dersem; birileri sizi dinleyecek, diğerleri size küfür edecek; ettirmeyin. Biz zor bir yoldayız ancak bu zaruri bir yol. Biz bu yolu sırtladık, merak etmeyin. Biz sizi biliyoruz, sizde bizi bilin. Bize gelirseniz; siyaset tartışmaktan, siyasi programları yürütmekten, bunun bütçesini, planını, taslağını hazırlamaktan toplumun diğer parçalarından izole kalabilirsiniz. Kalmayın. Toplumun içine inin, toplumun kendisi olun!  Ben size iyi olmanın ne demek olduğunu söyleyecek küstahlıkta birisi değilim; bizden olsun ya da olmasın hiç kimse sizden aksini talep edecek kadar cesur da değil kardeşlerim; nerede olursanız olun, iyi insanlar olun. Susamış kedilere su verin, acıkmış köpeklere mümküse yardım edin, yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğünüz yaşlılara mutlaka yardım edin, hiç kimsenin hakkını yemeyin, yalan söylemeyin, herşeye inanmayın, kitap okuyun, nefret etmek için değil, sevmek için emek harcayın. Birileri söylediği için değil, inandığınız için yapın ne yapıyorsanız. Zulme uğrayan bir insan görünce sessiz kalmayın, kadınların da sizin kadar insan olduğunu unutmayın, onlarla eşit olduğunuzu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Birisine bir dine inandığı veya inanmadığı için kötü gözle bakmayın, küfür etmeyin, şiir yazın, şarkı söyleyin. Evlerinizde sıkışmayın, dışarı çıkın. Çevrenizi inceleyin, insanları hissedin, insanları anlayın. Herkesi dinleyin, önyargılı olmayın. Dünyanın küçük, insanın büyük olduğunu öğrenin. Arka sokağınızda sizin bıktığınız şeylere karşı ihtiyacı olan insanlar olduğunu unutmayın, ön sokağınızda sizin sahip olmak istediğiniz şeylerden bıkan insanlar olduğunu da unutmayın; hayat zor, ama yine de güzel kardeşlerim. İnsan olmaktan, iyi olmaktan, adil olmaktan, hür olmaktan, bilmekten, şiir yazmaktan, şarkı söylemekten, dışarı çıkmaktan, gökyüzüne bakmaktan asla vazgeçmeyin.

Bu yol uzun bir yol ve biz, bizden öncekilerin bize bıraktığı yerden, bizden sonrakilerin devralacağı yere kadar ki kısmındayız.

Siz de, sizden öncekilerin bıraktığı yerden, sizden sonrakilerin devralacağı yere kadar ki kısmında olursanız; bu yolun sonunu mutlaka getireceğiz.

Yolumuz mu? Hedefimiz mi?..
Yolumuz İnsanlık, Hedefimiz Çerkeslik!

2016-06-13

Bin Dokuz Yüz Çerkes sekiz...


O olmuş, bu olmuş, çok savaşmışız, ölmüşüz.. öldürmüş öldürmüş tüketememişiz Çarlığın askerleri; seneler seneleri kovalarken, 1864 yılında Rusların Zafer, Çerkeslerin Yenilgisi resmileşmiş iyice... İşte sırf bu yüzden Çerkesler acılarını, Ruslar da zaferlerini o tarihe sığdırabilir. Sığdırıyorlar da; yenilgi Çerkeslerin, Zafer de Rusların hakkı sonuçlara bakılırsa. Buradaki ince çizgi şu; Çerkesler yenilmiş olsalar bile, o savaşta haksız değillerdi. Ruslar zaferle tamamlasa bile, o savaşta haklı değillerdi. Nitekim; Çerkesler haklı bir savaşta yenildiler, Ruslar haksız bir savaşta kazandılar. Bakunin'in dediği üzere "Tarih kazananların propagandasıdır" sözü, daha önce binlerce kere olduğu üzere tekerrür etti ve haklı ile haksızı ayırmadı. Kazanan ile kaybedeni ayırdı.

Gerçek mi yalan mı bilmem de; bir sürü mit, efsane var o tarihlerle ilgili, yani bütün efsaneler doğruysa bile, bütün o mitler yaşanmışsa bile "yenilgi" o kadar ağır ve gerçek ki; hiçbir efsane ve mit, yenilgimiz kadar değiştirmemiş kaderimizi.

Sonuçta bende, Türkiye'de yaşayan milyonlarca Çerkes gibi o efsanelerin, mitlerin kahramanlık destanlarının ekmeğini yemiyorum, bir yenilginin 152nci yıla taşan ağır gerçeğini yaşıyorum. 

Ancak bazıları, yaşadığı gerçeğin farkında bile değiller. Hala efsanelerle, mitlerle, kahramanlık hikayeleriyle bakıyorlar hayata. Elbisesi temiz, papucu boyalı, karnı tok, başının üstünde bir dam, yatağının üstünde yorganı var. Belki memur, belki değil, belki kendi işyeri var; kısacası sırtı pek... yarına dair, elbisesiyle, papucuyla, karnıyla, damıyla, yorganıyla ilgili hiçbir kaygı taşımıyor. Haklı taşımamakta. Kim ne diyebilir? Ama bütün bunların bir bütün olarak Çerkeslikle, Çerkesliğin içinde olduğu durumla ne ilgisi var? Diyorsun ki; Çerkesliğin elbisesi Vatanın, yurdun.. Karnı; kültürün, dilin.. papucu; ulusal kimliğin, gençliğin.. yorganı; mücadelen, talebin.. 

Diyor ki "ben yediğim kaba pislemem" bazı arkadaşlarımız uzunca bir müddet "siz köpek misiniz, kabdan mı yiyorsunuz" dediği için, bugün daha güncelleşmiş bir hale taşıdılar bu sözü; "ben yediğim tabağa tükürmem" olarak. Türkiye'nin avrupa birliğine yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştığı şu yıllarda böyle faydalarını gördük, Türkiye'deki Avrupalı ÇerkeZler; yediği tabağa tükürmüyorlar. Takdire şayan, 152 yıllık Anadolu yaşamında üretebildikleri en sağlam argüman bu olsa gerek.

Ha... onların yediği kaba pislediği ya da yediği tabağa tükürdüğü de yaşadıkları ama farkında olmadıkları en büyük ikinci gerçek. Bunları onlara anlatabilmek, imkansıza yakın bir durum. Onların hangi damardan beslendikleri çok bariz çünkü. Bu konuları daha önce "Kafkas Makronu *1" etiketleriyle çok yazdım. Yani Çerkesliği, Çerkesliğin geneliyle algılamakdıkları katıksız bir gerçek. Türkiye Diasporasında artık yaygın olarak kullanılan ÇerkeZ kelimesi, (Z'si büyük) tam olarak onların kimliği kabul ediliyor. Çünkü esasen, Çerkesliği, Çerkesliğin geneliyle algılayan farklı görüşte olsalar bile bütün insanlar, o kişilerle aynı kimliği taşımadıklarını düşünüyorlar. Kendilerine de "Çerkes" diyorlar. 

velhasıl ben artık bu ÇerkeZleri konuşmaktan sıkıldım, daha önce de "yok saymak *2" üzerine fikrimi beyan ettim. Enerji kaybından ötesi değil.

Biz Çerkesler, üstümüzdeki kıyafetin, ayağımızdaki papucun, tok karnımızın, baş üstündeki damımızın, yatak üstündeki  yorganımızın, cebimize taşıdığımız paramızın, Çerkesler olarak yaşadığımız ağır gerçeği yok etmediğinin farkındayız. Hepimiz aynı fabrikadan çıkmış gibi aynı görüşleri, aynı mücadeleleri, aynı dini de paylaşmıyoruz açıkçası. Kimimiz sosyal demokrat, kimimiz Çerkes milliyetçisi, kimimiz biraz liberal, kimimiz çok sosyalist, ben deniz anarşist, bazıları apolitik.. kimisi rock müziği seviyor, kimisi hip-hop'ı.. kimisi kır da bayır da yürümeyi seviyor, kimisi alışveriş yapmayı. Biz sadece; Çerkes olarak aynıyız.. Aynı ağır gerçeğin içinde, farkındayız.

Bu farkındalık çok önemli, bu farkındalık bizi harekete geçirecek çünkü.

Biliyorsunuz, bu farkındalığın harekete geçirdiği önemli adımlardan birisi de "dönüşçülük" hareketiydi. Türkiye'den anavatanına dönen büyüklerimiz olmuştu. İşte bu büyüklerimizin de içinde sosyal ve siyasal olarak hakim bir anlayış yoktu. Tek benzedikleri nokta; yaşadıkları ağır gerçeğin farkında olmaları ve bu farkındalıkla o gerçeğin ağırlığından kurtulma çabalarıydı. Anavatana dönüş, Çerkesler için her şartta önemli bir mevzudur. Anavatana dönemedikten sonra; hiçbir hamle ve ilerlemenin sürekli faydası olmayacaktır. Kalıcılığı olmayacaktır. Devamlılığı olmayacaktır. 

Yani kısacası; Türkiye demokrasisini Çerkeslik meselesiyle düşünerek kendi mücadele alanı haline çeviren arkadaşlarımızdan tutun da, Çerkes kimliği üzerine milliyetçi bir refleks oluşturmaya çalbalayan arkadaşlara kadar hepsinin programında bir anavatan, bir diaspora ve ikisiyle bütünleşik bir "dönüş" hedefi olmak zorunda. 

Bilmeyen yoktur, varsa diye tekrar edeyim. Türkiye'de İsveç demokrasisi olsa da, Çerkesler kendi anadillerinde eğitim yapan okullar kursa da, devlet onlara radyo ve televizyonlar açsa da; Türkiye'de öyle ya da böyle asimile olacaklardır. Küreselleşmeyle birlikte zaten Türkiye'nin egemen halkı dahi bir şekilde asimile olmaktadır. Toplumsal kültür, neoliberal politikalarla tüketim kültürüne devşimektedir. O bakımdan dahi, bu toprakların yerlisi olmayan bir halkın bu devşimeye kendi etkisini verebilmesi zaten imkansızdır. *3

Yani; bugün Türkiye de Çerkesler olarak küçük grup ve inisiyatifler hangi yolla, hangi yöntemle ne yapıyor olursa olsunlar, bütün yaptıkları herşeyi bir dönü politikası ile taçlandırmakla mükelleftirler.

Dönüşçü abilerimizin "Vatanınıza dönün" demesi; doğru yoldur.

Ama dönüşçü abilerimizin de, inatla (ve sebepsiz, amaçsız bir şekilde) anlamadıkları, lafı sürekli sağa sola çekerek konuyu çorbaya çevirdikleri ve karşılarındaki insanlar sırf bıkarak sustuğu zamanda kendilerini haklı zannettikleri bazı meseleler var, kendileri unutmuştur diye tekrar edelim.

Birinci meselemiz, Türkiye'deki Çerkesler kendilerinin sandığı gibi homojen değiller. Katıksız kalmamışlar ve çok farklı bakış açılarına sahipler. Birincisi; kendileri dönüşçü olabildikleri ve sırf bunu yapabildikleri için kendilerini yapamayanlara akıl verecek konuma taşıdıkları için bazı soruların cevaplarını vermeleri lazım.

1 - Kendileri Türkiye'deyken Çerkeslerin homojen olmayan yapısıyla ilgili nasıl araştırmalar yapmış, ne çeşit mücadeleler örgütlemişlerdir ve kendilerini kaç kişiye anlatmayı başarmışlardır.

2 - Kendileri Türkiye'de dönüş yapmaya karar verdikleri zaman, bu kararlarını toplumsallaştırmak adına nasıl çalışmalar yapmışlardır ve bu çalışmaları kaç kişiye anlatmayı becerebilmişlerdir

3 - Kendileri dönüş yaptıkları zamandan itibaren; dönüşü örgütlemeye katkı sağlayacak ne gibi sosyal projeler (belgesel, tiyatro, sergi, kitap, kitapçık, yayın ) de yer almışlardır ve bu projeleri kaç kişiye anlatmayı başarabilmişlerdir.

4 - Kendileri dönüş yaptıkları zamanla, bugün dönüş yapmak isteyenlerin yaşadıkları hukuki süreç aynı mıdır? Bununla ilgili herhangi bir makale yayınlamışlar mıdır?

5 - Kendileri dönüş yaptıktan sonra, yurdumuzdaki stklara Türkiye'deki Çerkesleri anlatan herhangi bir çalışmada bulunmuşlar mıdır? Bunu oradaki halka (Çerkes, Rus vs.) ne kadar anlatabilmişlerdir?

6 - İlk beş soruda "başarılmayan, becerilmeyen, anlatılmayan, yayınlanmayan" şeyler hakkında herhangi bir rapor veya analizde bulunmuşlar mıdır? Bulunmuşlarsa, kısaca sebepleri nelerdir.

7 - Türkiye'nin iç işleri olan demokratik hareketlerdeki Çerkeslerin konumlarıyla ilgili

a) Gerçekten Çerkeslerin Daimi kurtuluşu olarak yapıldığını mı sanmaktalar?
b) Neden sürekli takip edip, olumsuz görüş bildirmeyi vazife edinmekteler?
c) Nasihat vermeye çalışmakalar

8 - Yedinci soruda "Türkiye iç demokrasi mücadelesi veren Çerkeslerin" dönüşe karşı olduklarını mı düşünüyorlar, bu konudaki görüşleri nedir?


Bu soruların cevaplarını ister kendilerine, ister arkadaşlarına veya bize versinler hiç fark etmez. Bu soruları da, bir savaş metni gibi düşünmemeleri gerekir, zira hiçbirisi "bir şey yapmadıklarını" veya "az şey yaptıklarını" ispatlama niyeti taşımaz, bu değeri de yok. Bu sorular, bugün yaşadığımız ağır gerçeğin yeterince farkında olunup, olunmadığıyla ilgili ve bu gerçeğin son 15 yılın mu yoksa çok daha eski yılların mı ürünü olduğunu anlamak üzerine kurulu. Ben 29 yaşında genç birisiyim. Aklım erdiğinden beri; Çerkeslerin hiçbir zaman bir bütün olarak aynı gerçeği savunabildiklerini göremedim. Farzı misal; Çerkes kimdir sorusu bugün bile herkeste aynı cevabı oluşturan bir gerçek değil. Bu en basit soru, bu kadar basit bir sorunun bile karmankarışık çok fazla cevabı var. Şimdi peki; bu basitçe soruyu bile karmakarışık hale taşıyan temel nedir? Bu elbette benim sorumluluğumdur. Ama aynı zamanda benim babamın, benim dedemin, benim dedemin babasının da sorumluluğudur. Sadece benim de değil, hepimizindir. Peki bu sorumluluğa karşı bugüne kadar ne yapıldı? ne kadar yapıldı, ne kadar başarılı olundu? Bugün Türkiye'de en azından bu basit soruya verilen cevapta gelinen noktadaki ilerleme 10 yıl önceye göre daha sağlam. Biz bunun, sizin döneminizden kalan ve topluma mal edilmiş hiçbir emaresini göremiyorsak (gençler olarak), kusura bakmayın da; size hesap sormak bizim de en büyük hakkımızdır.

Hem aidiyetimiz sizin ve sizden öncekilerin zamanından tarumar edilmiş olsun, sinmiş bir topluma evrilişimiz, kapalı bir toplum olarak kalışımız sizin ve sizden öncekilerin zamanından bize miras kalmış geri kalmışlıklar olsun; siz hiç diyet ödemeden kalkın; yaşınızın arkasına saklanarak bizi nasihat yağmuruna tutun? Biz de hiçbir şey demeyelim. İyi valla. Güzel yere demir atılmış.

Ey yaşı kemale erip, bugün sürekli akıl veren abilerim... kardeşinizi dinleyin.... çok şey değil, bir özeleştiri bile veremiyorsanız; ilk baştan zaten söylediklerinizdeki samimiyetsizliğini anlıyorum ben.

Diğer bir yandan,

"Harikalar diyarı" terimini kim ortaya attı hatırlayamıyorum ama, biz onun içerisinde yaşasaydık; sanki her isteyen vatanına dönebiliyormuş gibi yazardık, çizerdik hatta şiir yazar, şarkısını bile okurduk. Lakin durum ortada. Son başvuran 161 kişi (siz istediğiniz kadar şov deyin, Rusya dışişleri bakanlığının suriye ateşinden kaçan Çerkesler için söyledikleri de bu kadar ortada ve yakın iken *4) vatanına dönemedi. İçlerinde yaşı 18i geçenler de dönemedi. Siz de az biraz tahmin edersiniz ki dönemeyecekler. Bu dönemeyişi Rusya hukuki bir dille, bir şeyler diyerek falan filan ederek eminim bize açıklayacaktır ama, siz de bizim toplumun içine bir "şov" velvelesi yapacaksınız. Yapıyorsunuz da.

Neymiş? Sessiz sessiz gelmeliymişiz. Önceden gelmeliymişiz, şöyle bir gezmeliymişiz.. karar vermeliymişiz..

Doğru ya. Sochi'den Türkiye'ye de tıpkı öyle geldik ya..

önce geldik, şöyle bir gezdik, karar verdik ya..

Yani diyor ki; bir amerikalı kızılderili nasıl rusya vatandaşı olacaksa, siz de öyle olacaksınız. Yani burasının sizin anavatanınız olması, sizin anavatanınızdan sürülmüş olmanız, geri dönme hakkınızın bir adaleti temsil etmesi fasa fiso.. ya amerikalı kızılderili gibi gelin, ya da gelmeyin diyor kısaca.

Siz Türkiye'den Çerkesya'ya; bir amerikalı kızılderili gibi giderek vatandaş olmuş olabilirsiniz, vallahi umurumda değil ama, ben Türkiye'den Çerkesya'ya bir Çerkes olarak geleceğim ve siz istediğiniz kadar velvele çıkarabilirsiniz. Biz Türk değiliz, orası da Hindistan değil. Biz Çerkesiz, orası da bizim anavatanımız ve oraya 100er 100er, 1000er 1000er gelmek kadar, gelirken sevinçten bağırmak, düğün yapmak kadar doğal bir hakkımız olamaz.

Sizin hoşuna gitse de, gitmese de.

Artık bu yolda sizin hangi rolü oynayacağınız size kalmış. 

Dönüş dönüş demek kolay, papağanım bile söylüyor evde yoksa..

Siz oradan, buraya aktivistlik öğretiyorsunuz, halbuki orada hiçbir etkiniz yok. Adnan Khuade ile ilgili bugüne neden sessiz kaldığınızı da cümle alem biliyor ya; neyse! Böylelikle dönün dönün diyen herkesin, oraya döndüğümüz zaman maruz kalacağımız hukuksuzluklara karşı bize sahip çıkmayacağını da böylece öğrenmiş olduk.



*1 -  https://apiscanberk.blogspot.com.tr/search?q=makron&x=0&y=0, https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/08/turkiye-kafkas-makronu-ve-siyaset.html
*2 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/11/kultur-cerkesciliginden-siyaset.html, https://apiscanberk.blogspot.com.tr/search?q=%C3%87erkeZler+ile&x=0&y=0, 
*3 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2016/05/cerkes-soykrm-ve-cerkes-sorunu-uzerine.html
*4 - https://apiscanberk.blogspot.com.tr/2015/11/rusya-dsisleri-bakanlg-hangi-kozu-oynad.html





2016-04-19

Dönüş Siyasetine "Katkı" - 2


...Devam ediyor

Biliyorsunuz bir önceki yazımda "Dönüş Siyaseti" gibi anlamlı tartışmaların tekrardan başlamasıyla alakalı olumlu düşüncelerimi yazdım, kendi bildiğim edep tanımına sadık kalarak, Türkiye'den Çerkesya'ya dönüş yapan büyüklerimizi hizalamaya çalışmadım da. Çünkü kişinin, hele hele toplumunu ileriye yönelik hareket ettirmek üzere mücadele yürüten "kişinin" en büyük sorumluluğu da kendi sınırını bilmesidir. Bu anlamda hepimiz, sınırımızı bilirsek bütün tartışmalar daha da anlamlı olur.

İşte tüm bu kendi bildiğim edep tanımının sınırlarında, ben yalnızca bir önceki yazımda yoğunlaştığım üzere dönüş siyasetinin yalnızca Türkiye bölümüyle alakalı yazacağım. "Devam edecek" diyerek bıraktığım aşağıdaki noktadan devam edelim.

 " Dönüş siyasetinin Türkiye ayağı mutlaka ve mutlaka demokrasiyi içselleştirmeli, kendi iç demokrasisi olan, dernek faaliyetleri dışına çıkmış bir siyasal platform örgütlemelidir. Bu platforma da, tüm bu kamplardan arınmış şekilde butik olarak politika yürüten Çerkes örgütlerini kazandırmalıdır ki; ortak paydası demokraside buluşan, dönüşçülüğü amaç edinmiş bir güç, sağlıklı zeminlerde oluşabilsin." 

Halihazır varolan gerçekliği tartabilen insanların siyaset üzerine bir araya geldikleri yapılar, mücadele alanı olarak görünür de ortak olsa da, derinlemesine bir incelemeyle aslında kendi aralarındaki mücadelenin daha yoğun olduğu gözükür. En temel problemlerden birisi; Çerkes toplumunun içine her geçen gün biraz daha sinen "hazıra konucu" bir alışkanlık. Bu alışkanlık elbette yazımızın "yüklem"de konusu olan siyasette tam olarak şöyle tarif edilecektir; Çerkes örgütleri, kendi ilkelerine uygun bir çeper yaratma politikasını denemeyi  bir kenara bırakın, bunu pek düşünebiliyor dahi değiller. Bir çoğu, (-ki sol ilkelerle oluşum göstermişlerde gözle görülecek biçimde) hasat politikası ile toparlanma gibi düz bir mantık içerisinde hareket ediyor. Bir bakıyoruz bir yerde 10-20 kişi bir araya geliyor ve kısa süre içerisinde kendilerini ilan ediyorlar. Bir araya gelen 10-20 kişinin geniş anlamda 2 ortak noktaları oluyor, birincisi Çerkes olmaları (ya da kendilerine Çerkes demeleri) ikincisi de aynı dünya görüşüne sahip olmaları (ya da kendileri öyle sanmaları). Bu kişiler daha önce hiç kendi ilkelerine uygun bir çeper yaratma politikasına "etnik" (dar anlamda Çerkeslik üzerine) dahil olmamışlar ve yine bu kişiler kendi örgüt tabanlarını nasıl Çerkes toplumunun içerisinden yaratacakları konusunda ortak bir görüşe sahipte değiller. Nasıl olsunlar? Çerkesya mı - Kafkasya mı? Çerkesçe mi - Adığece mi? ve hatta Çerkes mi - Adığe mi? Çerkes kim, Adığe kim? diye basit ve kendi öznelerinin varoluşunu koydukları sorulara bile muhtemelen ortak cevap verebiliyor değiller.  Doğal olarak tabanlarını özne üzerinden değil, yükleme dayanan ve yoruma açık, net olmayan bir özne üzerinden var etme üzerine kısa olan yola koyuluyorlar. Çünkü çok kolay...

Kafanızı karıştırdıysam kusura bakmayın.. bir kaç satırda daha anlatayım...

Örgütün öznesi: Çerkes, Yüklemi: Siyaset... örgüt tabanını Çerkesin Siyasete dayanmış bireylerinden oluşturmak istiyor, fakat Çerkesin kim olduğunu tam olarak kendisi de bilmiyor. Böylece; uzlaşılan siyasi eğilimin içinde olan ve aslında Çerkesin kim olduğunu bilmeyen diğer insanları derlemek üzerine bir çalışma prensibiyle kuruluyor. Peki böyle olunca, zaten sahada siyaseten kendini var eden insanları bir araya getirip, o siyasal değerleri ilke edinmiş insanlarla Çerkesler adına gerçekten bir şey yapabilmek mümkün oluyor mu?

Olsaydı hepimiz duyardık.

Fakat size bir kaç örnek vereyim... Birleşik Kafkasyacılık, Kafkasya Forumu ve Kafkas  Dernekleri Federasyonu..

Hepsi tarihsel delillere dayanacak biçimde size Kafkasya'yı ve Kafkası bir özne olarak açıklayacaklardır. Bu anlamda bir tabanda yaratacaklardır.

O halde örgütün kendini ortaya koyduğu öznesini keyfe keder değil, tarihsel delillere dayanacak biçimde ortaya koyması: Çerkesin kim olduğunu açıklaması en temel vazifesi. Bunu ıskalayan arkadaşlarımız bir kaç on yıl daha "hasat politikası" ile  kendini var ettikten sonra, bugün ki öznelerini düşürüp, yüklemlerini öznelerine çevirerek gerçekten ve güçlü bir şekilde pür-i pak sınıf siyasetine yatay geçiş yaparlar.

Birinci sorunun cevabını veren arkadaşlarımız ise, yeterli ve ikna edici delillerle bunu kamuoyuna açıklayarak hiç olmazsa kim oldukları konusunda şüpheye yer bırakmaksızın örgüt olmanın diğer koşullarında birleşmek üzere diğer soruların cevaplarını aramaya başlarlar.

Biz neden Çerkes olarak bir araya geldik? diye sorabilirler mesela. Eğer  bu arkadaşların hepsi sosyalistlerse bu soruyu "biz neden sosyalist olarak bir araya gelmedik?" şeklinde destekleyebilirler de. Çerkes olarak bir araya gelmenin, Çerkeslere açıklanacak şekilde verilmesi, Çerkeslerin örgütü anlayabilmelerini kolaylaştırır.  "Biz neden Çerkes olarak bir araya geldik?" sorusuna, Çerkeslere açıklanabilecek biri cevapta verildiğinde işte o zaman bir araya gelen ve Çerkeslere kendini açıklayabilen bu örgüt, ilkelerini; halkların kardeşliği, emekçinin desteklenmesi, ileri demokrasi gibi evrensel kalıplar içerisinde elbette oluşturabilir.

Esasta sevgili dostlarım, henüz kendi ilan ettiği kimliğini açıklayamayan örgütlerin bir araya geldiği siyasal yönelimlerin halka mal edilebilmesi de zordur. İşbu yüzden ki; bugün çerkes örgütleri içerisindeki sosyalizmin öncüleri, kendilerini bir tek kendilerine anlatabilmektedir. Siyasal yönelim olarak kendilerine uygun olan yönelime girmiş Çerkes veya kendine Çerkes diyenleri toplayabilmektedir. Başkaca da sebebi yoktur. Maraş'ın bir Çerkes köyünde ya da Kayserinin Çerkes yerleşkelerinde bu örgütlerin varlığı yoktur.

Pek çok değerli insan, farklı örgütlerde sözde aynı şey için (elbette Çerkeslik için) birbirini yermektedir.

Oysa açıklanması kuşkusuz bir "Çerkes"i özne alarak, onun mücadelesi yürüten Demokratik bir Çerkes örgütü bu insanları bir araya getirecek bir Çerkes Demokrasisi inşa edebilirdi ve bu Çerkes Demokrasisi bu değerli insanları Çerkes öznesinde, aynı değerlerle mücadele de buluşturabilirdi.

Bu insanlar bir araya geldiklerinde, Çerkes toplumunun tabanına da kendini daha rahat ifade eder, bulunduğumuz coğrafyadaki anti-demokratik olaylara karşı, demokratik bir tanımla karşı da koyabilirdi.

Bu insanlar hep birlikte kendi toplumlarına asimilasyonu anlatabilir, buna karşı duyarlılık politikaları yürütebilir ve bir talebin oluşmasını sağlayabilirdi.

Bu insanlara, kim oldukları ve nereden geldikleri anlatılabilirdi. Böylelikle bu insanlar geldikleri yere dönmek isteme konusunda yaygın bir şekilde aidiyet hissedebilirlerdi.

Fakat böyle değil, böyle olmadığı için de "dönüş hakkımız" altın tepside sunulsa, en fazla hayal edebileceğimiz sayı 10 bin bile değil.

Devam edecek













2016-04-17

Dönüş Siyasetine "Katkı" -1

Dönüş siyasetinin öncüleri, ardıcıları ve şimdikileri ile, geçmişi ve geçmişin şartlarını konuşacak kadar cüretkâr değilim elbette, çünkü edep bana göre çoğu kişinin sandığının aksine susmak değildir, bildiğini konuşmaktır.  Bir kişi, bildiğini değilde, duyduğunu konuşuyorsa o  vakit "edep" sınırına yaklaşır ki, edepli olmakla, edepsiz olmak tam o zaman sadece kişinin iki dudağı arası kadar yakın olur.  

Kısacası edepsiz olmak; kişinin duyduğunu, araştırarak öğrenmeden sadece duyduğuyla biliyormuş gibi savunmasıdır benim açımdan. Yoksa kişi bildiğini kendi üslubuyla savunuyor diye, ona edepsiz denmemelidir. 

Şimdi bende kalkıp, hiç içinde olmadığım dönüşçülük siyaseti üzerine, içinde olmuş büyüklerimizin tartışmaları üzerine yorum yaparak edepsiz durumuna düşmek istemem. Ancak tek bir söyleceğim var ki, "aklın yolu birdir" ve en çetin şartlarda dahi Çerkeslerin kendi vatanlarına dönmeleri, burada olmalarından daha iyidir. 

Ben böyle düşünüyorum.

Diğer bir taraftan ise, "Dönüşçülük Siyaseti" üzerine yürüyen tartışmaların en kısa sürede, hareketin tarihinde hata aramak yerine, diaspora Çerkeslerinin gündemine tekrar taşıyacak konumda konuşulması gerektiğini düşünüyorum ve bu anlamda yürüyecek bir tartışmaya katkı olması arzusuyla yazıyorum.

Türkiye'de Çerkeslerin durumu sandığımızdan daha kritik, çünkü bazı yazarlarımızın bari yarısını savunalım dediği demokrasi gerçekten tehlike altında. Demokrasi Çerkesler açısından, (Çerkeslik açısından) vazgeçilemez değerde bir şey fakat toplumsal tabakamızın ve hatta halkımız adına yazan-çizen bazı zümrelerin demokrasinin ne olduğunu bildiğinden şüpheleniyorum. Zira demokrasi kendimize bir kral seçmek değilken, herkes sandıktan çıkan adamın kral olma ihtiraslarına yoğunlaşmış. Yanlışımız da olmasın; burada yalnızca Çerkeslerin bir kesimini değil, büyük bir kesimini bahsediyorum. Sandık demokrasisini savunanlar da, sandık demokrasisine itiraz edenlerde; demokrasinin yalnızca "sandık" olanıyla pek meşgul. Halbuki bugün Çerkeslerin demokrasiyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda tartışması gerekirdi. Bu demokrasi bize istediğimizi veriyor mu? diye tartmalıydık. Lakin " Ulusal Şizofreni" başlıklı makalemde yazdığım üzere, Türkiye'de Çerkesler Demokrasiyi hep "Sağda, Solda" aradılar. Hala da arıyorlar. Bu böyle devam ettiği sürece, Türkiye Demokrasisi, İsveç demokrasisini geçse bile, bir  toplum olarak Çerkesler için hiçbir şey ifade etmeyecek. 

Bir çok sorunumuz var, fakat sorunların en büyük kaynağı aidiyet hissiyle ilgili. Çerkesliğin gökten zembille indiğini sananlar, Çerkeslik için en ufak bir çaba göstermezken üstelik etnik vitrinde kendilerini "en çerkes" olarak gösteriyorlar. Pek alışkın olmayan insanlar için belki hiçbir şey ifade etmeyecek ama, benim açımdan onların "Çerkesim" diyerek övünmesi bile artık bir umut kaynağı, çünkü "Türküm" diyerek övünenlerin yayılma hızına şöyle bir bakınca, toplumun bu kesiminde hala "Çerkesim" diyerek övünenleri görmek umut veren bir şeye dönüştü. "Çerkesim" diyerek övünenlerin bile verdiği umut, sadece onların Çerkesliği bir Türk boyu sanmadığını düşündüğümle sınırlı. Aidiyet hissi dediğim şey, kişinin Çerkesliğini inkar etmesiyle ilgili de değil. Çerkesliğini inkar edenlere en güzel cevabı da rahmetli Yaşar Kemal vermiş zaten. Aidiyet hissiyle alakalı dediğim şey, bir Çerkesin öncelikleriyle alakalı tutumu. Kısacık bir örnek vermem gerekirse, Türkiye ile Rusya arasındaki uçak geriliminde Türkiye lehine, ordu kurmaya varacak seviye de bir hayallere dalmalarını  hatırlatırım. Rus uçağı Türk hava sahasını işgal etmiş mi, etmemiş mi hiç umurumda da değil ayrıca... benim Türkiye'nin bu uçak vuran bu tutumuna karşı düşüncemin çok belli temelleri var, 1ncisi Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin ekonomik olarak Türkiye'de etkileyeceği çiftçiler 2ncisi de Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin, Çerkes toplumuna yaratacağı olumsuz etkisi. Fakat Türkiye'nin uçak vuran tavrını açıktan destekleyenlerin düşüncesinin temel nedeni, hayatları boyunca kendilerine öğretilmiş "egemenlik" hikayesi ile alakalı olabilir.

Dönüş Siyaseti olarak, kendi topraklarından uzakta yaşayan Çerkeslerin tekrar kendi topraklarına gelmeleri dönmeleri için 2 temel şeyin mücadelesinin verilmesi gerekir. 
Birincisi; toplumu dönüşe teşvik etmek, ikincisi de Rusya'ya bunu kabul ettirmek. 

Ben Rusya'ya bunu nasıl kabul ettirebileceğimizin yolunu açıkçası bilmiyorum, fakat tek söyleyebileceğim şey; Rusya ne kadar demokratik olursa, Çerkeslerin dönüşünü kabul etmesi de o kadar kolay olur. Bunu ömrü orada geçmiş abilerimiz, oradaki diğer soydaşlarımızla birlikte açıkladıklarında, benim burada yüzeysel olarak ifade ettiğim şeyden daha da anlamlı olacaktır. 

Fakat toplumu dönüşe teşvik etmek için ne olması gerektiğini az çok biliyorum! Türkiye ne kadar demokratik bir ülke olursa, Çerkeslere dönüşü o kadar kolay anlatabiliriz. Kaybettiklerini gösterebilir, onlara tekrar kazandırabiliriz. Ancak ne yazık ki, Türkiye'nin demokratik olması bir kenara dursun, Türkiye'de Çerkeslerin içerisinde bile ayağı yere basan ve tarihsel gerçeklik ve toplumsal farkındalık içerisinde toparlanabilmiş demokratik bir örgüt yok. Türkiye'deki Çerkeslerin kendi örgütleri içerisinde de ne yazık ki demokrasi yalnızca "sandığa" indirgenmiş. Seçimden seçime... Geçtiğimiz yıl genel seçimlerde HDP'li aday arkadaşlarımızı desteklemek üzerine bir araya geldiğimizde, meydanlarda demokrasi nutukları atan ak sakallı bir abimizin dahi buna tahammül edemeyip ihtiraslanarak ellerini çamura bürüdüğünü görmüştük ki, kendisi de 3 kişilik örgütüyle yuvalandığı bir yerden HDP'den bir adayı desteklemekteydi. Bu verdiğim örnekler, birbirine fikren ve zikren yakın ve hatta aynı çatı içerisinde adına "demokrasi" denen şey için mücadele yürüttüklerini beyan eden insanların "demokrasiye" uzaklığını anlatmak içindi. 

Bugün Türkiye'de demokrasi her geçen gün daha da  geriliyorken ve hatta bir deyimle "yarı-demokrasi" moduna da girmişken, en başta Çerkes olduğunu beyan edip, bunun üzerine bir şeyler talep eden butik toplulukların önderlerinin bir araya gelip kendi aralarında bir demokrasi inşa etmeleri gerekir. Bunu başaramamak için hiçbir engelde yoktur. Bir çok butik ve işlevsiz örgütün içerisinde çok değerli insanlarımız var. Fakat ne hikmetse herkes Futbol takımı tutar gibi, örgütlerini her şeyine rağmen fanatik bir şekilde tutuyor. Türkiye'de devlet medya eliyle Türkiye toplumunu genel olarak kamplara bölerken, bu bölünmede birbirine karşı kamplaşan Çerkesler de yetmezmiş gibi, devletin kamplarında aynı kutupta kalan Çerkeslerin de kendi içlerinde ek kamplaşmalara gitmesi bizi yaralayan bir tutum. Geçtiğimiz aylarda Adigey Cumhuriyetinde bir gazetenin meçhul bir yazarı tarafından hedef alınan Adnan Khuade ile ilgili bir makale yazmıştım. Bazı zatlar böyle bir durumda pusuya yatmış yılan gibi; "Yurtsever" de demeyi ihmal etmemişlerdi hatta. Böyle örgüt mü olunur, böyle zihniyet mi taşınır anlayamadım. Gezi Parkına katılınca provakatör, HDP'yi destekleyince PKK'li, Altan Tan'ı eleştirince işbirlikçi, Çerkesler Adığedir dediğimde milliyetçi itham edilmek yetmiyor, kendi vatanımızda bir gazetenin aktivist bir dönüşçüyü, dönüşçülüğü üzerinden hedef alarak karalamasına sessiz kalmayınca da kendi içimizde bölünüyoruz. 

Dönüş siyasetinin Türkiye ayağı mutlaka ve mutlaka demokrasiyi içselleştirmeli, kendi iç demokrasisi olan, dernek faaliyetleri dışına çıkmış bir siyasal platform örgütlemelidir. Bu platforma da, tüm bu kamplardan arınmış şekilde butik olarak politika yürüten Çerkes örgütlerini kazandırmalıdır ki; ortak paydası demokraside buluşan, dönüşçülüğü amaç edinmiş bir güç, sağlıklı zeminlerde oluşabilsin.


Devam Edecek...








2016-03-29

Gördüklerim var, söyleyeceklerim var..

Siyaset için bir çok yol ve yöntem vardır fakat siyasetin asıl olanı; bunun bireyin kendi becerisi üzerinden yalnız başına yürütemeyeceğidir. Fakat Çerkesler de, organize olma kavramının siyaseten bir artısı olmamakla birlikte, eksileri kısa ve uzun vadeli dönemlerde ortaya çıkmaktadır. En başta, siyaset yapıcıları veya üreticileri toplumsal gerçeklik üzerine hiç kafa yormadan, toplumsal dinamikleri ve bu dinamiklerin genel eğilimlerini tartışmadan, bu eğilimler üzerine politika yürütmeden kendileri için kısa süreli sürecek olsa dahi kolay olanı seçme eğilimine yönelmektedir. Bunun oluş biçimi de; tarihsel tecrübeyi referans alırken kendi toplumsal varlıklarının tecrübelerinden ziyade, ideolojik tarihlerinin tecrübelerine saplı kalarak olmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Çerkesler için bu oluş biçimine en uygun siyaset yapıcıları kitlesi sol akımdadır. Türkiye'de Çerkesler için bir sağdan bahsetmek mümkün, ancak siyaseten bir sağdan bahsetmek komik olacaktır. Türkiye'de siyaset yapan Çerkes milliyetçileri yoktur veya o kadar azdır ki kendi dar çevreleri dışında gözükemez durumdadır. Kendilerine milliyetçi diyerek siyaset yapan Çerkeslerin durumu ise resmen özürlü durumdadır. Burada kastettiğim kitle elbette “vatan, millet, sakarya” türküleriyle “açılmış kucağın” daimisi olmuş, “yediği kaba pislemeyen” kitledir. Zira aklı başında herkes onların Çerkes milliyetçisi olmayacağını bilir. Sol akımda toplumsal dinamikler ve bunların eğilimlerini tartışmamak ve buna yönelik politikalar yürütememek bir tarafa, çok farklı hatalar da peşpeşe gelmektedir. Bir çok sebebin sonucu yaşanmaktadır. Fakat bütün bu sonuçların en büyük sebebi, en başta belirttiğim üzere; tecrübe zeminini ideolojik birikime dayandırırken, mücadele kulvarını topluma yöneltme girişimidir. Çok basit olarak, toplumsal tarihle ilgili detaylı bir çalışmaya girmeden; kabaca, kısa ve keskin biçimde ortaya koyulan Çerkes kimliği, işte böyle kaba, kısa ve keskin ortaya konmuş bir kimliğe detaylı, uzun ve yumuşak bir vizyon belirlemek. Bunun misyonu, vizyonun detaysal bütünlüğünün kimliğin kaba niteliğini ezdiği yerden sonra devam edemez. Geçtiğimiz yıllarda 'dünya anadil günü' etkinliklerine eline Adığey bayrağını alarak katılmış, HDK delegasyonundan bir Çerkesin basına verdiği demeçte; bayraktaki her yıldızın bir Çerkes boyunu temsil ettiğini okumuştuk, üstelik Çerkes boyu olarak adlandırdığı “Abhazlar, Osetler vs.” Çerkes kelimesinin yalnızca Adığelerin Uluslar arası ismi olmasını bir kenara bırakıyorum, diyelim ki gerçekten Çerkes; Apsuvaları, Abazaları, Alanları, Noxçileri vs. kapsıyor olsun, HDK delegasyonunda bulunan ve seçim vakti, İstanbul'dan Çerkesler adına milletvekilliğine aday gösterilen birine danışmanlık yapan bir siyasetçi, Abhazların, Osetlerin vs. bir boy olmadığını, o bayrağın üzerindeki bütün yıldızlardan, renklere Çerkes halkının ulusal bütünlüğünü temsil ettiğini ve hiçbir yıldızın ayrı bir adla isimlendirilemeyeceğini bilmiyor muydu? Ya da yine Çerkeslerin yalnızca Adığeleri temsil etmediğini öne süren bazı kişilerin röportajlarında “Çerkesce” “Çerkes halkı” demeleri? Ya da Çerkesler adına siyaset yapan bazı grupların Çerkes dernekleri, etkinlikleri, köylerinde hiçbir faaliyette bulunmamaları? Kendi gündemlerini üretemeyip, ülkenin gündeminde saplı kalmaları? Sol akımın sosyalist birikimine laf söylemek haddime olmayabilir, ancak bu birikime dayalı bir kimliği ortaya koyamadıkları da bir gerçek. Bu gerçeklik ise; kendileriyle aynı ideoloji ve kimliği paylaşarak siyaset üretmek adına toparlanan farklılıkların birlikte birikmesini engelliyor ve engellemekle de kalmayıp aynı ideoloji ve kimlikten oluşan farklı gruplar arasında karşıtlık ve tartışmalar doğuruyor ve aynı ideoloji ve kimliği taşıyan bireyler arasında güvensizlik ve umutsuzluk yaratarak kendini köreltiyor. Bu anlamda gerçeklerin ne olduğuna dair yorum yapmaksızın her grubun kendini referans ettiği kimliği oturup detaylıca tartışarak karara varması ve kendileriyle aynı düşünce ve kimliğe bağlı gruplarla bir araya gelerek aldıkları kararları tartışmaya açmasıdır. Tüm bu tartışmaların sonucunda ise; kaba, kısa ve keskin bir şekilde olmadan, uzun, detaylı ve ikna edici olarak; kim olduklarını ilan etmeleridir. Çünkü herkesin söylediği Çerkesin aynı şeyi ifade edemiyor oluşu bile bir handikaptır. Bu konudaki önerim ise, en azından grup oluşturarak siyaset yapıcı olanların kendilerini, anadillerinde ifade etmeleri olabilir.

Aynı zamanda bazı zamanlarda denk geldiğim bir diğer sorun, siyaset yapıcıların kendi içlerinde oluşan bazı rekabet durumlarında kutuplaşmaları ve bunu sürdürmeleridir. Aynı amaç ve yöntemleri taşıyan ve hatta bazılarında aynı grup içerisinde ortak faaliyet sürdürmüş kişilerin bir uzlaşmazlık sonucu birbirleriyle çatışır hale gelerek, olayı kişiselleştirmeleri ve bu kişiselleştirmeleri ileriye dönük bir düşmanlığa doğru evriltmeleri. Geçtiğimiz seçimler sürecinde yaşanmış iki vaka bulunmaktadır, aynı amaç ve yöntemde buluşan kişilerin milletvekili adayı olmuş Çerkesler etrafında toparlayıcı olmaları gerekirken, farklılaşmayı seçtikleri ve hatta bu farklılaşmanın bir noktadan sonra bir çatışmaya evrildiği ve sonucun ulaştığı boyutun yarattığı durum öyleydi ki, bir milletvekili etrafında seçim çalışmalarına yoğunlaşmış bir grup, diğer grubun bir faaliyeti hakkında “ramazan ramazan piknik” olarak bir ifade kullandı. Bir diğeri ise, aynı yöntemle milletvekili olmak için düşünen bir kişi, aynı yöntemle örgütlenmek için toparlanan kişilerin toplantısına geldiği halde dahi, bu düşüncesini paylaşamadı. Buradan gördüğüm kadarıyla sol cemaatte, etnik ve ideolojik bir birlikteliğe rağmen bir bütünlük oluşmadığı ve bu durumun bir güven kayması yarattığıdır. Halbuki kimlik ve siyaset üzerine, aynı yol ve yöntemle mücadele veren kişi ve grupların birlikte olması kolaydır ancak kişi ve grupların ilkeleri ve tutumları olmadığı zaman, herkes kendi disiplinini ilke benimsetmek isteyen bir lidere dönüşmek isteyebiliyor. Bu durumda, ikinci yapılması gereken şey; herkesin kendi disiplinini ilke olarak benimsetmek istememesi için ilkesel bir tartışma açması ve taslak kararlar alması ve bunu diğer grup ve kişilerle de tartışarak bir bütünlüğe ulaşılmasıdır. Böyle olduğu zaman göreceksiniz ki, hiç kimse lider olma kompleksi göstermeyecek, liderler doğal olarak bütünlüğe ulaşmış ilkeleri içselleştirmiş kişilerden kendiliğinden çıkacaktır.



2015-11-22

Haksızlık karşısında susan Yemuktur!

Bana göre dünyadaki bütün halklar eşittir, biri diğerinden üstün veya düşük değildir. İşte sırf bu düşüncemden dolayı; hiçbir zaman ve hiç kimse benden; sırf bizden diye kötüyü savunduğumu veya bizden değil diye iyiyi kötülediğimi duyamayacak. Dünya bir çok halka, bir çok dile, bir çok kültüre, bir çok geleneğe ve bir çok töreye sahiptir ve hiçbir halk, hiçbir dil, hiçbir kültür vs. bir diğerinden daha fazlasıyla hakka sahip olamazlar. Bizim Türkiye'de Çerkesler olarak talebimiz, bir Kürtten, bir Lazdan, Ermeniden, Rumdan, Araptan daha fazla hakka sahip olma istemimiz, en azından benim için olacak iş değildir ve dikkat ederseniz her seferinde, bizi kendisinden alçak gören bir tarafa yönelik mücadelemiz belirgin durmaktadır. Eğer konuyla ilgili ve takipteyseniz hafızanızı yokladığınız zaman da bunun izlerini göreceksiniz, bize neden hiç kimse ırkçı diyemez? Çünkü bir Çerkes ulusunun, var olan diğer tüm uluslardan daha iyi bir geleceğini savunmadık, zaten böyle bir savunum ancak ütopya olurdu. Bizler Kurtuluş Savaşında birlikte savaştık demogojisinden yola çıkıp, bir de "hiçbir zaman yediğimiz kaba pislemedik" alçaklığına sığışarak, işte bize de artık ödül maması kıyafetinde bir "Çerkesce Televizyon" verirsiniz de demedik. Çok açık ve net bir şekilde söylediğimiz şey; "biz eşitiz!" demekti. Bunu bir çok yazıda, söylemde, eylemde, çeşitli yollar ve vasıtalar, değişik kelimeler, videolar, çalışmalar ile söyledik. Hiçbirisi biz "üstünüz!" üzerine kurulu cümleler olmadı, basitçe ve mütevazice "biz eşitiz" diyorduk. Bugün de öyle söylemeye devam ediyoruz, yarın da öyle söylemeye devam edeceğiz ve bizi bu coğrafyaya mahkum eden sürgünü geri çevirip, kültürümüzün kök salarak insanlarında yeşerdiği yurdumuza döndüğümüz gün de söyleyeceğiz. Bizim bugün, bunu söyler haldeki mevki ve halimizin bu düşüncemize hiçbir tesiri yok, evet bugün resmen eziliyor ve sistematik bir şekilde yok ediliyoruz ve buna karşı direngen biçimde "biz eşitiz!" diyoruz. Yarın yurdumuzda da, biz egemen ulus olup, içimizdeki azınlık grupları ezersek, sistematik bir şekilde yok etme politikası uygularsak o gün de bizi aynı sözcükleri kullanırken göreceksiniz. O zaman da "biz eşitiz!" diyeceğiz. Bugün burada, Kürtlerle, Lazlarla, Süryanilerle, Araplarla ve bu ülkenin egemen ulusundan olup "biz eşitiz!" diyen Türklerle omuz omuza veriyoruz, işte yarın da, içimizdeki kazaklarla, ruslarla, ermenilerle, gürcülerle vs. omuz omuza verip aynı şekilde bağıracağız. Biz hakkımızın tarafındayız ve hiç kimsenin hakkını gözetmekte değiliz. İşte bu yüzden, çok doğaldır ki; sürgün coğrafyamızda her kimin hakkı yeniliyorsa, bizleri onların omuzlarında görüyorsunuz. Bize göre, haksızlık karşısında susan yemuktur! Zalimin mazlum üzerinde şakırdayan kırbaçına sessiz kalan, xaynapların en büyüğünü yapmaktadır. Atalarımız bize "insanlığı" güllük gülistanlıktan değil, devasal orduların karşısında cesurca direndikleri özgürlük cephelerinden bırakmıştır, bizler de o mirası çocuklarımıza, bir kab yemek uğruna şekilden şekile girenler gibi balon asaletinden, böbürlenmekten değil, bugün şartların bizi sıkıştırdığı ve bir riske dönüştüğü insanlık cephelerinden bırakacağız, bu yola koyulurken elbette dokunulmaz olmadığımızın farkında ve bizlere yarattığı riski görerek başladık, bugün de her türlü risk ve ihtimale rağmen, tıpkı atalarımız gibi ölüm pahasına yüce adaleti, vicdanı, haklıyı ve gerçeği bağıracak, şartlar neyi gerektirirse gerektirsin güçlü zalimin değil, güçsüz mazlumun yanında olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Öleceğiz, diz çökmeyeceğiz! Bizim, bugün dünyayı kana bularken göz kırpmayan barbarların işgal ettiği, her gün bombaladığı bir kente yeniden yaşam götürmek üzere, ölümü göze alan ve her şeye rağmen bir adım geri attığını göremeyeceğiniz, bu vicdanı ve inancı uğruna ölen Nartanlarımız, Ferdanelerimiz, onların omuz verdiğimiz halka taşımak isterken, gökyüzüne ulaştırdıkları selamlarımız var. Bizim Seyfullah'larımız, bizim Mehmet Jeren'lerimiz, Ayşe Denizlerimiz, Yusuf Arslanlarımız var. Biz varız; yeter ki haklı yolumuzdan ve "biz eşitiz!" sözüne tutunalım! Ölüme kadar varız ve bir adım geri atmayacağız.

Bir adım geri atmadığımız davayı iyi bilin! Bizim davamız, bizi kendisinden alçak görmek isteyenlere karşı, "biz eşitiz!" davasıdır. "Biz eşitiz!" ve yürüdüğümüz yol, bizi ancak "eşit!" bir yarına ulaştırmak üzerine kuruludur, ağzımızdan ve kalemimizden dökülen şiar budur! Aldığımız riskler, verdiğimiz canlar, kopan etlerimiz, akan kanlarımız, yoldaş kanlarında sırılsıklam olan bedenimiz işte bu yola inanmıştır! İşte bu yolda biz, hiçbir zaman ayrıcalıkların değil, daima ve sürekli eşitliklerin taraftarı ve savunucusu olacağız. Birileriyle aramızdaki yegane farkta bundan ibaret! Zulüm kimden gelirse gelsin, biz zulmün hedeflediğinin yanında olacağız ve hiçbir masal bizi o mazlumun yanından alı koymaya yetmeyecek. Bugün bizlere, olmadık yaftalarda bulunan ve bir kab uğruna uşak ruhluya dönüşmüş birileri Silopi'de, Silvan'da, Nusaybin'de masumlar ölürken "Kürt"  Ermenilerin gasp edilmeyen ender mülklerine göz dikildiğinde, Hrant eylemlerinde "Ermeni" diyerek hem bizleri, hemde kendilerini tarihe geçirmiş duruma gelmişlerdir. Evet! Dostlar, düşmanlar iyi bilsin ki; öldürülen Kürt çocukları bizim çocuklarımız gibidir! Öldürülen Kürt anneleri de annelerimizdir, hep öyle olmuştur! Kürdistan'da patlayan bomba, burada bizi yakmaya yetmektedir. Bizler, faşist kurşunların hayattan kopardığı insanlarla Kürdüz! Biz biliyoruz, siz de bilin istiyoruz ki; cinayet sadece katil ile kurban arasındaki bir mesele değil, katilin kurbanı katledişini görüp susan ve susmayanların da arasındaki bir meseledir. Biz cinayeti görüp susanlardan, katili gizleyip, onu yeni kurbanlarının peşinde rahat rahat dolaştıranlardan olamayız! Dün, Çerkesya'da bizi katledenlerle, bugün Kürdistan'da Kürtleri katledenler aynıdır! Hepsi, katiller cemiyeti mensubudur. Dün Çerkesya'da biz katledilirken susanlarla, bugün Kürdistan'da Kürtler katledilirken susanlar, aynı derece de alçaklardır, ve dün Çerkesya'da akan Çerkes kanlarını gizleyenler gibi, bugün yanıbaşımızda akan kanları gizleyenlerden olmayacağız. Çerkesler, yandaş, yalak ve ruhsuz bir toplum değildir, Çerkesler, hür vicdanlarıyla zalim ile mazlum arasında fark gözetip birinden taraf olacak kadar hür ve vicdan sahipleridir! 

Bugün, kim kime zulüm ediyor? görmüyor muyuz? 
gördüklerimiz bizi hiç mi etkilemiyor? Peki niye susuyoruz? "oluk oluk" kan akıtanların zulmüne sessiz kalacak kadar korkak bir geleneğimiz mi var?

Haksızlık karşısında susan, bizden midir? 

2015-11-02

Türkiye'de her 100 seçmenden 10'u Çerkes sorunlarını tanıyor, çözüm istiyor!


1 Kasım sonuçlarının bazı yoldaşlarımız adına çok hüzünlüyüm, fakat umuyorum ki bu hayalkırıklığı yerini mücadele azmine bırakacak ve kaldığımız noktadan var gücümüzle, varız, olacağız; yılmadan, yorulmadan mücadelemizi ileriye taşıyacağız şiarıyla devam edeceğiz. Seçim sonuçlarını ele alacak olursak, henüz 10 yıl önceye kadar bizi, kadınlarımız ve tavuklarımız dışında bilmeyen bir kamuoyundan, şuan ki geldiğimiz nokta çokta içler acısı bir durum değildir, açıkça söylemek isterim ki; Türkiye'de 55 milyon seçmenin katıldığı son seçimlerden elde edeceğimiz net veri olarak, bu seçmenlerin içerisinden her 100 kişiden 10'u asimilasyona karşı yanımızda net bir tutum sergiliyor. Her 100 kişiden 10'u Abhazya'ya doğrudan ulaşım sağlanmasını, Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarının tanınmasını, Çerkeslerin tarihsel anayurtlarıyla tekrar kavuşabilmeleri için Türkiye'nin diplomatik ilişkilerle Çerkeslerin yurtlarına geri dönebilmelerinin kolaylaştırılmasını, çifte vatandaşlık hakkının doğmasını istiyor. Bu başarısız bir tablo değil, aksine bir önceki 10 yıla kıyasla mücadelemizin halkımızın sorunlarını kamuoyunda getirdiği noktadan bir ürünüdür. 55 milyon seçmenin her 100 kişisinden 10'u; Çerkeslerin, anadilde eğitim almasını onaylıyor ve destekliyor ve bilinmeli ki, kamuoyunun bu %10luk kısımını yalnızca HDP temsil ediyor. Daha önceleri, Sochi, Çerkes Soykırımı, Asimilasyon politikaları gibi, bir çok konuda hiçbir siyasi çıkar peşine düşmeden Çerkeslere kürsüsünde yer veren HDP'nin seçim broşürlerinden biri de, Çerkes taleplerine yönelikti. Biz biliyoruz ki, halkımızın geleceğine yönelik olmazsa olmayacak bütün taleplerinde, HDP ve HDP'nin Türkiye kamuoyuna yansıttığı %10luk tabanı, sürekli yanımızda olacak ve kürsülerinden bizler içinde ses çıkaracaktır. 150 yılı aşkın yıldır hep görmezlikten gelinen ve zulümün her türlüsünün reva görüldüğü halkımızın, tüm Türkiye Diasporası tarihi ele alındığında, son 10 yılda ilerlediği mesafeyi görmezden gelmemizi de hiç kimse bekleyemez. Şimdi, bir de; halkımızın hiçbir faydasına olmadığı halde, hain ilan edildikten sonra Çerkes olduğu hatırlanan Ethem beyin, isminin başına konulmuş hain sıfatını kaldıracağını taahhüt eden ve bugün malum siyasi parti tabanının küfür etmekten çekinmediği Arınç'a kalpak takmaktan sakınmayan arkadaşlarımızın ilerlediği mesafeyi izleyeceğiz. Bizim emin olduğumuz tek nokta, bugün meclis çatısı altında siyaset yapan partilerden yalnızca birinin, Çerkes halkının geleceğiyle ilgili kritik önem taşıyan hususlarda yanımızda olacağıdır, diğer partilerin ise böyle olma olasılığı çok uzak olmakla birlikte, kendini o partilerin Çerkeslere yansıyan temsilcisi olarak görev alan arkadaşlarımızın bu konudaki çalışmalarını merakla takip edeceğiz.

Zafere inanın, biz kazanıyoruz!


Kasım seçimleri, bizim için mitinglerimize konulan bombalardan, parti bürolarımıza yapılan her türlü saldırıya kadar düşünüldüğünde; başlı başına bir zaferdir. Fakat, sanki gerçekten eşit koşullarda bir süreç yaşayıp, bu durumlara gelmişiz gibi bizi inandırmak istedikleri şey; kaybettiğimizdir. Televizyonlar, devleti saran vebanın ağzıdır ve bu seçimlerden sonra sürekli "halk, HDP'ye ne mesaj verdi?" gibi ve benzeri bir propaganda sürecine girdiler. Fakat şunu anlamamız lazım, Halk HDP'ye; "devam" mesajını çok açık biçimde verdi. Bir önceki seçim de, "emanet oy" kavramını öne sürerek, HDP'nin bir baraj aşacak tabanı olmadığına ima ederek siyaset üretenler, şimdi emanet oylarını geri alanları ortaya çıkardığınıza göre, HDP'nin Türkiye'nin en büyük 3ncü partisi olduğunu ve bu özelliğini sürdürdüğünü, sürdürmeye devam edeceğini anlayacaklar. Her türlü saldırıya ve haksızlığa rağmen bugün 2nci defa paramparça ettiğimiz baraj, artık bizim için hayaldir. Üstelik, bombalardan, büro saldırılarına kadar konuşuyoruz, peki hiç; Kırşehir'de yağmalanan yakılan kitapevini, batıdaki mevsimlik işçilere yönelik faşist saldırıları, doğudaki olağanüstü hal adı altında yarattıkları katliamı neden konuşmuyoruz? Veba, ilk elden partinin halka, halkın partisine ulaşmasını; bombalı saldırılarıyla engellerken, aynı zamanda televizyon programlarına çıkarmayarak kitle iletişim araçlarından da mahrum bıraktı, yetmedi HDP'li olma olasılığı olan insanlara yönelik dahi saldırılara göz yumdu batıda, hiçbir olanağını kullandırtmadığı gibi, partinin kendi olanaklarıyla ortaya koyduğu kampanyaları da engellemek için  elinden gelenin en iyisini yaptı ve herşeye rağmen parti, bu ülkede barışa, kardeşliğe, umuda ve yeni yaşama karşı set gibi örülmüş faşist barajı yerle yeksan etti. Bu, tüm saldırılara rağmen, tüm engellemelere, tüm adaletsizliklere, tüm hukuksuzluklara rağmen kazanılmış bir zaferden başka hiçbir şey değildir. Şimdi, vebanın inanmamızı istediği şeye inanarak, umut tüketme vakti değildir. Asıl şimdi, çalışmalarımızı sürdürüp, mücadelemizi yükselterek demokratik yaşamı özünden, geleceğe doğru örme vaktidir. Vakit, barajı altüst eden varlığımızın, faşizmi altüst edecek güce dönüşmesini sağlamak üzere inanarak, isteyerek, azimle çalışma vaktidir. Ortada HDP'nin kaybettiği bir seçim olmadığı gibi, HDP'nin kazandığı bir zafer vardır ve bu mücadele, devletin dört elle ve tüm olanaklarıyla saldırıları altında kazanılmış bir mücadelenin ürünüdür! Eğer şimdi, baskıyla tehditle, saldırıyla, adaletsizlikle, yalanla, iftirayla tekrar iktidar olabilmiş yapının zafer kazandığına inararak, mücadelemizi bırakırsak.. eğer şimdi umutsuzluğa kapılıp, azimden azalırsak, HDP değil, Türkiye kaybeder. Türkiye'nin; adalete, eşitliğe, insanlığa inanan insanlarının mücadelesine hiç olmadığından daha fazla ihtiyacı olduğu şu günlerde, tüm bunları bünyesinde yanyana getiren, kendi içinde eşitlik yakalayan ve zulüme sessiz olmayan HDP'nin büyümesi için durmak bilmeden, susmak bilmeden çalışmalıyız.

Baskılar, işkenceler, katliamlar, savaşlar, adaletsizlikler, orantısızlıklar, saldırılar, sindirme operasyonları, yalanlar, iftiralar çemberinde, gelmiş bulunduğumuz nokta; her geçen gün biraz daha fazla kazandığımızın resmidir. Bu şiddet sarmalında, kendi adına hiçbir riske aldırmayarak sadece halkı zarardan korumak adına mitinglerini bile iptal ederek, büroları yağmalanmış ve kendisine destek verenlerin saldırıya uğradığı bu noktada, geldiğimiz şu durum kazandığımızı gösteriyoruz. Faşizm, her türlü hile ve baskıyı reva görerek, iktidarını bir dönem daha sağlayabilmek için kan akıtmaktan çekinmezken, kan akmasın diye miting bile yapmadan, seçim broşürlerine bile izin verilmeyen HDP'nin gücünü, biz'ler; inanan ve yılmayanlar sağladık. O gücü, bugün büyütecek ve faşizmi; bizi kendi yoldaşlarımızın kanında boğmak için Suruç'ta, Ankara'da çabalayanları, kendi döktükleri kanda boğacak konuma yine biz taşıyacağız.
Üzülmeyin, inancınızı asla yitirmeyin. Her geçen gün, her geçen an; zafere doğru yürüyüyoruz. İşte korkuları da bundan, saldırıları da. Ve onların korktuklarını başlarına getirmek için; inancımızla, var gücümüzle; kardeşliği, barışı ve adaleti savunarak mücadelemizi sürdürelim.

2015-11-01

Politik Hat(P.H.): Bizleri oluşturan nüveler (2) : Coğrafya

İnsanlık nüvesini, bir önceki yazım da anlattım. Coğrafya nüvesi, bir önceki yazımın bir devamı olarak okunmalıdır. Bir Çerkes, olması gereken her şeyden önce insan olmalıdır ve akabinde ise bir yerde birikmeli; topluma dönüşmelidir. İnsan topluluklarının biriktiği yere siyasal olarak vatan, yurt gibi kavramlar denir. Şu kadarını söylemem gerekirse, bir Çerkes; herşeyden önce insan olmalı ve bir yere birikmiş olmalıdır, öyle ki; sadece nicelik olarak değil, aynı zamanda bir nitelik olarak; tarihsel, kültürel olarak da birikmelidir. Biz bugün Çerkeslerin nitelik olarak biriktiği tarihsel coğrafyaya en basit ve anlaşılır adıyla; Çerkesya diyoruz.. İnsanların her anlamda birikip bir kültür oluşturduğu, o kültür üzerine bir tarih yazdığı coğrafyanın adıdır Çerkesya. Bu anlamda; politik bir dayanak olarak; bugün her nerede yaşıyor olursa olsun, kendine kültür biriktiren geçmiş insan topluluklarının ardılları, kültürlerinin biriktiği coğrafya olarak Çerkesya'yı bir an olsun aklından çıkarmamalıdır. Coğrafyasının, insana kattığı çok şeyi olur, bugün bir Çerkesin; Çerkesya'yı umursamadan, oradan kopmuş ve orayı düşünmeyen yapısı dururken, Çerkesliğin sözüm onlara asalet ve nezaketini süs eşyası gibi diline dolaması, kalitesizliktir. Bilinmelidir ki; bugün eğer diaspora, bir asalet ve nezaketten bahsedecekse, üstelik bunu kendi başarılarından ziyade, tarihin kendine taşıdığı gerçekliklerden alacaksa, bu asalet ve nezaketin temeli; Çerkesya'dadır. İşte bu gerçeklik, hayatımızın merkezinde olmak zorundadır.

İnsan topluluğunun yaşadığı coğrafyadaki zorluklar ya da endemik farklılıklar, o toplulukta bazı duygu ve davranışları tetikler, bir coğrafyanın gerek konumu gerekse içerisinde bulunan kaynakların ilgi çekiciliği de, başka bir toplumun, o coğrafyaya karşı durumunu tetikler, özellikle savaşların neredeyse bir çoğunun sebebi de budur, böyle durumlar karşısında bir insan topluluğunun ortaya koyduğu kültürün, yurduyla ilişkisi kesinlikle yadsınamaz. Çerkes toplumu da, Çerkesya'nın coğrafyasının gerektirdiği bir kültürü ortaya koyan insan topluluğudur ve toplumsal olarak kültürleştirilmiş neredeyse her şeyin, Çerkesya ile bağlantısı bulunmaktadır. Bu durumda, sürgünlük bir Çerkesin, oraya yokmuş gibi Çerkeslik imkansızdır, böyle bir hayatı ona dayatmak zulüm, böyle bir geleceği ona anlatmak, yalandır. Atalarımız olan insan topluluğuna bugün ki kültürünü veren Çerkesliği, geleceğimizin önceliğine koymalıyız, fakat tüm bu sürecin içerisinde, başka bir coğrafyada yaşamaya zorlandığımızın bilincinde, başka bir coğrafyada yaşamaya alıştırıldığımızın farkındalığında olmak, bu işleyişe karşı da bir duruş sergileyerek, gelecek vizyonun en önüne Çerkesya'yı koyarken, geri döneceğimiz o güne değin, birinci  yazımda anlattığım "insanlık nüvesinin" gerektirdiği gibi onurlu bir duruşu, Çerkesya coğrafyasına dönene dek savunmak zorundayız.