
En başından belirteyim, orada emek veren
tüm dostlara ve yoldaşlara ayıp etmemek ve haklarını yememek gerekiyor çünkü; ‘Yeldeğirmeni
Dayanışmasının ya da Yoğurtçu Forumunun bir dışavurumu olarak işgal edilen bina
bir yaşam okuludur. Orası hakkında kötü şeyler düşünecek bile değilim, bırakın
söylemeyi. İyi ki var; olmalıydı, oldu ve iyi bile oldu.
Ancak komün evler, işgal kültürünün
getirimi olan biçiminde ele alındığında hangi kalıba alınırsa alınsın, nereden
tutulursa tutulsun; belirli bir amaca hizmet etmelidir. Bu amacı siz
istediğiniz pratizmanın fiil kalıplarına uyduramazsınız. Manifesto
gerekmektedir. İkincisi, özyönetim kültürünün günümüz riskleri göz önünde
tutularak eleklenmiş bazı tehlikeli tarafları hariciyle uygulanması, uygulamaya
çalışılması gerekir.
Ben Anarşist Komünist bir insan olarak Don Kişot’a komün demem. Don Kişot; Sosyal Merkez olabilir, devrim okulu olabilir, geçici statik kalıplara göre izole edilmiş bir dayanışma yeri de olabilir; ancak bir komün olamaz. Belki ilerleyen günlerde, işgal etme kültürünün İSTANBUL’daki tetikleyici başlangıcı da olabilir.
Bu arada, kır komünü olarak, komün yaşam içerisinde senelerdir süregelen yerler de var. Şimdi onlara da ne kadar Komün denir bilemeyeceğim fakat, insanımsılığın az olduğu ve genelde tercih edilmeyen ve kendimizi ondan izole etmiş insanlar olarak kıra uğramayışımızın onlara kattığı bir değerde; komite, komisyon, abi, sözcü gibi otoriter kavramsallar veya kanun koyucu, kanun koruyucu, kanun gibi şeyleri düzenleyen, kovalayan veya uygulayan bir kimselerin bulunmayışıdır. Çünkü kırsal işgale gidenler genelde birbirini tanıyan insanlar olduğu için arkadaşlık-dostluk gibi hiyerarşi içermeyen biçimde özyönetim benzemişliği yaşayabiliyorlar.
Bir daha söyleyeyim; Don Kişot, Kadıköy’ün buzları arasında açmış bir kar çiçeğidir. Kardelendir. Mistir, güzeldir! Ama… bir şeyleri yok etmenin tek yolu, onu sürekli karalamak değil; onu sürekli övmek ve olmadığı gibi şişirerek insanları ondan tiksindirmek olduğundan söyleyeceğim ki; Don Kişot’a olmadığı şeyleri biçmeyin..
İçinizdeki yoldaşlara, dostlara ve kardeşlere tavsiye ederim.
Dayanışma ile.
Canberk Apiş / Aralık 7 / İstanbul
Ben Anarşist Komünist bir insan olarak Don Kişot’a komün demem. Don Kişot; Sosyal Merkez olabilir, devrim okulu olabilir, geçici statik kalıplara göre izole edilmiş bir dayanışma yeri de olabilir; ancak bir komün olamaz. Belki ilerleyen günlerde, işgal etme kültürünün İSTANBUL’daki tetikleyici başlangıcı da olabilir.
Bu arada, kır komünü olarak, komün yaşam içerisinde senelerdir süregelen yerler de var. Şimdi onlara da ne kadar Komün denir bilemeyeceğim fakat, insanımsılığın az olduğu ve genelde tercih edilmeyen ve kendimizi ondan izole etmiş insanlar olarak kıra uğramayışımızın onlara kattığı bir değerde; komite, komisyon, abi, sözcü gibi otoriter kavramsallar veya kanun koyucu, kanun koruyucu, kanun gibi şeyleri düzenleyen, kovalayan veya uygulayan bir kimselerin bulunmayışıdır. Çünkü kırsal işgale gidenler genelde birbirini tanıyan insanlar olduğu için arkadaşlık-dostluk gibi hiyerarşi içermeyen biçimde özyönetim benzemişliği yaşayabiliyorlar.
Bir daha söyleyeyim; Don Kişot, Kadıköy’ün buzları arasında açmış bir kar çiçeğidir. Kardelendir. Mistir, güzeldir! Ama… bir şeyleri yok etmenin tek yolu, onu sürekli karalamak değil; onu sürekli övmek ve olmadığı gibi şişirerek insanları ondan tiksindirmek olduğundan söyleyeceğim ki; Don Kişot’a olmadığı şeyleri biçmeyin..
İçinizdeki yoldaşlara, dostlara ve kardeşlere tavsiye ederim.
Dayanışma ile.
Canberk Apiş / Aralık 7 / İstanbul