Musa Shanibov: Dağların Vicdanı, Çerkesliğin Sessiz Haykırışı
Kimi insanlar yalnızca bir birey olarak doğar. Kimi insanlar ise halklarının kaderiyle birlikte dünyaya gelir. Musa Shanibov, böyle biriydi. Doğduğu anda kimse onun bir gün binlerce insanın gözünde bir “ulusal ruh” olacağını bilmiyordu. Ama o, Sovyetlerin sert demirleri arasında, bozkırların buz kesmiş sabahlarında ve en önemlisi de Çerkes halkının kolektif yasının içinde büyüdü. O yalnızca bir akademisyen değildi. O, unutulmuş bir halkın hafızasında yıllarca suskun bekleyen bir çığlıktı.
1936 yılında Nalçik’te doğdu. Nüfus cüzdanında yazan adı Yuri idi. Sovyetlerin asimilasyoncu bürokrasisi ona bu adı vermişti. Ama o, yıllar sonra kendini bulduğunda, “Benim adım Musa,” dedi. Bu, sadece bir isim değişikliği değildi; bu, bir uyanışın ilk adımıydı. Çünkü Musa, artık yalnızca kendisi için değil, halkı için yaşıyordu. Ve o halk, 1864’te Karadeniz’in soğuk sularına sürülen, dağlarından koparılan, kimliği elinden alınan Çerkeslerdi.
Musa hukuk okudu, felsefe eğitimi aldı, akademik dünyada saygı gören bir sosyolog oldu. Kabardey-Balkarya Üniversitesi’nde yıllarca ders verdi. Onu tanıyanlar, kürsüde sakin, kelimelerini özenle seçen, ama gözleriyle konuşan bir adamdan bahseder. Fakat onu asıl anlatan şey, akademik başarıları değil; halkının kalbine kurduğu tahttı. Çünkü Musa’nın bilgeliği sadece kitaplardan gelmiyordu. O bilgeliğin içinde sürgünün acısı, sürgün çocuğu olmanın yorgunluğu, ama bir o kadar da direncin ateşi vardı.
1989’da tarih onu çağırdığında geri çekilmedi. Sovyetler Birliği çöküşe giderken, kimlikler yeniden su yüzüne çıkarken Musa, bir araya getirdiği halklarla birlikte Dağlık Kafkasya Halkları Meclisi’ni kurdu. Bu meclis, sadece bir bürokratik kurum değil, bir halkların kalbi gibiydi. Kabardey’den Abhazya’ya, Osetya’dan Çeçenistan’a kadar Musa’nın sesi, Kafkasya’nın yeni uyanışının sembolü haline geldi.
Bir yıl sonra, 1990’da bu yapı daha da büyüdü. Kafkasya Halkları Konfederasyonu kurulduğunda Musa Shanibov artık sadece bir akademisyen ya da bir aktivist değil, bir halkların birleşim noktasıydı. Herkesin gözünde bir bilge, bir ağabey, bir hatırlatıcıydı. Çünkü Musa kimseye ne olacağını dayatmıyordu; sadece kim olduklarını hatırlatıyordu. Ve bu hatırlatış, bin yıllık bir geleneği yeniden uyandırıyordu.
1992’de Gürcistan-Abhazya savaşı patlak verdiğinde, Musa eline silah almadı. Ama o silahsız haliyle binlerce kişiyi cepheye gönderdi. Çünkü o insanlara korkuyu değil, kardeşliği ve sorumluluğu hatırlattı. “Abhaz halkı bizim kardeşimizdir,” dedi. “Eğer şimdi susarsak, biz de kayboluruz.” Onun çağrısıyla Kuzey Kafkasya’dan binlerce gönüllü, hiçbir devletin emri olmadan Abhazya’ya aktı. Sadece Adıgeler değil, Çeçenler, Osetler, Karaçaylılar da bu çağrıya uydu. Ve o çağrı, bu halkların son yüzyıldaki en büyük ortak hareketini doğurdu. Bir halk Musa’ya inandı. Çünkü o halk, Musa’da kendi sesini duydu.
Aynı yıl, yani 1992’nin sonlarına doğru, Rus devleti onun sesinden korktu. Çünkü bu ses, halkları uyandırıyordu. Musa Shanibov “etnik nefreti körüklemek” suçlamasıyla tutuklandı. Ama onun sesi artık bir kişinin değil, binlerin sesi olmuştu. Nalçik sokaklarında insanlar ayaklandı. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar—hepsi, “Musa serbest bırakılmadan bu meydanı terk etmeyiz,” dedi. Bu ses karşısında sistem durmak zorunda kaldı. Musa kısa sürede serbest bırakıldı. Çünkü o artık tutuklanamayacak kadar büyümüştü. O bir düşünceydi artık. Ve düşünceler parmaklık tanımazdı.
Sonra sessizleşti. Savaşlar geçti, sistemler değişti, yeni nesiller geldi. Ama Musa Shanibov hep oradaydı. Konuşmuyordu belki, ama varlığıyla anlatıyordu: “Unutma. Eğer unutursan bir daha uyanamazsın.” 2020 yılında, Abhazya’da sessizce hayata gözlerini yumdu. Ölüm sebebi COVID-19 yazıldı kayıtlara. Ama onu tanıyanlar bilir: Musa Shanibov hiçbir zaman gerçekten ölmedi. O hâlâ yaşıyor—Çerkes gençlerinin yüreğinde, diaspora çocuklarının dualarında, Abhazya'nın özgür dağlarında, Adıgece konuşan her bebeğin dilinde.
Çünkü bazı insanlar yaşarken ölümsüzdür. Ve bazı isimler, halkların kaderiyle birlikte yazılır. Musa Shanibov, bir bayrak değildi ama binlerce kişinin ardına dizildiği bir gölgedir. O, bir ses değildi ama binlerce hikâyeye arka fondan eşlik eden bir melodi gibi kaldı. Ve şimdi, ne zaman Kafkasya’da bir çocuk kendi dilinde şarkı söylese, o şarkının içinde bir Musa vardır.
Unutulmak istemedi. Hatırlanmak için değil; ayağa kalkmamız için hatırlamamız gerektiğini bildiği için…
O yüzden Musa’ydı.
Ve o yüzden hâlâ bizimledir.
