#APiSCANBERK

Canberk Apiş'in Kişisel Günlüğü

türkiye gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İslami Kemalizm


İslami Kemalizm
Bundan hemen hemen 10 yıl önce, Antalya'da amatör rock grupları ile 'rock bar' olarak tarif edilen işletmeler arasında köprü kuruyoruz. Sahneye çıkabileceğine inandığımız amatör rock gruplarıyla sürekli iletişim halindeyiz, kale içinde mekan mekan dolaşıyor mekan sahiplerine tekliflerde bulunuyoruz.. Şöyle bir organizasyon yapalım, falanca grup çıkaralım sahneye falan diye. Kabul eden mekanlara düzenlediğimiz organizasyonla ilgili afişleri bastırıyoruz, afişleri asmak için gerekli malzemeleri tedarik ettiriyoruz.. Bir de biz  kâr amacı gütmeyen bir organizasyonuz; en azından bizim hiç kârımız olmuyor, aksine bizim organizasyonumuzun olacağı gün mekandaki fiyatların aşağıya çekilmesi içinde çaba sarfediyoruz.
Bu organizasyonun içinde koşturan herkes gönüllü... Hepimiz arkadaşız... Bir çoğuyla daha öncesinden arkadaşız, bazılarıyla bu organizasyonlar vesilesiyle arkadaş olmuşuz.
Arkadaşlığımız ise ne çocukluk, ne okul ne mahalle kökenli. Bildiğiniz liseli politikliği üzerine kurulu bir arkadaşlık. Hepimiz Anarşistiz ya da kendimizi öyle  tanımlıyoruz diye arkadaşız.
Dolayısıyla zaten anlamışsınızdır; bu müzik organizasyonları da bu politik birlikteliğin bir ürünü olarak sürüyor. Amaç müzik değil, müzik araç. Amaç o zamanki etkileşimde bulunduğumuz ideolojiyi müzik aracılığı ile buluşturmak, pekiştirmek.

Gel zaman git zaman bizim organizasyonumuz güzel şeyler yapmayı başardı, amatör rock grupları kendilerini duyurmak, dinletmek.. mekan sahipleri ise etkinlik yapmak, bilinmek için.. bizde organizasyonda bildiri dağıtmak, anonslarla mesaj vermek gibi şeyler için iştahlı olunca deyimi yerindeyse "allah yürü ya kulum" dedi.  Eskiden gidip görüşmek için sıra beklediğimiz mekan sahipleri artık bizlerle iletişim kurup etkinlik yapmak istiyor, arayıp bulmaya çalıştığımız yerel rock grupları ise kendilerini listemize yazdırıyorlardı.
Gruplar sahneye çıkıyor, mekanlar doluyor, gelenler normalden ucuza, normalden fazla hizmet alıyorlardı artık. Bizde o zamanlar BarışaRock'ın Antalya inisiyatifiydik... 

Farkındayım; ne alaka diye düşünüyorsunuz.

Uzatmadan konuya gireyim...

İşte tam o  günlerin devamında; daha önce bizim hiç duymadığımız bir şey ortaya çıktı içimizde.

Anarko-Kemalizm.

O gün böyle bir şey olabilir mi ya diye düşünmemize fırsat kalmadan olamasa bile olduğunu öğrenmemiz uzun sürmedi.  Tabii doğal olarak içimizde ciddi tartışmalar da oldu, birbirimize güvenimiz azaldı, istediğimiz seyreldi.. hem o zaman ki acemiliğimiz hem de örgütlenme biçimimizin bu durumlar karşısında aşırı kırılgan olması sebebiyle, organizasyon dağıldı.

Bu dağılıştan sonra; eski 68 kuşağından olan yerel rock piyasasında bulunan eski bir kurt geldi üzerine oturdu herşeyin.

O da yapamadı. Sürdüremedi...

Çünkü işin kimyası bozulmuştu ama, zaten onun bunu sürdürmek gibi bir derdi de yoktu; piyasaydı onun için...

O gün öğrendiğimiz Kemalizmin kalıp değiştiren bu formu, o günden sonra aklımızın hep bir ucunda oldu ve bütün yaptıklarımızın içinde hesabı yapıldı, çizildi.

Şimdi bu tecrübeyle hükümetin her geçen gün artan Atatürk sevgisini düşünerek bunun adını temsili olarak  "İslami Kemalizm" olarak anarak düşüncelerimi aktarayım.

Atatürk'ün doğruları-yanlışları, yaptıkları-yapmadıkları, verdikleri-aldıkları şöyle bir kenara dursun.. bizim konumuz değil.

Bizim konumuzun Mustafa Kemal Atatürk ile zerre kadar ilişkisi yok.

Bizim konumuz "Kemalizm"

Kemalizm Atatürk'ün eseri değildir, Atatürk'ün manevi varlığını suistimal ederek bu ülkede Atatürk'ün vefatından başlayan ve şimdiye kadar kendini sürdüren kirli bir zihniyetin eseridir. Belki de şeytanın aklına gelmeyendir; ittihatçılıktır. Bilemeyiz... Bildiğimiz tek şey  bir araç olduğudur. Amaç ise iktidardır... ve ister inanın, ister inanmayın halk kimi seçerse seçsin iktidar işte bu zihniyetin ellerindeydi. Akp'nin ilk halk tarafından seçildiği zaman bu ilişkiyi en iyi geçtiğimiz günlerde RS FM'de yayınlanan Yavuz Oğhan'dan Bidebunudinle'nin konuğu emekli Emniyet Müdürü Hanefi Avcı açıkladı... Halk 2002 de Akp'yi seçtiği zaman Akp iktidar olamamıştı. Çünkü o zaman iktidarda Kemalizm vardı... İşte kandırıldık denilen Fetö ilişkisinin siyasi başlangıcı da böylece oluşuyordu. Fetö Akp'ye iktidarın yolunu açabilecekti. Nitekim de ABD ve Fetö desteğiyle Kemalizmin derin iktidarına karşı mücadeleye de başladı ve artık onlarla yanlarındakilerle birlikte ne kadar iktidar olabilecekse, o kadar oldu. Doğrusu Kemalizmin iktidarını salladılar, ancak bunu kendi başlarına yapmadılar. Kemalizm kendini geri çekti ama yok olmadı. Kemalizmin kendini geri çektiğinde oluşan boşluk iktidara giden yoldu, ancak ne ABD, ne Fetö Akp'ye buyrun siz önden yürüyün demezdi. İktidarın cazibesi ve olanakları; onu gören tüm grupları büyüler.

İşte bu geri çekilmede oluşan boşluk, Akp tarafından doldurulamadı. Dolabileceği kadar Fetö ile doldu ve arka planda Kemalizm ile Fetö'nün bir iktidar mücadelesi başladı. Atamalar, tasfiyeler, emekli etmeler, yıldırmalar; işte halkın seçemeyeceği iktidar tam burada belirleniyordu.

Akp bu savaşın arasında iktidarın kendisi değil, halka yansımış sevimli, seçilmiş bir yüzü olarak bulundu. Kemalizm iktidarının kanattığı yaraları okşayarak onu geriletmek üzerine de reform politikaları hayata geçirdi.

Gel zaman git zaman Kemalizm iktidarı iyice yıldırıldığında, Fetö iktidarını perçimlemek ve kim seçilirse seçilsin hep kendi iktidarda kalabilmek için çalışmaya başlayınca; Akp bir kez daha yapayalnız kaldı.

Seçilmekten başka iktidarı yoktu ve seçilmiş iktidarın böyle ülkelerde hiçbir anlamı da yoktu.

 Bu sefer geriye çekilmiş olan Kemalizm Akp'ye yakınlaştı ve geri çekildiği alanları dolduran Fetö iktidarının kökünü kazımaya başladı.

Kısacık süreçte özetlersek;

Kemalizm iktidarını önünden kaldırmak için Fetö'ye yanaşan AKP (kendi deyimleriyle kandırılırken) Atatürk'ün manevi varlığına karşı bir kampanya başlatarak politika yaparken, şuan geldiği nokta kendi işbirliğiyle iktidarın boş alanlarına yerleşen Fetöyü yok etmek için Kemalizm'e yanaşarak Atatürk'ün manevi varlığını yücelten bir kampanya sürecine girdi.

Akp'nin tahmin edemediği ya da küçümsediği şey; Kemalizm eski kurttur ve ona elini veren kolunu kaptırır. Ki bugün görünen AKP'nin iktidara uzanan elinin çoktan kaptırılmış olmasıdır.

CHP'nin genel başkanı Akp'nin Atatürk sevgisiyle mutlu olduğunu açıklıyor. 

...oysa Kemalizmin bir anda "İslami Kemalizmi" doğurması da bir an meselesidir.

Halk tabanında kitap okuyarak Anarşist idealleri olmuş kesim bile kendi kendine; Anarko-Kemalizm doğurup bunu yaşamaktan gıpta etmezken, iktidar bloğunda Kemalizm kendi varlığını güçlendirmek üzere bugünki şartlarda çok rahat bir şekilde "İslami Kemalizmi" doğurabilir.

Çünkü dediğim gibi...

Kemalizm; Atatürk'ün ideallerini sürdürmek değil, onu iktidar aracı olarak kullanmak içindir.



Kahrolsun Emperyalizmi Amerika Sananlar


Bugün sizlere emperyalizm denince aklına yalnızca Amerika gelenlerin düştüğü aptal noktayla ilgili düşüncelerimi anlatmak istiyorum.

Milliyetçiler adeta "gazla" çalışan bir beyin yapısına sahip oldukları ve alenen yukarıda bahsettiğim noktada blok oluşturdukları için onlara diyecek pek şeyim yok. Sadece bir an önce akıl sağlıklarına kavuşmalarını dileyerek başka da hiçbir şey demiyorum.

Gel gelelim solcularımıza...

Bizim Türkiye'de çeşitlilik sadece bitkiler ve hayvanlarla sınırlı değil. Her bitki ve hayvanın nasıl anadolu'ya adapte olmuş özgün bir karakteri varsa, insanın ve insana ait her şeyin de buralara adapte olmuş özgün bir karakteri var. Dinin de, imanın da, solun da, sağın da...

Ben bu özgünlükler içinden solu hem kafamda düşünerek, hemde yazıp sizlere sunarak velhasıl yazılı düşünerek ele almak istiyorum.

Gelin yazıya çok fazla kavramlar sokarak kafamızı karıştırmak yerine, gündelik hayatta herhangi bir insana kendimizi ifade ettiğimiz gibi düşünelim.Çünkü fazlasıyla kavram kullandığımız dil; ya aslında ifade etmek istediğimiz şeyi yakalayamıyor ya da onu okuyan-duyan kimseler bizim ifade etmek istediğimiz şeyleri pek anlayamıyor.

Mesela Emperyalizm...

Türkiye'de ben solcuyum diyen 7'den 70'e herkes rüyalarında bile emperyalizmi kahrederler. (milliyetçiler, ümmetçiler de ediyor da, onları peşin peşin es geçmiştim)

Peki nedir bu emperyalizm?

Amerikalıların sadece Kürtlerle oynadığı küresel bir oyun falan mı?

Ya da

Yüzyıldır Kürtlere karşı oynanan bir oyun mudur?  Evet yazımın bu noktasında dikkatinizi çektiyse hemen Kürtleri karıştırdım araya. Neden?

Çünkü dün IKBY'de bir referandum düzenlendi. Bağımsızlık referandumu. Türkiye solu yine ve her zaman ki gibi mesele Kürtler olunca iflas etti.

Bende daha önce sosyal medya hesabımdan referandumla ilgili kuşkularımı dile getirdim. Ancak benim derdim Kürtlerin bağımsız olması ya da bağımsız olmayı istemesi değildi. Benim derdim; Barzani'nin güvenilmez bir kişilik olması ve bu referandumu itibarsız kılacak herşeyi yapıyor oluşuydu.

Bir halkın bağımsız olmak istemesi ve dahası bunu demokratik yollarla dile getirmesi kadar doğal ne olabilir bilmiyorum, illa savaşmak ve dökülen kan üstünde milliyetçi bir taban yaratarak oradan mı var olmak gerekir bağımsız olmak için.

Olana bitene detaylıca Amerikan Emperyalizmi demek basit olanı, nasıl olsa 7'sinden 70'ine her solcu amerikan emperyalizmi denince yedeğe giriyor.  Sanki Irak söz gelimi Irak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de, Amerikan emperyalizmi ISSC'yi yok etmek için Kürtleri kışkırtıyor..

Irak zaten emperyalist bir devlet,  her emperyalistin ABD kadar küresel mi olması gerekiyor?  Zaten Irak'taki Kürtler on yıllarca Irak ordusu tarafından küresel emperyalist devletlerin silahlarıyla ezildi, katledildi.

Hiçbiriniz o zaman Iraklı Kürtlerin acısına merhem olmadınız. Hatta vergilerinizle biti kanlanan kendi emperyalist devletiniz tarafından katliamlara el verdiniz. Barzani'yi eleştirmek başka birşey, Barzani'nin referandumuna oradaki Kürtler adına endişeyle yaklaşmak başka bir şeydir ama oradaki bağımsızlık referandumunda bağımsız olmayı kendi gelecek kaygılarıyla seçen insanların arzularına komplolar dizmek bambaşka bir şey.

Maalesef Türkiye solunun dili; NATO diliyle uyuşmaktadır. Bölgeye istikrarsızlık getirip başka krizlere yol açar, Irak'ın bütünlüğünden yanayız gibi söylemlere 2 sol slogan ekleyerek bir de Amerikan Emperyalizmi demek NATO devletleriyle aynı dili kullanmamak anlamına gelmiyor.

Kürtlerin kendi topraklarında bağımsız yaşamak istemeleri analarının ak sütü kadar helaldir. Önemli olan kurulacak bağımsız devlet içinde yaşayan Kürt olmayan halklara ne getirecektir? Barzani söz konusu olduğunda şahsen ben bu endişeleri üzerimden atamıyorum. Bağımsız Kürdistan'a değil, Barzani'ye karşıyım. Bunu da not olarak iliştiriyorum.










Adalet Yürüyüşü




2013 yılında Antalya'dan İstanbul'a "Adalet Yürüyüşü" gerçekleştirmiştik ve her fırsatta yürüyüşün özelde Gezi protestoları sırasında hayatını kaybeden, yaralanan, sakat kalanlar için ama genelde bütün Türkiye için talebimiz olduğunu söylüyorduk.
Tabi biz 1200 küsür kilometre yürüdük, bir çok ilden geçtik ve geçtiğimiz ilde bir çok kesim ile konuştuk.



Burdur'u geçerken; Mermer ocakları için delik deşik edilen dağlar, toza kaplanan ormanlar, suyu kirlenen canlılar içinde ADALET istedik.
Kızılcahamam'da iple bağlanarak ölüme terk edilmiş bir köpek gördük, bırakıp gidemedik.. araçları durdurup yiyecek istedik, suyumuzu verdik, hayvan hakları aktivistlerine ulaştık.. adalet istedik..
Afyon'u geçerken hayvancılıkla uğraşan amcalarımızla oturduk, dertlerini dinledik..
Eskişehir'e gelirken tarımla uğraşan insanlarla konuştuk, sohbet ettik..
Adalet herkesin kanayan yarası gibiydi, kim adaleti kendi hayatıyla anlatmaya kalksa kanıyordu..
Tanıyanlar biliyor, bilmeyenler için söylüyorum; yürüyen herkesin siyasal bir duruşu, ideolojik bir görüşü vardı bizim yürüyüşümüzde.. ama herkes tek tip değildi, farklı farklıydı..  Yolda bizi karşılayanlarda öyleydi, hiç kimsenin derdini siyasal duruşuna, ideolojik görüşüne göre değerlendirmedik, herkesi dinledik.
Bize ulaşan ve haber yapmak isteyenlere de bütün dinlediklerimizi ifade ettik.
Adalet istiyorduk,
A'dan Z'ye; herkese..

CHP'li siyasallar da arıyordu, karşılıyordu bizi; bizi partiniz olarak değil, şahsınız olarak karşılayın diyorduk.

Şimdi HDP'de toplanan siyasallar da arıyordu, karşılıyordu.. onlara da partiniz olarak değil, şahsınız olarak karşılayın diyorduk.

"Halk yürüyüşüydük" biz.

Her rengi temsil edecektik, kimsenin değil; herkesin olacaktık.. Adalet isteyecektik.

İstedikte...

Antalya'dan İstanbul'a kadar; her adım da, her solukta, herkes için adalet istedik.
Bizim sloganımız; "adalet için adaletten hızlı" idi.

Gümüşsuyu'nda adaletten daha hızlı olduğumuz da zaten ortaya çıktı.
Sonra çıktık Galatasaray Lisesinin önüne; sağ yanımızda CHP, Sol yanımızda BDP, arkamızda; 7'den 70'e, her dinden, her cinsiyetten, her milliyetten insanla..

Adalet herkese lazım dedik..

Sağımızdakiler de Solumuzdakiler de öyle dedi..
Arkamızdakiler de öyle dedi..
Verdiğimiz bütün demeçler, röportajlar ortada...

Tabi biz o gün şöyle diyorduk; adalet yürüyüşümüz bitmedi..
ve bitmedi...

O günden sonra; adil, eşit ve özgür bir yaşam için bitmek tükenmek bilmeyen bilmeyecek yürüyüşümüz başladı.. O günden sonra adalet bize inat hep geriye gittiyse de, biz dişimizle tırnağımızla adaleti ileriye taşımanın mücadelesi içerisinde olduk hep..
Bugün de tam o mücadelenin içerisindeyiz,
Üstelik ne Selahattin Demirtaş, ne Figen Yüksekdağ, ne diğer tutuklu milletvekilleri, ne DBP'li Belediye başkanları, ne Enis Berberoğlu için değil,
Kadınlar için, Gençler için, Halklar için..
"Herkes için"
"Hepimiz için"
Dolayısı senin adalet talebin, benim de adalet talebimdir. Ama biliyorsunuz bir söz vardır; eğri oturup doğru konuşalım diye.. sırf siyaset yapmak için, sırf söylemiş olmak için yapılan açıklamaları bir kenara bırakalım, adaleti sanki düne kadar varmışta, dün yok olmuş gibi ele almayalım.
Ne için adalet istiyorsun sevgili Kemal amca?
Enis Berberoğlu içinse, amenna. Haklısın istemekte, MİT tırları davasını takip eden bir vatandaş olarak söylüyorum; Enis Berberoğlu bir milletvekili olarak oy aldığı topluma gerçek bilgiyi ulaştırmak için, hepimizi aydınlatmak adına bir milletvekiline, üstelik gazeteci kökenli bir milletvekiline en yakışır, en doğru şeyi yaptı ve bu yüzden tutuklanması gerçekten yüz karası.
Bize böyle de, haklısın diyelim; bu konuyla ilgili bir kelime eleştirirsem namerdim.
Çık de ki; Benim partimin milletvekili olarak Enis Berberoğlu sorumlu olduğu halka doğru bilgiyi aktararak milletvekilliğinin mecliste oy vermekten ibaret olmadığını cümle aleme gösterdi.
Ama tutuklu milletvekilleri içinse;

Biz "anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz" diye başlayan serüvende, "AYM'ne başvuran vekilleri kapının önüne koyarım" diye ilerleyen, Yenikapı ruhu diye taçlanmış o serüveni de bundan bağımsız düşünemediğimizi, en azından bu konuyla ilgili ufacıkta olsa yüreğimize su serpecek bir açıklama yapmanı beklediğimizi bil, adını ağzına dahi almaktan korktuğun diğer vekillerin de adını söyle.
Çünkü bugün kü şartları oluşturan dünler de ne yazık ki sizin parti olarak şahsınızla mühürlü imzanız var ki, biz dünü ve bugünü, üstelik bugünü dünden etkileyen şeyler hala orada duruyorken BAĞIMSIZ düşünemiyoruz.

Okursunuz okumazsınız, duyarsınız duymazsınız bilmiyorum; fakat okumanız ve duymanız umuduyla size sesleniyorum:

Eğer samimiyseniz, gümüşsuyuna gelin; gümüşsuyu biz adalet yürüyüşçülerinin devletle tanıştığı yerdir. Bize orada yasaklanan bölgeden Gezi'ye gidelim ve  oradan hep birlikte Edirne'ye yürüyelim.



Referandum değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı çıkıyor

Teröristler hayır diyor diye bağırıyor kalabalığa, kalabalık da cumhurbaşkanına bağırıyor "idam isteriz" diye sloganlarla

Başbakan çıkıyor

Teröristler hayır diyor diye bağırıyor kalabalığa, kalabalık da başbakana bağırıyor "idam isteriz" diye sloganlarla

İçişleri bakanı çıkıyor, Dışişleri bakanı çıkıyor; bağırıyor hayırcılar teröristler! diye

Aile bakanı çıkıyor, Enerji bakanı çıkıyor; teröristler hayırcılar! diye bağırıyor..

***

Devletin bütçesi istisnasız EVET çıksın diye harcanmış, medya kurumlarının hepsi yandaş, yalaka; bütün radyolar ve televizyonlar el ele vermiş, dört bir koldan propaganda yapıyorlar, kimine göre aylarca ama Allah biliyor ya yıllarca...

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı  bir pankart astırmış; Demokrasi Kazandı diye..

Adam sokakta böbürlene böbürlene yürüyor, nasıl koyduk ama diye diye...  onun arkadaşı; hayırcıların karısını-kızını-anasını, malını-mülkünü ganimet olarak istiyor... onun arkadaşı Almanya'da; Türkiye dünyanın en güçlü ülkesi oldu diyor...

Cumhuriyet Halk Partisi başkanı çıkmış televizyonda; YSK halkoylamasını tartışmalı hale getirdi diyor

Oyların dışarıdan gelmediği kanıtlansın diye vurulan mühürün olmadığı oyların dışarıdan geldiği ispatlanmadıkça geçerli sayılacak diyor YSK ve devletin tüm imkanlarını hoyratça kullanan evetçilere rağmen hapishaneleri dolduran, her yerde baskılanan hayırcıları yenmenin tek yolu mühürsüz oyları da geçerli saymak oluyorken

Milliyetçi Hareket Partisi başkanı çıkmış kürsünde; Fiili durum bitti mi? Bitti. Sistem değişti mi? Değişti. Maksat hasıl oldu mu? Oldu. O halde mesele bitmiş, düğüm çözülmüş, ülkemizin önü açılmıştır diyor.

Milleti de kendisi gibi sanan, balkon da önündeki yazıyı dahi nasıl okuyacağını başkasına soran ve istisnasız bu ülkede herkese ama herkese beyefendiden başbakan olduysa, benden neler olmaz umudu veren düşük profil; "Sonuçlara her kesimin saygı duyması gerekmektedir" derken yüzü kızarmıyor.

***

Bir yandan da düşünüyorum; %51 Hayır çıksaydı ne değişirdi diye? Referandum kampanyalarının ilk günü konu hasıl olmuştu sonuçta, herkesin hayırı kendineydi... doğru! CHP ile HDP'nin ve dahası Muhalif MHP'cilerin hayırları aynı mıydı?

Herkesi hayırda buluşturan şey aynı mıydı? Değildi..

Ben politikadan anlamam, şimdi bütün hayırcıları aynı yere toplamak ve çok olmak muhtemelen politik olarak bir şey ifade ediyor olabilir, ancak aslında hayır içinde buluşan bazı unsurların birbirini iktidardan daha fazla yok etmek istediğini de hiç kimse unutmazsa; yarın için iyi eder.

***
Şu referandumda tarihte hiç sevmediğim biri ve çok sevdiğim başka biri yine haklı çıktı bana göre..

Birincisi hiç sevmediğim Stalin... ne demişti? "Oyları kimin verdiği değil, kimin saydığı önemlidir" demişti..

İkincisi de çok sevdiği Emma... Emma Goldman "Oy vermek bir şeyleri değiştirecek olsaydı, yasaklanırdı"demiştir.

***
Cumhurbaşkanı referandum sonrası 2019'a kadar yapılacak çok iş var demişti... İlk iş olarak rica ediyorum Yüksek Seçim Kurulu'ndaki Yüksek'i de kaldırıp zıt anlamını koyarlarsa; bu referandumu taçlandırmış olurlar.

***

Bu arada son başbakan ve yaverlerini de tebrik etmeden bitiremeyeceğim; gider ayak 23 milyon 777 bin terörist armağan ettiler Türkiye'ye...


Bu Yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!



Haziran seçimlerinde aldığı darbeyle sersemleyen iktidar; milliyetçi alamete öyle bi yapıştı ki tek politikası kıyamet oldu ve bundan asla kopamadı. Türkiye o günden sonra neredeyse bir gün bile normal yaşanılmadı. Normal yaşadığını iddia edenler açık seçik yalancı madrabazlardan başka kim olabilir ki zaten?


Artan terör eylemleri ve belki hayat boyu unutamayacağımız suruç, ankara katliamları… hepsi sivil, yüzlerce insan.. onlarca üniversite öğrencisi.. iç savaştan farkı olmayan çatışmalar, ölen onca gencecik askerler.. Neresi normal olabilir? Bu ülkede her kesimden, her  görüşten, her yaştan kaç kişi öldü sayabiliyor mu acaba, herşeyi normal bulanlar?


Yalan hamallarının bile beli büküldü artık bu gerçekle, varsın içimizden çeşit çeşit üç beş cibilliyetsiz hala “normal” gibi davransın tüm bu olup bitene! Bu gazetede yayınlanacak yazım, bir de daha önceden kendi günlüğümden yayınlayacağım yazım olacak.. eğer önceden yayınlanmış yazımı okuduysanız bu onun Çerkeslere açılan parantezi, eğer okumadıysanız bu yazının bir de geneli kapsayan bölümü olacak, dilerseniz okursunuz.


Haziran seçimlerinden sonra milliyetçi alamet ile ilkesel koalisyona dönüşen iktidar, yıllar öncesinde kandırılırken her türlü fırsatı ve imkanı tanıdığı terör örgütünün iğnesi kendine batınca çılgına döndü ve Türkiye’yi OHAL ile yönetilen bir ülkeye dönüştürdü.


Türkiye hem kendi anayasasını çiğneyen hemde uluslararası hukuku da hiçe sayarak yönetilmeye başlanan bir ülke oldu, kaldı ki zaten bunu anayasayı çiğneyen, uluslararası hukuku tanımayan kişi “fiilen” olarak ifade de etmişti. 15 temmuzdan sonra ise Türk oligarkları bir araya gelerek bir ruh ilan ettiler, bunlardan bir kısmı bugün yaşayacağımız bu anıların temelleri atılırken bu koalisyona ne kadar maşa olmuşsa da, bu işin sonunun kendisine ve dahası bu ülkede yaşayan her insana yansıyacağını keşfederek taraf değiştirdi. Beter ile ondan da beteri uzlaştılar ve ülkedeki bu hukuksuzluğu, bu anayasal suçu aklamak için el ele verdiler. Hukuki sınırlarına çekilmesi gerekenleri yerine çekmek yerine, hukuku bu sınırları fiilen çiğneyen birine göre tasarlayarak bir referandum ile resmileştirmek istediler.


Biz de bu ülkede Türkler ve Kürtlerden sonra en çok nüfusu bulunan halk Çerkesler olarak bu duruma elbette kendi görüşümüzce yorumlar katıyoruz.


Bu referandum da Çerkesler de iktidar için demir bilye olacak! Leblebi olmayı seçeceklerin ise bu durumu Çerkeslikten zerre ilgisiz ve alakasız olacaktır.


Türkiye’de Çerkesler de tüm halklar gibi onlarca fraksiyona bölünmüş, çeşitli hassasiyetleri olan gruplar halinde olabilirler. Ancak Çerkesler ne aptal, ne de hafızasız değiller!




Çerkesler Referandumda neden HAYIR diyecek sıralayalım!


1- Mevcut iktidar partisi ortadoğudaki Çerkeslerin hayatını cehenneme çevirdi!


Her ne kadar yandaş medyada kalem sallayan, kaleminden Çerkesler için bir kere bile hayır çıkmayan biyolojik Çerkesler bunu gündeme getirmemiş olsa bile, Fehim Taştekin’in makalelerinde ve ilgili bölgelerin yerel kaynaklarında Çerkeslerin neler yaşadığını sıkça duyduk. Hatta savaşın ilk günlerinde Türkiye’de bir federasyonlar komiteler hazırladılar ve ateş çemberinde kalmış Çerkesleri bölgeden çıkartmaya, Türkiye’de barındırmaya, Anavatanımıza yollamaya çalıştılar. Bugün Türkiye’nin bir çok kentinde Suriye’deki hayatı mahvolmuş Çerkes hemşerimiz bulunmaktadır ve Çerkesler kendi hemşerilerini görmezden gelemezler! Türkiye’nin Mit tırları ve daha nice şekillerde Suriye’deki ateşe benzin taşıdığı artık bir sır değil.. Türkiye’nin agresif dış politikası Ortadoğudaki Çerkesleri, dolayısıyla tüm Çerkesliği incitmiştir.


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


2- Türkiye - Rusya Federasyonu arasındaki uçak krizinin bir faturası da Çerkselere kesildi!


Türkiye diasporasında bu krizin etkilerini hissetmeyen Çerkes kaldı mı bilmiyorum,Çerkesler daha önce vizesiz girebildikleri anavatanına uçak krizinden sonra 150 dolar vize ücreti ödeyerek girmeye başladılar. Anavatanına geri dönmüş ve orada yaşayan Çerkesler çok sıkıntılar çektiler.. ve tüm bu olanlardan sonra Türkiye, Rusya Federasyonundan özür diledi. Ancak Çerkesler anavatanına bugün dahi 150 dolar vize ücreti ödeyerek girmek zorunda kalıyorlar. Krizden sonra anavatanına gitmek isteyen bir çok aile planını iptal etmek zorunda kaldı.. 3 kişilik aile 450 dolar vize ücreti ödüyor diye!


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


3- Çerkes Çalıştayı Raporu dikkate alınmadı, esamesi bile okunmadı!


Çerkes Hakları İnisiyatifi 2012 yılında Kocaelinde bir çalıştay yaptı. Bu çalıştaya çok değerli insanlar katıldı. Çalıştay dönemin siyasi koşullarında demokratik açılım gerçekleşitiren hükümet tarafından dikkate alınmadı. TBMM’ne kadar giderek parti yöneticilerine Sonuç bildirgesini vermek isteyen çalıştay temsilcilerine bugün başkanlığı savunan MHP yönetimi tarafından “Bunlar tehlikeli talepler,Çerkeslerin böyle talepleri olduğuna inanmıyorum” diyerek veto geldi.  AKP yönetiminden Arınç ise Sonuç Bildirgesinde er alan taleplerle yakından ilgileneceğini ve başbakana ileteceğini söyledi. Ancak daha sonra Çerkes Ethem’le ilgili bir meclis komisyonu kurulmasını da sağlayacağını söyleyip yaptığı gibi: Hiçbir şey yapmadı.


Bu Yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


4- Suruç Katliamı aydınlatılmak bir tarafa üstü kapatıldı!


20 Temmuz 2015’de Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde savaş bölgesindeki çocuklara oyuncak ve insani yardım götürürken hain bir saldırı sonucu 33 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümü üniversite öğrencisiydi. Bu saldırıda Çerkes halkından Ferdane ve Nartan Kılıç’ta hayatını kaybetti. Sinem Kılıç yaralandı. İktidar o günden bu güne kadar Suruç katliamını aydınlatmak için hiçbir çaba göstermedi, üstelik saldırıda yakınlarını kaybedenlere soruşturmalar açarak mahkeme salonlarında onları ikinci-üçüncü defa yaraladı. Çerkesler Ferdane’yi ve Nartan’ı asla unutmayacak!


Bu yüzden Çerkesler #HAYIR diyecek!


5- Çerkes sorunlarının araştırılması ve çözüm bulunması, Çerkes soykırımının tanınması reddedildi.


Milletvekillerinin TBMM’ne sunduğu ve Çerkes sorunlarının araştırılması, çözüm bulunması. Çerkes soykırımının tanınması yönündeki tüm önergeler bugünkü iktidar partisinin etkili oylarıyla reddedildi. Gündeme dahi alınmadı!


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


6- Adalet yürüyüşü şiarıyla başlayan ve sadece adalet talep edenlere hunharca saldırıldı!


20 Ağustos 2013 yılında Antalya’dan başlayarak İstanbul’a kadar yürüyerek gelen ve yürüyüş boyunca çoğunluğu Çerkeslerin oluşturduğu ekibe, İstanbul Gümüşsuyu mevkinde yolları kesildiği için kaldırıma oturup Çerkesce forum yapılırken çok sayıda polis saldırdı. Bu saldırı sonucu ekipten bir kişi sara krizine girdi ve tüm göstericiler hastanelik oldular.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


7- Abhazya seçimleri sırasında polis kadıköy’deki seçim sandığına saldırdı!


24 Ağustos 2014 yılında Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Kadıköy’de kurulan ve Abhazya vatandaşlarının oy vermek için toplandığı binaya polis saldırısı oldu. Polisler Abhazya vatandaşlarının oy kullandığı sandığa el koydular.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!

8- TRT Çerkesce istiyoruz dilekçelerine: TRT Türkçe izleyin yanıtı!


Çerkes Soykırımı ve Demokratik Haklarımız için Mücadele grubunun başlattığı kampanya ile 1 ay boyunca BİMER üzerinden TRT Çerkesce kanalının açılması talep edildi. Bu taleplere “Kanallarımızdan TRT AVAZ Kanalı Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan, Türkçe konuşan insanların ve devletlerin ortak değerlerine vurgu yaparak Türk halkları arasında kültürel bir köprü olmanın yanında Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’ya yönelik yayınlarla Türkiye’nin ve Türk devletlerinin, Türk insanının tanıtılmasını sağlamak, Türkiye ile diğer Türk devletleri arasında dil birliği oluşturmak kültürel ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur” şeklinde yanıt verildi.


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!

Dahası Çerkesler: Demokratik Cumhuriyet için ölürken “Türkçe” bilmiyorlardı. Demokratik Çoğulcu Parlamenter sistem Çerkeslere bu topraklardaki atalarının kanlarıyla kazanarak armağan ettiği bir yoldur!


Çerkesler bu yüzden #HAYIR diyecek!


Çerkesi yok sayan, onu tanımayan, ona hakkını vermeyen, onun sözünü dinlemeyen “şimdi de Çerkesler mi çıktı” diye gocunan, sandıklarımıza el koyduran, kardeşlerimizi katleden, kardeşlerimizin hayatını zindana çeviren, Gürcistan’ı askeri hibelere boğup geleceğimize el koymak isteyen kişiye tek cevabı olacak:

#HAYIR

Jıneps Gazetesi Mart 2017 Köşemden...


Evet mi Hayır mı?


Türkiyeli Çerkeslerin hiçbir anlamda Türkiye gündeminden kopuk olmadıklarını defalarca açıklamış bir çok konuda Çerkeslerin Türkiye gündemine kendi kimlikleriyle katılmaları gerekliliğinden  bahsetmiştim.

Geçtiğimiz günlerde bir grup Çerkesin de içlerinde olduğu kendilerini "Kafkasyalılar" olarak tanımlayan bir grup referandum süreciyle ilgili inisiyatif alarak bir metin hazırlamış ve halka açık bir noktadan imzaya sunarak referandum sürecinde "evet" oyu kullanacaklarını ifade ettiler. Ben şahsen grubun inisiyatif alarak açıklama yapmasına kesinlikle karşı değilim, aksine onları "hepimiz" adına açıklama yapamayacakları konusunda hizalamaya çalışanları sığ buluyorum.

İlgili kampanyanın içeriği şöyle kenara dursun, genel açıklama yapma kalıpları üzerinden düşünüldüğünde; hiç kimse kendi toplumu adına açıklama yapmak için bütün toplumun onayını almak zorunda değildir, kaldı ki bugüne kadar hiçbir zaman bütün toplumun onayı alınarak yapılmış bir açıklama hatta antlaşma olmamıştır. Her açıklamaya ve her antlaşmaya muhalif olan, karşı çıkan birileri hep olmuştur.

Kaldı ki yukarıda bahsettiğimiz "Kafkasyalılar" isimli propaganda metni, referanduma "kafkasyalı" olarak değinmeyi bırakın, yaklaşmayı bile başaramayan; toplumdan ziyade iktidar zümresine "sizinleyiz" mesajı vererek cici gözükmeye çalışan, toplumda ise tam tersi tepki yaratan bir açıklama olması dolayısıyla; ben bu çağrının yapılmasından gayet memnun olduğumu belirtmek isterim.

Öte yandan bugüne kadar Çerkesler için bir çok siyasal faaliyetin içerisinde bulunmuş birisi olarak, yukarıda bahsettiğim anlaşmanın çağrıcısı ve imzacısı olan insanların "bütün topluımu" ifade edemeyeceğim konusunda eleştiri aldığımı da belirtmeliyim. Bugün ben onların beni çekmek istediği pasifizme değilde, onların benim bulunduğum aktivizme gelmeleri beni çok heyecanlandırıyor, çünkü tüm yaptıklarımı onların daracık ölçülerinde bile meşrulaştırmış oluyorum.

Onlar şöyle kalsın,

Kendisiyle şahsen hiçbir konuda derdim sıkıntım olmayan, dünyalar tatlısı Murat Özden ağbimin artık Çerkeslerin oyu beleş değil manası taşıyan yazısı üzerinden hep birlikte düşünmeyi öneririm.

Murat Ağbi daha önce parti kulislerinden işittiğini bize aktarırken Çoğulcu Demokrasicilerin "tarafsız" kalacağını duyurmuştu köşesinden. Biz hiç değilse Çoğulcu Demokrasi kulislerine dayalı yazılarında kendisinin verdiği bilgiyi doğru kabul ederdik. Fakat şimdi tarafsızlığın bir pazarlığa dönüştüğünü kendisinden okumak zorunda kaldık. Diyor ki; "Çerkeslerin eveti de hayırı da bedava değil."

O halde madem çetrefilli başlıklar çağında yaşıyoruz ve her birimiz kendi karakterini yansıtan sloganlar ile topluma iniyor, benim de sloganım " ÇERKESLERİN OYU SATILIK DEĞİLDİR" olsun.

Zira ortam bunu söylemek için çok müsait, bir tarafta kabından yedik, suyundan içtik diyerek evet diyeceğiz diyen bir güruh; Çerkes kimliğini, Kafkas kimliğini, İnsan kimliğini sadık bir çoban köpeği iktidarın tasmasına bağlamış, aynı sesle, aynı sebeple; evet diyor. Diğer tarafta ise defalarca tecrübe edinildiği halde, sanki hiç tecrübe edinilmemiş gibi oy "satılığa" çıkarılıyor.

Kim evet der, kim demez bunlar hep kişisel şeyler, Allah biliyor ya referandumda evet deyip ortamlarda hayır diyecek kişiler de az değil.

Belki ÇDP'nin dostu değilim, ama bu düşmanı olduğum anlamına gelmiyor. Tam da bu aradan yani dostu da düşmanı da olmayan aradan tüyo veriyorum.. Türkler ve Kürtler dışında temsil edilmediği iddia edilerek kurulan Çoğulcu Demokrasi Partisinin sadece Çerkesleri ilgilendiren bir talep karşılığında oy pazarlığı yapması büyük hata olur... ve ekliyorum; anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!

Birincisi TRT'de kendi anadilinde yayın yapılmayan tek halk Çerkesler değil...

İkincisi TRT'de Çerkesce yayın yapılmaması zaten başlı başına bir adaletsizlik. Adalet karşılığında bir mücadeleden başka bir şeyler verilerek sağlanabilecek bir şey değil.

Hali hazırda Çerkeslerin sadece ve sadece kendilerini ilgilendiren konulara dayalı olarak mevcut iktidara güvenmemeleri için bir çok sebep var, bunların en başında ise referandumla başkan olmak isteyen kişinin 12 Mart tarihinde bugün ki ÇDP'nin kurucu kadrosunu oluşturan ÇHİ'nin bir mitinginden sonra "Şimdide Çerkesler başladı" lafı var. Balkar Selçuk'un tabiriyle o gün bu laf "Küfür gibiydi"

Peki biz bugün bunu nasıl unutacağız? Bunun ilk muhatabı olarak siz nasıl unutmuş gibi yapacaksınız?

Damat Bülent'in kafasına kalpak takıp ağzından Pşevu hakkında iki mest edici kelam alarak onu yılın siyasetçisi seçip günlerce nara atan, daha sonraki genel seçimlerde aday adaylığını koyup ne hikmetse istediğini alamayanların ukteleri belli, belki bizim göremediğimiz başka şeyler aldılar belki de bir sonraki seferde almak istedikleri bir şeyler var ama sizin böyle birisi olmadığınıza da açıkçası inanmak isterim.

Şimdi sorular basit, cevaplar fırtına ama; basitçe düşünelim

Çerkesler neye dikkat ederek oy kullanmalılar? soru bu...

Yönetimdeki tüm gücü ve yetkiyi eline almak isteyen, Çerkeslerin bir eyleminden sonra "Şimdide Çerkesler başladı" yorumunda bulunan bir kişi Çerkeslere ne verebilir?

Türkiye'yi keskin hatlarla kutuplaştıran, kendisinden olmayan hiç kimseye nefes aldırmayan bir kişi Çerkeslere ne kazandırabilir?

Fetullah Gülen'e methiyeler düzen, özledik diyen, onu devletin içinde kendi elleriyle kadrolaştırıp darbeye teşebbüs edecek güce getirdikten sonra onu terör örgütü ilan edip, o örgütle mücadele etmek için ohal ilan eden ve bu süreçte muhalif tüm kesimleri baskılayan birinin Çerkeslere nasıl bir faydası olur?

Çerkeslerin de Türkler kadar, Kürtler kadar; adalete, özgürlüğe ve barışa ihtiyacı yok mu?

Peki barışı ayakları altında çiğneyen, savaşı körükleyen bu kişiyle neyin pazarlığını yapacağız?

Taşıma suyla değirmen dönmez, atalarımızdan miras kalmış çok fazla şeyi kaybettik belki ama bir nasihati kulağımıza küpe yapalım: Candan önce onur gelir!





Demokrasi görünümlü Darbe pratiği

15 Temmuz gecesi yaşananları herkes bir defa düşündü "kurgu muydu?" diye. Bunu yazanlar ve konuşanlar da oldu her kesimden ve bugünde birileri hala 15 Temmuz gecesi yaşananlar üzerine "eğer gerçek olsaydı" üzerinden bir şeyler yazıyorlar ve konuşuyorlar. Şuana kadar o kadar olasılık üzerinden düşünceler kaleme alındı ki ben bu konuda yazacak hiçbir yan bulamadım. Ne yazarsam yazayım, birisinin yazdığı veya söylediği bir şeyin tekrarı olacağı kesin.

Ama benim aklımda dönüp dolaşan başka bir şey var. 16 Temmuz. Bana öyle geliyor ki, 15 Temmuz gerçekten de birilerinin sandığı gibi iktidarın kurgusu değildi, ancak iktidar 16 Temmuz günü kıl payı sıyrıldığı askeri darbe girişimini yok etmek yerine ona kendi lehine müdahale etti ve dizginlerini eline alarak aylarca düşünüp bir türlü hukuki altyapısını hazırlayamadığı bir yönetim biçimini Türkiye'de yürürlüğe soktu.

Üstelik iktidar ta en başından bu yana uzmanı olduğu mağdur edebiyatı için her türlü kıvıracak bir zemine de sahipti. Sonuçta artık darbeyle indirilmeye çalışılan bir iktidarı oynuyorlardı. Mağdurlardı. Argümanları oluşmuştu. 16 Temmuz günü; "Tehlike devam ediyor" diye bir başlık açtılar ve "birlik olmalıyız" dediler. Bir miting düzenlediler; bir "ruh" yarattılar. Anlayan işte ta o zaman anladı; darbecilere "ne istedilerse verenler" ile, darbecilerin adayının çatısı altında birleşenlerin yarattığı o "ruh" bize zifiri bir karanlık olarak çökecekti. 

Velhasıl darbe girişimi yapanların bağlı olduğu örgütün devlet içerisindeki olağanüstü yapılanmasına dikkat çekilerek bir OHAL ilan edilmişti bile. Hissedenler tam o an hissettiler; kısa bir film gösterisinden sonra kararacak "demokrasi sahnesini". Bunlar hep yazıldı, çizildi. Tahmin edilmesi zor değildi zaten. 

İşte o sebeple başbakan çıkıp OHAL'i bizlere tam şu cümlelerle aktarıyordu: "OHAL'i kendimize ilan ettik."  Diyeceğim o ki, o gün bu açıklamayla yüreğine su serpilenler; gidip istedikleri kadar morarmakta özgürler.

Bu saatten sonrası; içinde kendi parçası bulunan şu meşhur "ruhu" tırtıklamakla düzelmeyecek. Tırtıklayanlar da bunun farkındalar, onların ki de kendi içlerindeki sosyal demokratları rahatlatma senaryolarından ötesi değil artık.

Çünkü bugün o ruhun karanlığı yaydan fırlayan bir ok. Bu yayı geren iktidar olsa bile, sizde yenikapı da gerilmiş o yaydan ötesi olmayacaksınız. 

İlk günden bu yana hedef biziz, direnen de biziz. Dün evet diyerek bugün hayır okuyanlar değiliz. İlk günden bu yana aynı şeyleri tutarlılıkla söylüyoruz. Bugün ise bu yüzden en çok bizleri susturmak istiyorlar. Kendi emeklerimizle inşa ettiğimiz basın/yayın organlarına saldırıyorlar; 16 temmuz günü yürürlüğe giren: demokrasi görünümlü, darbeci zihniyetli ittifakları ifşa olmasın istiyorlar. Televizyonlar, Gazeteler önündeki "it dalaşlarının" kapılar kapandığında nasıl bir samimiyete dönüştüğünün görülmesinden, bunun yazılmasından korkuyorlar.

Hiçbir darbe bize huzur vermedi, biz de hiçbir darbeden medet ummadık. Tarihleri darbecilerin arasında oluşanlar ile her darbede bedel ödeyenler fil gibi ortada. Bir darbede olması gereken herşey bugün Türkiye'de yürürlükte.

Bize düşen ise, herşeye rağmen gerçekleri söylemek ve belli ki işimiz bu sefer de çok zor fakat tarihimiz de hiç kolay bir gün yaşayamamanın avantajlarına nailiz. Bu karanlığı da yaracağız, yarına elbet güneş olacağız.






Adalet KHKitlendi!


Hükümetin devletin kendisine ilan ettiğini savunduğu OHAL her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor, demokrasiye karşı girişilen askeri darbeye karşı mücadele demokrasiye karşı girişilen sivil bir darbeye dönüştü; halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanları yerine, devlet istediği kişiyi belediye başkanı olarak atamak üzere harekete geçti ve geçtiğimiz ay haftalarca meydanlarda demokrasi nöbeti tutanlar için bunun bir değeri yok. Görünen o ki bu ülkede herkesin kendi demokrasisi var. "Kendine müslüman" tanımına cuk diye oturan "kendine demokrat" tanımı bu ülkenin sosyolojisine giriyor.

Hiç kimse asıl meseleyi konuşmuyor, gerekli olan soruyu sormuyor!

Herkes darbeye karşı sivil direnişten kendine kahramanlar yaratırken, Çerkesler de bunun çok gerisinde değiller. Darbenin seyrini değiştiren Ömer başçavuştan, darbeye onay vermeyen Abidin paşaya - köprüde asker kurşunuyla katledilen baba-oğul Olçok'lardan, Bursa'da öldürülen komiser Bırs'a kadar bir liste Çerkeslerin bu ülkede demokrasiye akıttıkları kanlar olarak dilden-dile dolaşıyor. Ancak hiç kimse bugün isimleri Çerkeslerin demokrasi şehitleri olarak toplumsal hafızamıza işleyen bu insanları ölüme sürükleyen siyaseti sorgulamıyor. Darbecileri, cüretkarlaştıkları mevkilere elleriyle taşıyanlar ve onlara "ne istedilerse verenler" "kandırıldık" diyerek aklandıklarını iddia ederek ellerine-paçalarına bulaşan şehitlerimizin kanlarının hesabını vermekten kurtulmak istiyor. İşin acı tarafı; biz de onlara bu fırsatı sunuyoruz. Böyle demokrasi havariliği de, demokrasi tarihine "destan" olarak lanse edilmek isteniyor. Halbuki olsa olsa "utanç" olarak girebilir.

Herkes tetikçinin peşinde ama tetikçiler birer figüran.

"Kral çıplak" diye bir tabir vardır. Çok şey anlatır. Kral çıplaktır ama kimse söylemeye cesaret etmiyordur. Türkiye'yi daha iyi anlatan bir hikaye kalmadığına inanıyorum. Daha düne kadar El-Kaide bağlantılı gruplara gönderdiği silahlar deşifre olduğunda, bunu deşifre eden gazetecileri hep bir ağızdan susturmak için "adaleti iktidarin fahişesi" yapan bir yönetim anlayışı, gerçekleri karanlıkta bırakmamak için gazetecilik onurunu bu ülkedeki bütün ağırlığına rağmen sırtlayan gazete ve gazetecileri cezaevlerinde tecrit altında tutan bu yönetim anlayışı "fahişesine dönüştürdüğü adalete" bile yetinmeyerek ülkede adaletin tiyatrosunu dahi askıya alıyor. Üstelik bunu "kendine ilan ettiğini" söyleyerek, söylem-eylem tutarsızlığı ile "kendisinden olmayan" herkese karşı kullanıyor. Bir zamanlar devletin kapısı olarak işleyen cemaat kapılarının bırakın içinden geçenleri, yanından geçenlere selam verenlerinin-selam verenleri dahi adalet tiyatrosuna ihtiyaç olmadan suçlu muamelesi görebiliyor. Bu haksızlığı yaparken dahi adil olunamıyor üstelik. Memurluktan ihraç edilen hiçbir memurun, Fetullah ile devletin başındaki zat kadar fotoğrafını bulamazsınız yeryüzünde. Hiç kimse Fetullah'a "ne istediyse vermemiştir" üstelik. Kaldı ki hükümeti kuran iktidar partisi içindekilerin ilişkilerini söylemeye sayfalar bile yetmeyecektir. Herkes tetiği çekeni linç ediyor ama, tetiği çekenler demokrasiye karşı girişilen bu darbenin sadece figüranlarıdır. Asıl suçlular ise dün ilgili cemaati göklere çıkaran köşe yazarları, onlara ihaleleri veren kamu müdürleri, istediklerini veren devlet erkanıdır. İşte Kral böyle çıplaktır ki; kral çıplak deme ihtimali olanların bili kalemi kırılmış, dört duvar arkasına hapsedilerek toplumdan izole edilmiştir.

Kral çıplak diyenler için risk giderek büyüyor!

15 Temmuz'dan daha hemen sonra, aynı gün başladılar saldırmaya çok önceden devleti cemaate ısmarlayanlara yıllardır karşı çıkanlara. Cemaati valiliklere, kaymakamlıklara, emniyet müdürlüklerine, okullara dolduranlara soru soranlara "demokrasi düşmanı" diye linç kampanyalarına saldırdılar ilk önce. İlk günden "kral çıplak" demenin bedeli olacağını hissettirdiler. Buna rağmen "kral çıplak" diye bağıranlar oldu. Yeni kapıda kral meydana çıktı. Çırıl çıplaktı; ellerinde darbe gecesi ölen herkesin kanı da vardı, güneydoğuda taş üstünde taş bırakmamanın tozu da, Taybet ananın kuruyup taş gibi olmuş kanı da. Berkin Elvan'ın ahı, Ali İsmail'in, Ethem Sarısülük'ün acıları da vardı. Ama kimse orada söz de bir ruh; bu ülkeye kara duman gibi çökerken; devletin dörtte üçü el ele vermiş susuyordu.

Dün "Kral çıplak" diye bağıranlar bugün de devam ediyorlar "Kral çıplak" diye bağırmaya. Onlar da dün "kral çıplak" diye bağıranlara nasıl saldırıyorlarsa, daha vahşi biçimde saldırıyorlar bugün "Kral çıplak" diye bağıranlara.

Ey halk, Size Nihat Berham'ın "Haykır acını ey halk" şiirinin bir bölümüyle de seslenmiş olayım!


"Bu direniş senin için ey halk / Bu çığlık senin kollarınla / Yıkılsın şu köhne dünya / Ve coşkuyla yeniden kurulsun diye çınlatıyor hayatı / Bir yol kavşağındasın fakat / Mutlaka değişecek kaderin / Bunu bekliyor şu ıslak çukurlarda yürüyen şu yoksul çocuk / Bunu bekliyor gözevleri kurutulmuş analar / Bunu bekliyorzincirin oyduğu bilek / Bunu bekliyor açlık, kuraklık, ılık ılık akan kan / Bunun için en gençlerimizi ölümle tanıştırdık  / Kuşan kendini artık, / Biraz da gövdeni yüreğinle kırbaçla / Ey halk, haykır acını; bu karadumanı dağıt" 


Türkiye'yi siz böldünüz.

Sabah-akşam yarattığınız algı, devletin ve onun sermaye sınıfının tüm araçlarıyla her yerde aptal bir propaganda yürütüyor. Bu propaganda dolayısıyla etkileşime geçirdiğiniz kitleler ile kendinize bir meşruiyet kazandırdığınızı düşünüp kendi hukukunuzu bile çiğnercesine bizlerin üzerine çöküyorsunuz.

Bütün amacınız gerçekleri karanlıkta bırakmak, çünkü hiçbir gerçek sizi aklamıyor. Siz kendi hukukunuzda bile suçlu olmanın yarattığı korku içindesiniz, öyle bir panik içindesiniz ki; nasıl dün her tükürdüğünüz bugün kendi yüzünüze yapışmışsa, bugün de her tükürdüğünüz yarın kendi yüzünüze yapışacak.

Dahası da var, kendi tarumar ettiğiniz hukukun enkazları arasında sıkışacaksınız, bir deyişle "kendi pisliğinizde boğulacaksınız" haberiniz bile yok.

Nereden tutsak, elimizde kalıyor varlığınız.

Bizi emperyalizmin maşası olmakla suçlayan, NATO müttefikleri sizsiniz. 

Bizi darbeci olmakla suçlayan, Kenan Evren'in yetiştirmeleri sizsiniz.

Bizi Fetöcü olmakla suçlayan, ona mevki-makam kazandıran devletliler sizsiniz.

Bizi bölücü olmakla suçlayan, ülkeyi bölen en büyük bölücüler sizsiniz.

Ne zaman her yeri bayraklarla donatsanız, bir şeylerin üstü kapanıyor. Bu mu sizin bayrağa olan sevginiz? Bu mu bayrağın sizin gözünüzde temsil ettiği şey?

Kendi okullarınızda insanların gözlerini bayraklarla kapatacak eğitimler verdiğiniz için mi eminsiniz; ortaya bayrak koyduğunuzda gözlerin köreleceğinden? Bugün devletin ve sermaye sınıfının tüm araçlarıyla kendinize kazandırdığınızı düşündüğünüz meşruiyet sahte. Bu sahte meşruiyetin ömrü kısa ve bedeli ağır.

Bedelini halka ödeteceğiniz için mi bu kadar rahatsınız?

Algı yaratmak ve yönetmekteki beceriniz sizin başarınız olmasa bile bunu şuan için iyi yaptığınızı kabul ediyorum. Tekelenizdeki kitle iletişim araçlarının istediğiniz algıları anlık olarak halka aktardığının da farkındayım. Farkındayım bugün sıkışsanız tıpkı "Süleyman Şah Türbesinden Türkiye'ye iki füze atıp" açabileceğiniz diğer sahte meşruiyet alanlarının ve yapabileceklerinizin.

Zaten on yıllardır, varlığınız bizim için bu tiyatrolarınızdan fazlası değil. Adaletiniz de öyle, hukukunuz da, demokrasiniz de.

Siz ülkeyi kafanızdan bölmüşsünüz, fiile geçirmişsiniz.

Ankara'yı temsili demokrasiyle yönetirken, Diyarbakır'ı cunta ile yönetmiyor musunuz zaten? Zaten İstanbul'da belediyeleri halk seçerken ve siz buna demokrasi derken, Hakkari'deki belediyelere memur atamak istemiyor musunuz?

Kızılcahamam kafilesinin devlet ile ilişkisi, arz-talep mekaniği, hafifletilmiş bürokratik işlevselliğiyle, Artvin halkının ki eşit mi?

Benim annem devlette yarım asır çalışıp bana motorsiklet bile alamazken, birilerinin çocuklarına gemicikler alabilmesi neyi temsil ediyor?

Bu ülkeyi, sosyal, siyasal, ekonomik, yönetimsel, biçimsel, fiziksel, zihinsel olarak, her alanda, parça parça siz böldünüz, hepsinin üstünü de bayrakla örttünüz; şimdi faturayı kesecek birilerini arıyorsunuz.

Yine bayrağınız ellerinizde, yine bir şeylerin üstünü örtme peşindesiniz ama; gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır. Hayat bunu size defalarca göstermesine rağmen, siz akıllanamadınız. "Hatanın neresinden dönerseniz kâr" dediniz, hatalarınızdan yine hatalara döndünüz. Her şey yine ortaya çıkacak ve "Gerçekler Karanlıkta Kalmayacak".


Türkiye'nin demokrasisi, Sonra çıkar oligarşisi..



"Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar" sorusuydu, AKP mi Fetö'den çıktı, Fetö mü AKP'den çıktı sorusu.. velhasıl "besle kargayı" demeye vicdanım el vermiyor, çünkü kimin karga olduğu konusunda ciddi endişelerim var. Emin olduğum tek şey halkın gözü güzel oyuldu.

Devletin kuruluşundan bu yana; oligarşi düzeni hiç değişmedi. Oligarklar kendilerine "milliyetçi" bir cephe kurdular ve sürekli düşmanlar üreterek bu cepheyi beslediler.  Bu oligarklar çoğu defa birbirleriyle kavgalar da etseler, hiçbir kavgaları ilkesel bir tutum üzerinden ilerlemedi. Herşey çıkarlar üzerine kuruluydu, CHP, AKP'nin devletin bütün kurumlarında kadrolaşmasına şiddetle karşı çıkıyordu, ancak bunu AKP'nin devletin bütün kurumlarından CHP'lileri etkisizleştirmesi yüzünden yapıyordu.

MHP her ara elemandı. İktidar kimde olursa olsun, onla gizli ya da açık bir ittifakı vardı.

Tarih dün gibi ortada, biz de hafızasız değiliz..

Türk oligarkları bir kez daha milliyetçi bir mutabakat etrafında uzlaştılar. Çünkü çıkar üzerine kurulu politikalarla yönetilen devletin, can alıcı sorunları gün 15 Temmuz'da ortaya çıktı ve halka bedeller ödetti. Bu sürecin iyi yönetilmesi, 15 temmuz'da halka bedel ödettirenlerin devlet içinde bu kadar güçlü olmalarını sorgulamamaları açısından gerekiyordu. Bu gereklilik etrafında önce tüm oligarklar  sarayda toplandılar, pazarlıklarını yaptılar, uzlaştılar ve yenikapı'da yapacakları şov için hazırlanmaya başladılar.  Siyaset ortamından çıkardığımız en net sonuç bu.

Şimdi bu oligarklar, uzlaştıkları milliyetçi mutabakat dışında kalan herkesi hedef tahtasına oturttular ve halkın parasıyla besledikleri memurlarıyla, onların silahlarıyla, onların medyalarıyla; seçilmiş veya seçilmemiş, sesi çıkan ve etkili olan her muhalif yapıyı tahrip etme planını başlattılar.

Ölümlerin üstüne Türk bayrağı,
Oligarşinin üstüne Demokrasi örtüldü;
ve tek tip devlet; bütün farklılıkları ezmek için çalışmalara başladı.
O halde, herkes  şunu bilsin ve asla unutmasın! Farklılığımızı ezdirmeyeceğiz, teslim olmayacağız. Anayasal haklarımızla siyasal vekalet verdiklerimizi, devletin silahlarına teslim etmeyeceğiz.

Oligarşiye karşı Demokrasi, Savaşa karşı Barış.



Neredesin Demokrasi? Buradayım Demokrasi!


Karşı tarafın demokratları 15 temmuz günü demokrasiye öyle hızlı giriş yaptılar ki, saplandılar kaldılar. Akılları, hayalleri, kalemleri, gazeteleri, manşetleri, sohbetleri hala 15 temmuz'da. Anlata anlata bitiremediler demokrasiyi nasıl kurtardıklarını.

Eh; gökten zembille  demokrat olanların demokrasiye bir gecede giriş hızları onları girdikleri zemine saplamış olabilir.

O gece demokrasiyi kurtarıp, sindire sindire içselleştirselerdi demokrasiyi keşke; böyle saplanıp kalmazlardı. Ama onlar için saplı kaldıkları yer güzel, nasıl olsa o saplandıkları yerden sadece tankları, uçakları, köprüyü anlatarak demokratik olabiliyorlar; öncesini ve sonrasını konuşmak mı? Konuşmayacaklar, konuşamazlar. Onlar herşeyi anlık yaşıyorlar; onlar bir gece önce sevdiklerine, bir gece sonra küfür edebiliyorlar. Ara geçişi bile olmuyor hatta bu sürecin. Defalarca gördük, seyrettik ve daha da üzücüsü defalarca görüp-seyretmeye de devam edeceğiz.

Zehirli iğnelerini, her darbede bedel ödemişlerin geleneğini sürdüren bizlere çevirip; neredeyse darbeyi bize yığacaklar ellerinden gelse, ellerinden gelmiyor diye; 15 temmuz gecesi bizi darbeye yeteri kadar karşı çıkmamakla suçluyorlar. Gülsek mi - ağlasak mı tam emin değilim. Biz o gece makarna stoklamışız, çok eminler. Bir bildikleri olmalı diye düşünüyorum, düşünmek zorundayım çünkü hiçbir şeyden değilse, bundan çok eminlermiş gibi bir izlenim bırakıyorlar. Düşünüyorum da; seçimlerde stokladıkları makarna, kendilerine uzun bir süre yetecek kadar mıydı da, o gece makarna alanların kendilerinden olmadıklarına bu kadar eminler? Bir sebebi olmalı.

Size kronolojik tarihler vermeyeceğim, vermeyeceğim çünkü o mermer kafanızı bir şeye çalıştırmaya zorlarsanız belki uyanırsınız diye umuyorum.

Bu darbeyi fetö'nün yaptığına eminsiniz değil mi?

Peki fetö'yü devletin her kurumuna kim soktu hiç düşünüyor musunuz?

Siz ne yazarsanız yazın, ne konuşursanız konuşun; adamınız Allah'tan ve Milletten af dileyerek itiraf etti; yani çokta şey yapmayın.

Jıneps Gazetesi Yayın Kurulu;  Ağustos 2016 yayınında kısaca derlemiş, bende uzatarak sorayım size demokrasi kahramanları..

Ama önce yanıbaşınıza bir ayna koyun..

Hatırlar mısınız bilemiyorum, çünkü unutmakta sizin üstünüze görmedim; iki gündür Allah'tan ve Milletten af dileyen adamınız değil miydi "Ne istediler de vermedik" diye soran? HSYK'da üyelikler mi istemişler? Ordu içinde pozisyonlar mı istemişler? Milli Eğitim Bakanlığında görevler statüler mi istemişler? Valilikler-kaymakamlıklar mı istemişler? Emniyet Genel Müdürlüğünde imtiyaz mı istemişler? Ne istemişler de ne verilmiş? 15 Temmuz'dan bu yana sizden demokratı yok, bunları kaç defa sorabildiniz? kaç defa sorabileceksiniz?

Nereden almışlar- nereye vermişler? kaç defa düşünebileceksiniz?

Hiç... Nasıl olsa köprüde askeri kırbaçladınız; bu demokrasi size yeter de artar bile değil mi?
Siz pek hatırlamazsınız, bizim demokrasimiz "KPSS soruları çalındı" diye şikayet ederken "Başarılı, temiz, sorunsuz" diyenler, bugün Kpss sonuçlarını nasıl iptal edeceğini planlıyor.

Ülkeyi askeri vesayetten kurtarıyoruz diyerek yazmadığınız, çizmediğiniz, sövmediğiniz kalmayan ergenekon ve balyoz davalarının savcısı da oldunuz, gazetelerinizden manşetlerde verildi; silivrinin önünde bekleyen insanlarla yapmadığınız kalmadı, biz hatırlıyoruz.. siz de hatırlıyor musunuz? Unutmasaydınız "Kumpasmış" derken yüzünüz kızarmaz mıydı?

"Gel bitsin bu hasret" diyenler, şimdi çağırdıkları nasıl geliyor gördüler mi? Siz de şahit oldunuz mu? Yoksa 15 temmuzdan öncesine ya da 2013de öncesine format atarak mı yaşamaya devam edeceksiniz?

Şimdi yanıbaşınıza koyduğunuz aynaya bakın bakalım yüzünüz kızarıyor mu? Yok kızarmıyorsa beni iyi okuyun.

Eğer o gece istenilen herşeyi alarak palazlanan bu fetöcülerin darbesi başarılı olsaydı, bugün hepiniz mevcut iktidara söverek, kandırıldık diyen ilk kişiler olacaktınız. Mevcut iktidara yönelik "kandırıldık" diyecektiniz, gazetelerde boy boy malum adamın resmini koyup altına yazmadığınız hakaret kalmayacaktı. Çünkü sizin ruhunuz güce/iktidara kiralık.

Ama hafif bir kızarma gördüyseniz bana kulan verin.

Sizlerle alay ediyorlar. Daha ne kadar göz yumacaksınız? Etrafınıza iyice bakın, FETÖ'ye istediklerini verenler, FETÖ'nün katlettiklerinde hiçbir sorumluluk üstlenmiyorlar?  O gece ölenlerin kanı yalnızca FETÖ'ye değil, FETÖ'ye istediklerini verenlere de bulaşmış? Kendi paçalarındaki kanı da sizlere bayram yaşatarak kutluyorlar. Hesap sormak aklınıza geliyor mu? Yalnızca tetikçileri lanetlemek sizi rahatlatıyor mu? Onlara bu imkanları sunanlar evvela sizin vicdanınız da bir yara oluşturmuyor mu?

Eğer devletin her yerine bir terör örgütünün sızmış olabileceğine ikna olduysanız, şimdi esaslı demokrasinizi konuşturun!

Devlete sızmış bir örgüt; Acaba Suruç'taki katliama zemin hazırlamış olabilir mi?  Acaba Ankara katliamını bilerek ve isteyerek engellememiş olabilir mi? Acaba Bu örgütün savcıları; kaç masum kişiye iftira atmış olabilir? Bu örgütün hakimleri, örgütün savcılarının iftira attığı kaç masumu mahkum etmiş olabilir? Hiç düşünüyor musunuz?

Peki onlara adalet sağlamak gibi bir derdiniz var mı? olacak mı? olacaksa ne zaman 15 temmuzdaki kahramanlıklarınıza virgüller koyup onları yazmaya başlayacaksınız?

Bizim taraftan, devletin başındakilerin ifadelerini doğru kabul ettiğimizde; devletin içinde kimin ne yaptığının belli olmadığı bir tabloyu görüyoruz; kısacası denetleme yok. Peki bugüne kadar denetlenmediği için oluşmuş herşey için ne yazacakasınız?

Mesela atanmayan öğretmenler için? mesela hakkı yenmiş memurlar için? mesela ölenler için?

"Kandırıldık" sözü size hakikaten affedilesi bir sebep olarak mı geliyor?

Peki ya mahkemede darbeci askerlerden, hakimlerden, savcılardan, öğretmenlerden vs. birileri çıkıp "kandırıldık" derse; onlara da hak verecek misiniz?

Bakalım kaç yüzünüz varmış görmüş olacağız.

Ben kendi payımı söyleyeyim; Darbeye teşebbüs edenleri, teşebbüs edenleri o makamlara taşıyanları, onları denetlemeyenleri, onlara örtülü destek verenleri asla affetmeyeceğim.

Herkes darbe teşebbüsünün fiilini ve sonrasını konuşa dursun, bakalım sizin tarafınızdan bir tane güzelim demokrat; öncesini soruşturabilecek mi?

Buradan bağırmış olalım "Nerdesin Demokrasi" diye.. bakalım oradan "Buradayım Demokrasi" diye bir ses gelecek mi?



Tahakküm Boyunun Demokrasi Akını


Bir gece, daha önce ne kadar halk hareketlerini karalayanlar, üzerine kurgular kuranlar varsa hepsi merkez kayması yaşayarak; bize dönüştüler. Nur topu gibi demokrasi doğdu, hoppala hemen büyüdü memleketin kucağında.

Bilirsiniz, Kavimler göçüyle ilgili bir rivayet vardır.
Türklerin Oğuz boyu anadoluya akın akın gelirken, anadolu'daki kabileler bu akınlardan dolayı batıya sürüklenmiş, hatta avrupalıları işte bu sürüklenen anadolu kabileleri oluşturmuş diye.

Bizim ki de bu,

İktidarın tahakküm boyu akın akın demokrasiye geliyor, gelirken demokrasi'deki kabileler biz bir yere sürükleniyoruz ama; allah sonumuzu iyi yazsın bari.

Şimdi bu tahakküm boyu akın akın demokrasiye geliyor, eğer bir parça rahatsızlık hissediyorsam da namerdim; gelin kardeşim gelin, koşa koşa gelin, beni geçin, en ileriye gidin bu akında ama; demokrasinin ne demek olduğunu da hızla geçerken şöyle bir düşünün, açın okuyun, hatta youtube'da belgeselleri vardır belki, açın izleyin.

Çerkeslerin içinde yazan-çizen bir takım eski yandan çarklı merkez sağ türbilansında ara sıra demokrasiye savrulup sonra hemen geri mevzisine dönen abilerimizin kaleminden, bırakın dökülmeyi, resmen demokrasi fışkırmaya başladı.

Hayırlara vesile olsun.

Fışkıran bu demokrasilerinden bizde öyle-böyle nasibimizi almayı elbet biliyoruz. Eğer ödeyecek bir diyetimiz varsa zaten ödeyelim de.

Ama bugünden itibaren bize demokrasi kahramanlığı yapacak abilerimizin ve hatta kardeşlerimizin de; at izini, it izine karıştırmamayı öğrenmesi kendileri için hayırlı olacak, sonra vay efendim falan demeyin.

Bizim düşüncemiz, ideolojimiz, ideolojik mevzimiz ortada. İdeolojik mevzimizin demokrasiyle olan ilişkisi de ortada. Eğer demokrasi, en kısa tanımıyla; halkın kendini yönetme biçimiyse; ki siz demokrasi saçayağından sadece bu kadarına kadir insanlarsınız; halkın kendini yönetme biçimi olarak ortaya koyduğumuz tavır, bu uğurda verdiğimiz mücadele, ödediğimiz bedel, aldığımız risk daha ortada.

Şimdi "bağdat caddesinde" tankların geçişini alkışlayan bir kısım ruh hastasını bize itelemeye çalışmanız manidar, bağdat caddesinde tankların geçişini alkışlayan bir takım ruh hastası, gezi parkına jandarma panzeri müdahale ederken de divan otelin lobisinden dışarı çıkıp darbe oluyor diye onları alkışlayan ruh hastalarıyla aynı. Bu ruh hastaları ki; doğu illerinde taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayan askeri rejimin tüm hukuksuzluğunu da açıkça savunan ve alkışlayan kesimdi. Biz bunlara kısaca; "faşistler" diyoruz. Tabi içlerinde kendisini Kemalist olarak tanımlayanından tutunda, Türkçü olarak tanımlayanına kadar geniş yelpazede merkezin azıcık sağından başlayıp, dibine kadar yürüyen bir sağcı zihniyet var (nasyonalist, ulusalcı). Siz bizi öğrenemediyseniz biz size kendimizi en özet tabirle anlatalım; bizler Anti-Faşistleriz, uluslararası antifaşist hareketin de bu topraklardaki kalpleriyiz. Dünyayla ilişki halindeyiz; bu sebeple de dünyadaki halk hareketlerinin hepsinde bizim savunduğumuz değerlerin nüveleri açık ve berrak biçimde bulursunuz.

Tarihin tozlu sayfalarını açıp, hangi halk hareketine, özgürlük girişimine baksanız; bizim değerlerimiz yüzünüze yüzünüze çarpar.

Siz bu değerlerin adını anmaya dahi korkarken, biz meydanlarda bu değerler için can verenlerin de ta kendileriydik.

Şimdi esasta size daha çok yakışan bağdat caddesi tank sevicilerini bize doğru itelemeniz traji komediden ötesi değil.

Krizi fırsata çevirme eğiliminiz, bugün merkez sağın izlediği politikanın tıpkısı; bu yüzden şimdi siz Türkiye'nin merkez sağını oluşturanlarla el ele, kol kola mitingler düzenleyeceksiniz. Bunun adı da milli birlik olacak, o laf-ı ancak siz yersiniz ve eşinize dostunuza yedirirsiniz; gerçekte olan merkez sağın krizi fırsata çeviren tutumundan pay kapmak isteyen ahlaksız siyasi eğiliminizden başkası değil.
Eğer bizde sizinle aynı dilden konuşacak olsaydık, teşşebüs gecesi sokağa dökülenlerin "ne demokrasisi biz allah için iniyoruz" beyanatlarını size itelemeye çalışıyor olacaktık.

Eğer bizde sizinle aynı dilden konuşacak olsaydık, askerin kafasını kesme haberini bugün beslendiğiniz iktidarın medya güçlerinin yaptığını da söyleyecektik.

Eğer bizde sizinle aynı dilden konuşacak olsaydık, söylenecek çok şey vardı.

Cihat çağrılarının demokratik yanlarını da konuşacak olacaktık.

Eğer bizde sizinle aynı dilden konuşacak olsaydık, o gece saldırılan kiliselerin, saldırılmak istenen sosyalist mahallelerin sebeplerini darbe teşebbüsünün önüne koyup; o mermer kafanıza bir şeyleri zorla anlatacaktık.

Sizinle aynı dilden konuşan yumurta ikizleriniz var; siz onlara dalıp bizleri hayal ederek bir yere varacağınızı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Siz ve yumurta ikizleriniz bu kadar demokrasiye gelmişseniz; hoş gelmişsiniz ve biz size demokrasiyi öğreteceğiz zamanla ama, öğrenmeniz gereken "demokrasiye giriş - temel dersler" var.

Birincisi demokrasi öyle bir şeydir ki; renksizdir, kokusuzdur, yenmez, içilmez, el konulmaz, mülk yapılmaz.

Eğer birisi demokrasiye bir renk vermeye çalışırsa, bir koku karıştırırsa; demokrasi bozulur. Demokrasi yenmeye/içilmeye çalışılırsa  zehirler. Demokrasi el koymaya/mülk yapmaya çalışılırsa yıkılır. Demokrasi okyanus gibidir, bir zemindir ve içinde çok fazla düşünce barındırır. Ancak hiçbir düşüncenin olamaz.

Yani şimdi o demokrasiye kurduğunuz parselleri diyorum, isterseniz memleketin semalarına bırakın ki bir işe yarasın.Yoksa tanklara-uçaklara siper olarak kurtardığınız o güzelim demokrasi; cumhuriyetin başından bu yana olduğu gibi; bozuk, zehirli ve yıkıntı olarak ha askeri ha değil ama bir darbenin etkisinde hiçbirimizin işine yaramaz.

Memleketin semalarından kıskanılan demokrasi, bağdat caddesinde tankları alkışlayan insanları tamamen bir tarafa yedekleme kabızlığı yaratmaya müsaittir. Aynı zamanda gezi parkındaki direnişi yabancı istihbarat faaliyeti sanacak kadar zavallıdır.

Memleketin semalarına bırakın demokrasi ise, sizin zihninizi ve ufkunuzu açacaktır.

Demokratik ufkunuzun açılması, demokrasinin ilerleyebilmesi için olmazsa olmazdır bu arada, çünkü demokratik ufkunuz açıldıkça; demokrasinin sandıkta oy vermekten ötesi olduğunu, anti-demokrasinin de sadece batıda yürüyen ve öldüren tanklar-uçaklar olmadığını da anlamanızı sağlar.

Demokrasi sürekli sorgulamaya ihtiyaç duyar, sorgular çünkü; ilerlemesi lazımdır. Sizin gibi demokrasi kahramanlarına anlatmak zorunda değilim tabii ama biz belki demokrasi kahramanı olmayan arkadaşlarımız okuyabilir diye hatırlatmış olalım; ilerlemeyen her şey zamanla geriler.

Eğer sorgulamazsa, geri kalır. Geri kaldıkça incelir, pamuk ipliğine döner.

Açın ufkunuzu ey demokrasi kahramanı Çerkesler,
madem bugün tahakküm boyundan demokrasi adasına akın akın geliyorsunuz, madem artık hepiniz kahraman birer demokratlarsınız, ufkunuzu açın ve demokrasiye güç verin.

Sizler az-çok demokrasi için kalem sallayabilecek ufka sahip insanlar olabilirsiniz tabii, ama kalemlerinizi diyorum arkadaşlar; kitlelerinize demokrasiyi anlatmaya da sallasanız biraz. Kalemlerinizi bize bize sallayıp; bağdat caddesindeki postal öpücülerden, yandaş medyadaki kelle haberlerinden bizi itham etmeniz yani gerçekten çok saçma. Bizim yıllardır anlattığımız ve dahası Haziran seçimlernden beri konuştuğumuz Taybet analar, Miray bebekler falan cidden yalan değil, kentleri obüslerle, havanlarla, savaş helikopterleri ve tanklarla yerle bir eden askeri rejim de yalan değil. Yalan değil; Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş... yalan değil 45 derecelik açıyla ortamıza düşmesi gereken gaz bombalarının nişan alınarak kafamıza-kafamıza atılması. Devletin laik yapısını tarumar eden politikalara karşı çıkışımız, dayak yememiz yalan değil. Cemaatin valisinin 20 ağustos'ta gümüşsuyunda bizi cemaatin polislerine linç ettirmesi falan yalan değil. Biz demokratik haklar ve özgürlükler için 15 Temmuz'da televizyon televizyon çağrılarla, cami cami anonslarla demokrat olmuşlardan değiliz. Hiçbir askerin halka zulüm etmesini kabul etmediğimiz de, suçlunun da hukuksuzca ilkel yöntemlerle cezalandırılmasını kabul etmeyeceğimiz de; doğru.

Sizce de doğruysa sıkıntı yok.

Sizce de doğruysa, sizden de "biz de halkın sokaklara çıkmasını ve demokrasiyi sahiplenmesini destekliyoruz ama... " cümlesiyle lütfen "ilkel cezalandırma yöntemlerine" de karşı olduğunuzu belirten paragraflar yazın.

Yazmıyorsanız, yazamıyorsanız; gelin demokratik devletin nasıl hukuk üzerine inşa edildiğini uzaktan uzağa, sahaya oynayan kalemlerle değil de, sizinle yüz yüze tartışalım.

Tanklara, bombalara karşı bugüne kadar verdiğimiz direnişleri ortaya da koyalım.

Bugün argümanlarına sarılmaktan ve o argümanları soslayarak bizeymiş gibi sahayı mest etmeye yönelik kalem sallamaktan ötesine gitmek istiyor musunuz?

Gelin biz demokrasiyi savunduğunu iddia edenlerin, demokrasiden ne anladıklarını konuşalım.

Demokrasi ve Darbe başlığıyla yazdığım yazımda,  sizinle birlikte sokaklarda demokrasiyi koruyan, bir çoğunuzun sosyal medyadan arkadaşları olan insanların; demokratlıklarının ar damarlarının nasıl ve neden çatladığını konuşalım!

Askeri vesayete karşıymışsınız, destekliyorum.

Sivil siyaseti destekliyorum, Ankara'da Kahire'de, İstanbul'da Şam'da, Diyarbakır'da, Konya'da, Şırnak'ta; çifte standardım yok. Benim için askerin sivillerin karşısında olduğu her yerde demokratik direniş meşrudur. Tıpkı cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın, bakanlarımızın, meclisimizin 15 temmuz'da meydanlara çıkın çağrısı gibi, asker nerede bir sivil öldürse, asker hangi kente tankla-helikopterle girse; sokağa çıkıp demokrasiyi savunma taraftarıuyım ben. Bu konuyla ilgili geçmişe yönelik bir çok yazım da var, isteyen blogumu araştırıp bulabilir. Peki siz?

Siz de gelin benim kadar açık açık; her yerde askeri vesayete karşı olduğunuzu açıklayacak kadar tek yüzlü olun da-

-demokrasinizi baş tacı yapayım. Memleketin bütün televizyonlarından, bütün camilerinden sokağa çıkın çağrısıyla sokaklara dökülen halkın temsilcisi ne sizsiniz, ne de biziz; onlar da ne sizi ne de bizi temsil etmezler. Hali hazır bir mücadeleye dalıpta; "Oo demokrasi, alırım bi dal" demekten başka ne yaptınız bugüne kadar? Onları konuşalım.

Ama nerede? İki günde demokrat olanların, demokrasiden anladıkları sanırım ancak bu kadar.

Vesselam.



Çok demokratiksin Türkiye...

"Demokrasi ve Darbe?" başlığıyla yayınladığım yazımdan sonra aklı kanayan bazı insanlar bana küfür ve tehditler ettiler. Neden? Çünkü demokrasiyi koruyorlardı, demokrasiyi öyle-böyle korumuyorlardı; canla-başla koruyorlardı. Ellerinden gelse, beni öldüreceklermiş gibi bir hisse de kapıldım, onlar için demokrasi öyle bir şeydi çünkü. Onlara az sonra değineceğim ama ilk başta değinmek istediğim, nazik ve kibar bir Çerkes beyefendisinin bananazikçe "demokrasi düşmanısın" demesini sesli düşünmek istiyorum müsadenizle.
Hatta böyle bir ithama maruz kaldığım an, diğer demokrasi koruyucularına yapmadığım bir şeyi yaptım ve aynı nezaketle "siz demokrasi nedir biliyor musunuz?" diye sordum. Beyefendi bana "bildiğini ima etti". Umarım bir ara bildiğini, bilinenle karşılaştırır ve uyumluluk kıyaslaması yapar.

Ben neden demokrasi düşmanıyım? Çünkü Ankara'da yapılan askeri müdahale Diyarbakır'da da yapılıyor dedim diye. Hem bunu sadece tankıyla-bombasıyla anlatmışım, yani birebir yarattığı şiddeti kıyaslıyarak. Yani detaysız, uzatmadan, hatta Diyarbakırlılara haksızlık ederek biraz. Tabi Diyarbakırlılara güvenmişim, anlayacaklarını düşünmüşüm. Haksızlıkta etmemişim ayrıca. Çünkü Ankara'da patlayan bombalarla, Diyarbakır'da patlayan bombalar aynı değil. Çünkü Diyarbakırın Haziran'dan bu yana yaşadığını, Ankara bir gece yaşadı. Hepsini de yaşamadı, birazını yaşadı. Ankara'da yapılana anında müdahale edildi, Diyarbakır'da yapılana ise bizzat emir verildi. Bizzat Diyarbakırı bombalayanlara yasal zırh giydirildi. Bunu tamamıyla, bir çırpıda anlayamayacağınıza eminim, anlayamamanızı anlıyorum, anlayabileceğiniz bir şey değil. Çünkü askeri vesayeti ve faşizmi herkes bir çırpıda iki satır okuyarak anlayamaz, yani bazılarının hakikaten yaşaması gerekir ve Ankara'da hissettiğiniz de buydu. Ben sadece empati kurabilecek misiniz diye merak ettim. Yani "istisnalar kaideyi bozmaz" ise, anlayamadığınızı da anladım. Ayrıca askeri darbeye karşı olduğumu yazının başında, sırf böyle ithamlara maruz kalacağımı düşünerek ısrarla belirtmeme rağmen, yazımın geri kalan kısımlarında da defalarca tekrar etmeme rağmen nasıl bir demokrasi düşmanı ilan edilebilirim? Basit: onlar artık demokrat, bize ise takacak kulp bulamadılar daha. Yani elbette onlar; farklı olana, farklı konuşana, talep edene, itiraz koyana, direnene bu kadar düşman iken demokrasi kahramanı oluyorlarsa, bizim demokrat olmamızın imkanı olamaz. Yani farklı olanı, farklı konuşanı seven, destekleyen, adalet, özgürlük talep eden, bedel ödeyen, yaşamımızı dizayn edenlere karşı tepki gösteren, itiraz eden; meydanları yasaklayanlara direnen biz nasıl olurda onlarla aynı zeminle tarif edilebiliriz? Onları da anlıyorum ama, şunu anlamalarını da istiyorum: Bu işte bir iş var, ya onlar demokrasiyi bilmiyorlar, ya da biz demokrasiyi bilmiyoruz. Bence iki tarafta açıp bir demokrasiyi öğrensin; kim demokrasi düşmanı netleştirelim. Bu arada, aşağıda yazacaklarımı da burayla bağlantılı düşünün.

Demokrasi ve Darbe? başlıklı yazımdan ötürü beni tehdit eden, bana küfür eden demokrasi kahramanları, vazgeçtim tarihinizden de, hepimizin reşit olduğu zamanlar içerisinde toplu çocuk tecavüzleri ortaya çıktığı zaman, kadın cinayetleri ve tecavüzleri ortaya çıktığı zaman bugün üstünüze giyindiğiniz o meşhur demokrasi kahramanı kimliğinizle neler yaptığınızı haydi açıklayın.

Güzelim demokrasimize kast eden bu darbeci generalleri, o meşhur fetö terör örgütünün mensuplarını o makamlara kimler tayin etti, ne zaman o makamlara geldiler? Herşeye rağmen, tüm hukuksuz atamalara ve keyfi ihraçlara rağmen o darbecilerin bu güzelim demokrasiye kast etmeleri elbette savunulamaz. Savunmuyoruz ama, siz bizi sapanla helikopter düşürmediğimiz için suçluyorsunuz da, bu darbecileri makamlarına taşıyan politikalara karşı direnirken, dayak yerken ve hatta ölürken; sizi kahraman ilan eden efendiniz bizi yine sizinle tehdit etmiyor muydu? Demiyor muydu? %50'yi evlerinde zor tutuyoruz diye. Sonra bir hakikaten jetlere, uçaklara, helikopterlere, g3lere rağmen ülkeyi darbeden kurtardınız; helal olsun. Süper kahramanlarsınız. Ama hiçbiriniz bizim anısını yaşattığımız Erdal Eren'i tanımaz, bilmezsiniz de. Neyse.

Şimdi siz kendinize lütfen bu soruları sorun,

* Askerin kentleri bombalamasına, şehirleri yıkmasına, yönetime el koymasına, sıkı yönetim ilan etmesine karşı mısınız?

* İnsanların seçimle başkanlarını seçtikleri kurumların zorla değiştirimelerine karşı mısınız?

* Seçimle işbaşına gelen milletvekillerinin, zorla düşürülmelerine karşı mısınız?

Benim cevabım: Evet.

Peki sizin cevabınız ne?

Siz beni tehdit ederek, bana küfür ederek, hemde demokrasi ve darbe isimli makaleme dayanarak, hemde demokrasi kahramanı sıfatıyla küfür ediyorsunuz ya, gerçekten çok demokratik şeyler bunlar.
Demokrasiniz karşısında nutkum tutuldu.



Demokrasi ve Darbe?


Bende iki gündür bir klasiğe dönen "Bende darbeye karşıyım" ile başlayayım.   Malum, çok hassas zamanlar ve her eleştiri karşısında bir bakmışsınız "darbe sevici" ilan olmuşsunuz, Allah muhafaza... siz de bir şeyleri eleştirirken böyle söylemeyi ihmal etmeyin bence. Bir gece ülkece hepimize kabus gibi çöken bir "kalkışma" ile uyuyamadık, bir çoğunuz için bu sıradışı bir gece olabilir ama bizim son 2 yıldır neredeyse sıradanlaşan gecelerimizden biriydi. Yani siz görmemiş olabilirsiniz ama, dün gece Ankara'nın göbeğinde ve hatta Gazi Meclisinin çatısında/bahçesinde patlayan o bombalar bizi alaştıracak bir süredir psikolojik olarakta, fiziksel olarakta bizim üzerimizde patlıyorlar. Sadece patlamıyorlar, kardeşlerimizi de katlediyorlar. İşte 3 gün sonra 1nci yılına gireceğimiz Suruç katliamı, daha bir yıl önce hayatta olan sevgi ve yaşam dolu Ferdane abla, dimdik duruşuyla hepimize güven ve cesaret veren Nartan kardeşimiz.. geçen yıl bu zamanlar yaşıyorlardı. Biz şimdi 3 gün sonra katledilişlerinin 1nci yılına hazırlanıyoruz. Suruç Katliamı soruşturmasının gizliliğinin  kaldırılmasını talep ediyoruz, neden ve nasıl katledildiler; kimler işbirliği yaptı, kimler yapmadı, kimin nasıl ihmali oldu bilmek istiyoruz. Tam 362 gündür...



Demokratik siyasetin ne kadar önemli olduğunu defalarca dile getirdik, darbe teşebbüsü karşısında da elbet getireceğiz! Ne sanıyorsunuz? Biz demokratik yollarla meclise gönderilenlerin, demokratik yollarla meclisten çıkarılmasını şu 2 gündür değil, ne zaman uzun bir süreden beri söylüyoruz biliyor musunuz? Biliyorsunuz, biliyorsunuz ama işinize gelmiyor belki. Siz bizim demokratik yollarla seçtiğimiz vekilleri, demokratik olmayan yollarla meclisten dışarı atılmasını desteklemiyor muydunuz? Hala desteklemiyor musunuz? Yani merak ediyorum, sizin seçtikleriniz askeri darbeyle indirilmeye çalışıldığında  hissettiğiniz öfkeyi, hatta katılmadığınız kadar ileri giden; insan kafası kesen, insan kırbaçlayan, linç eden bu öfkeyi bizi anlamak için de bir araç olarak kullanabilecek misiniz merak ediyorum. Sizin seçtikleriniz vekilde, bizim seçtiklerimiz karpuz mu? Sizinkiler demokrasiyle geldi de, bizimkiler gökten vahiyle mi geldi meclise? Daha iki gün önceye kadar, bizim demokratik yollarla meclise yolladığımız vekilleri, yargı darbesiyle meclisten dışarı atmak için can atıyordunuz, şimdi hala atıyor musunuz merak ediyorum. Merak ediyorsanız söylüyeyim; dün askeri darbeyle demokratik siyasete kelt vurulacak diye taşıdığım kaygı, iki gün önce yargı darbesiyle demokratik siyasete kelt vurulacak diye taşıdığım kaygı ile aynıydı ve eşit oranda karşıydım.

Dün kentlerimiz de jetler uçtu, bomba attı.. caddeleri tanklar kesti, askeri helikopterler insanlara ateş açtı. Sivilleri öldürdü, yaraladı askeri darbe teşebbüsünde, sanırım inkar edecek değilsiniz.
Peki aylardan beri; tankların, helikopterlerin, askerlerin kentleri, şehirleri yerle-bir ettiğini, masum sivilleri öldürdüğünü neden inkar ediyordunuz? Görüyorsunuz; TSK içinde küçük bir grup dahi neler yapabiliyor değil mi? Şimdi kabul edebilecek misiniz askerlerinizin devletin-milletin parasıyla alınan silahlarla kadın-çocuk demeden milletin parçası olan sivilleri katledebileceğine?

Hadi dürüst olun...

Kentlere askerler tanklarıyla-tüfekleriyle girdiklerinde Cumhurbaşkanı dahil, bütün bakanlar sokaklara çıkma çağrısı yaptı, camiilerden 24 saat tekrarlandı. Peki başka yerler de yine kentlere askerler tanklarıyla-tüfekleriyle girip, evleri apartmanları bombaladıklarında, bizimde sokağa çıkma çağrısı yapmamızı normal karşılayacak mısınız?

Siz hiç yorulmayın, ben sizin adınıza cevap vereyim. Hayır... Çünkü asker kürdistan'da yıkarken kahraman, ankara'da yıkarken terörist oluyor.

Olsun...

Ben yine de askeri darbeye başından-sonuna kadar karşıyım. En iyi askeri darbenin, en kötü demokratik sistemden daha beter olduğuna dair düşüncem ve inancım tamdır. Bu yüzden Ankara'da kentleri bombalayan, caddeleri kesen, insanları vuran, televizyon kanallarına el koyan, bana sokağa çıkma yasağı ilan eden darbeye sonuna kadar direneceğim. İki gündür de direnmiyorum, geçen yıl haziran ayından bu yana direniyorum.
Direniyorum ama hiçbir askerin başını kesmek, onu döverek, linç ederek öldürmek veya ona zarar vermek aklımın ucundan bile geçmedi.
Direnirken bile demokrasiye inanıyorum, insanlığımı koruyorum; bazılarınız bunu hiç anlamayacak ama olsun.
Bu arada, ben batı da hiç darbe görmedim, usulü ve yöntemi nedir sadece okuduklarım kadar biliyorum; bugüne kadar okuduğum darbeler içinde şahit olduğum en aptalca ve cahilce olan girişimi buydu. Acaba diyorum, acaba?

Teşebbüs edenler, karşı çıkanlar, ölenler...
Meclisin ve milletin başarısı, bir grup askerin başarsızlığı; acaba.. kötü yazılmış bir senaryonun, kanlı sayfaları mıydı?

Bunu da çok yakında anlayacağız diye korkuyorum.