Xabze Ruhu
Bir zamanlar bizi bir arada tutan, onurumuza ve vicdanımıza can veren Xabze, bugün kendi ellerimizle ördüğümüz bir hapishaneye dönüştü. Xabze’yi yaşatmak yerine, ona uymayanları hizaya getirmek için kullandığımız bir sopaya çevirdik. Bugün Xabze deyince akla düğünde kimin nereye oturacağı, kim kime önce selam verecek gibi donuk kurallar geliyor. Oysa adalet ve haksızlığa karşı dik durmak, güçsüzü korumak gibi Xabze’nin temel ilkeleri unutuldu. Xabze, adaletin ve özgürlüğün yaşayan dili olmaktan çıktı; içi boş, ruhsuz bir tören haline getirildi. Tıpkı ruhu çekilmiş bir beden gibi; geriye sadece şekiller, kurallar kaldı. Bugün o kuru iskeleti süslüyor, parlatıyor ve ona tapıyoruz ama o iskeletin bir zamanlar taşıdığı yüce ruhu unuttuk. Bir tapınağın içindeki tanrıyı kovup taş duvarlarına secde etmekten farkı yok. Şekline secde edilirken, ardında adalet, vicdan ve onur kalmadı. Sadece soğuk, baskıcı bir gelenekçilik var. Geçmişte Xabze, düğün salonu protokolünden ibaret değildi. Xabze, halkı soykırım ve sürgün gibi en ağır felaketlerde bile ayakta tutan, dayanışmanın görünmez ağıydı. Köleliği ve adaletsizliği reddeden bir direniş kültürüydü. Liderin otoritesi, unvanından değil, Xabze’ye bağlılığından gelirdi. Hakkı eğip büken bir lider, en yüksek unvana sahip olsa bile itibarını kaybederdi. Xabze, halkın lideri denetlediği, özgür bir öz-yönetim sistemi kurardı; liderin halkı hizaya soktuğu bir sopa değildi. Toplumu diri tutan ruh buydu. Bu sistem, sürgünün yarattığı büyük travmadan sonra katılaştı. Toprağını kaybeden halk, kimliğine ve Xabze’ye sıkı sıkıya sarıldı. Ancak bu sarılış, panik içindeki bir annenin çocuğunu boğacak kadar sıkması gibiydi. Esnekliğini yitiren Xabze, katılaştı ve dogmalaştı. Adalet, eşitlik, özgürlük gibi öz değerlerinden koptu; şekilciliğe savruldu. Halkın kalkanı olması gereken Xabze, adaletsizliğin ve baskının sopasına dönüştü. Artık adı, hak arayanı susturmak için kullanılıyor. Gençler destekleneceğine, “saygısızlık” bahanesiyle eziliyor. Eleştiriler, “Xabze’ye aykırı” damgasıyla daha doğmadan boğuluyor. Özgürleştirmesi gereken Xabze, köleleştirmenin aracı haline getirildi. En ağır bedeli gençler ve kadınlar ödedi. “Büyükler konuşur, küçükler susar” ilkesi, gençlerin fikirlerini, sorularını “Xabze’ye aykırı” diyerek ezen tek taraflı bir yaşlılar iktidarına dönüştü. “Bir büyüğe ‘ama’ demek Xabze’ye aykırıdır” gibi kalıplarla eleştirinin kendisi değil, eleştirel düşünce topyekûn bastırıldı. Gençler, fikirleri dinlenmeyen, sadece talimat bekleyen pasif figürlere dönüştü; bu da kimlikten ve gelenekten uzaklaşmalarına neden oldu. Kadınlar, çarpıtılmış Xabze’nin en ağır mağdurları oldu. Giyimlerinden duruşlarına kadar her şeyleri ahlak sopası haline geldi. Kadının giyimi “terbiyeli” veya “terbiyesiz” diye etiketlenerek toplumsal alan ikiye bölündü. Kadının nasıl giyineceğine dair kuralcı ve cinsiyetçi dayatmalar, Xabze’yi bir terbiye aracına dönüştürdü. Kadın, bireysel iradesini kaybedip toplum önünde sürekli yargılanan bir nesneye dönüştürüldü. Oysa gerçek Xabze, kadının onurunu toplumsal düzenin temeli kabul ederdi. Geçmişte bilge kadınlar toplumsal liderlik yaparken, bugün Xabze’nin adı, kadını eve hapsetmek, siyasetten uzak tutmak için kullanılıyor. Onur kavramı da ters yüz edildi. Eskiden onur, haksızlığa karşı ses yükseltmekti. Bugün “ayıp olur” korkusuyla haksızlıklar görmezden geliniyor. Derneklerdeki yolsuzluklar, adaletsizlikler “sorun dışarıda konuşulmaz” diyerek üstü örtülüyor. Böylece “ayıp” kavramı, haksızlığı yapanı değil, dile getireni suçlayan bir suskunluk yasasına dönüştü. Ruhu kaybolmuş bir ahlak, ikiyüzlülüğü büyütür. İnsanlar dışarıda sahte nezaket gösterirken, kapalı kapılarda birbirinin kuyusunu kazar. Xabze, vicdan olmaktan çıkıp, törensel anlarda sergilenen bir dekor haline gelir. Bu da toplumsal güveni eritir, dayanışmayı yok eder. Xabze’yi yeniden yaşatmanın yolu onu terk etmek değil, aksine özüne dönerek bugünün sorunlarına çözüm üretmesini sağlamaktır. Gerçek Xabze, halkın ortak aklıyla çağın zorluklarına adil çözümler geliştiren bir sistemdir. Bugün Xabze’nin sınavı genç kadının giyimi veya gençlerin soruları değil; asimilasyon, anadil kaybı, kimliksizleşme gibi varoluşsal tehditlerdir. Xabze bu sorunlara dokunmuyorsa, geçmişin hatıralarında sıkışıp kalır. Xabze halkın ortak aklıdır; kimsenin tekeline bırakılamaz, kişisel otoriteyi koruma aracına dönüştürülemez. Onu yeniden canlandırmak, değiştirmek değil; adalet, eşitlik, kolektif sorumluluk ruhunu hatırlamak ve bugünün sorunlarına çözüm üretmek anlamına gelir. Ancak bu şekilde Xabze, nostaljik bir ritüel değil, kimliği geleceğe taşıyacak yaşayan bir toplumsal sözleşmeye dönüşür. Ancak bu şekilde ruhu çalınmış bu ahlak, halkının vicdanına ve onuruna geri döner.
