Apiş Canberk

Adını Koymadan Yaşamak: Çerkes Soykırımı Neden Hâlâ Sürgün Sanılıyor?


Türkiye’de yıllardır büyük bir sessizlikle üzeri örtülen bir tarihî hakikat var: Çerkes Soykırımı. Ama ilginçtir, bu soykırım hem devlet katında hem toplumda, hatta zaman zaman bizzat Çerkesler arasında bile hâlâ “sürgün” olarak anılıyor. Peki açık bir insanlık suçunu bu kadar sistematik biçimde yumuşatmak nasıl mümkün oldu? Ve daha önemlisi: Neden bazı Çerkesler bile bu yumuşatmaya gönüllü biçimde ortak oluyor? Bu sorular sadece tarihî bir merak değil. Türkiye’nin kimlik politikasını, inkâr kültürünü ve kolektif travmalarla nasıl başa çıkamadığını anlamanın anahtarı.


1864 yılında Çarlık Rusyası'nın Kafkasya’yı istila politikası sonucu yüz binlerce Çerkes; evlerinden sökülerek Karadeniz kıyılarına sürüldü, açlık ve hastalık içinde gemilere bindirilip Osmanlı topraklarına gönderildi, binlercesi daha yola çıkmadan öldü, kalanlar ise sürgün yollarında perişan oldu. Bu bir “göç” değil, bir “soykırım”dı. Çünkü amaç sadece toprak almak değil, bir halkı tarihten ve coğrafyadan silmekti. Ama bugünün Türkiye’sinde bu gerçek, “sürgün” gibi yumuşak ve teknik bir kavramla anlatılıyor. Çünkü “soykırım” kelimesi tanındığı anda, artık kimse eski hikâyeleri anlatamaz olur. Osmanlı'nın mazlum imajı sarsılır. Türkiye’nin kurucu kimliği ile yüzleşmesi gerekir. Tazminat, özür, eğitim reformu gibi sorumluluklar gündeme gelir. Ve işte tam da bu yüzden bu kelime telaffuz edilmez.


Türkiye Cumhuriyeti'nin tarih anlatısı, Osmanlı’nın son dönemlerini bile “şefkatli imparatorluk” imgeleriyle süsler. Çerkesler bu anlatıda hep “göçmen”, “muhacir”, “sadık vatandaş” gibi steril terimlerle tanımlanır. Soykırım dediğin anda, bu denge bozulur. Üstelik sadece tarih değil, siyaset de bu tanımlamadan korkar. Çünkü “soykırım” tanımak demek, başta Ermeni meselesi olmak üzere pek çok tartışmanın yeniden gündeme gelmesi demektir. Bir halkın soykırımını tanımak, diğerinin de tanınmasının önünü açar. O yüzden devlet, Çerkeslerin sessizliğini daima memnuniyetle karşılamıştır.


Ama en can yakıcı olan şu: tarih boyunca çok az halk, Çerkesler kadar inkârla yoğrulmuş bir travmayı böylesine içselleştirmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı Çerkesler için sadık vatandaş profili, kimliğin önüne geçti. Asker oldular, bürokrat oldular, sisteme entegre oldular. Bunun bedeli ise sessizlikti. Ve zamanla bu sessizlik, bir “öz kimlik” haline geldi. Bugün hâlâ bazı Çerkesler “Devlet bize sahip çıktı” diyorsa, bilin ki bu bir tarih bilgisi değil, psikolojik rasyonelleştirmedir.


Dili unutturulmuş, tarihi öğretilmemiş, kültürü parçalanmış bir halk… Kendisine dayatılan kimliği kendi gerçekliği sanmaya başlar. Çerkes olduğunu bilip ne Çerkesçe konuşabilen ne sürgünün adını duyduğu aile anılarına sahip olan binlerce insan… “Biz zaten Türk gibi büyüdük” derken aslında asimilasyonun ne kadar derine işlediğini fark etmiyor bile. Geçmişi kurcalamayalım. Biz kimseye zarar vermedik. Her halkın bir acısı var. Bu cümleler, adaleti değil, kaçışı besler. Çünkü soykırımı kabul etmek; sadece devletle değil, kendi ailesiyle, atalarıyla, çevresiyle yüzleşmeyi de gerektirir. Bu yüzleşme kolay değil. Herkesin taşıyabileceği bir yük değil.


12 Mart döneminde, 80 darbesinde, ya da son yıllardaki baskı ortamlarında “Çerkeslik” konuşmak bile bazı yerlerde "sakıncalı" sayıldı. Kürtler gibi büyük bir kolektif direniş göstermeyen Çerkesler, zamanla sessizliğin kültürüne adapte oldular. Bugün bazı Çerkesler, Türk-Kürt geriliminde bir "denge unsuru" olmayı benimsiyor. “Biz kimseye karışmayız”, “karışık evlilik yaptık, kavga istemiyoruz” diyerek siyasetsizliği bir meziyet gibi sunuyorlar. Ama bu duruş, hakikatle kurulan bir barış değil; hakikatten kaçışla kurulan bir konfor alanı.


Ve unutulmamalıdır ki: siz sustuğunuzda sadece siz kaybetmezsiniz; tarih kaybeder, adalet kaybeder. Çerkes Soykırımı, tanınmadıkça ve adı doğru konmadıkça, bu halkın yaşadığı travmalar dinmeyecek. Sessiz kalan her birey, bu tarihî adaletsizliğe ortak olur. Soykırımı konuşmak, sadece geçmişi değil, bugünü de kurtarır. Soykırım, sadece öldürmekle değil; unutturmakla da tamamlanır. Ve biz, o unutuşun en derin çukurundayız. Artık o çukurdan çıkmanın zamanı gelmedi mi?


ALINTI #APİSCANBERK 20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST
ALINTI#APİSCANBERK20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST