Apiş Canberk

Temsil mi, Tercümanlık mı?

 Henüz o meydanların kulakları sağır eden kakofonisi, kampanya şarkılarının zihinleri dolduran gürültüsü ve sandık denilen o soğuk hesaplaşma anının gölgesi üzerimize düşmemişken, tam da bu fırtına öncesi sessizliğin sağladığı berraklıkta, birbirimizin gözlerinin derinine bakarak belki de uzun süredir ertelediğimiz o can yakıcı, o varoluşsal soruları masanın tam ortasına tüm çıplaklığıyla koymanın zamanıdır. Siyasetin o kaygan ve zorlu zemininde yürümeye talip olan, bu ağır sorumluluğun altına elini değil tüm varlığını koyduğunu ifade eden ve kürsülere çıkıp ben bu halkın, bu kadim acının ve ertelenmiş taleplerin sesiyim diyen dostlarımızın, her şeyden önce kendi vicdanlarında şu temel ayrımı berraklaştırmaları gerektiğine inanıyorum: Biz, içinde yer aldığımız siyasi yapıların sınırları içinde Çerkesleri temsil eden, onların tarihsel ve meşru taleplerini o yapılara taşıyan ve bu varlığıyla siyasetin dilini, reflekslerini ve önceliklerini dönüştürmeye talip bir irade miyiz, yoksa Çerkes halkıyla kurduğumuz bağı farkında olmadan daha çok partinin politikalarını bu halka anlatan ve kabullendirmeye çalışan bir aracılık konumuna indirgeme riskiyle mi karşı karşıyayız. Bu ayrım bir kelime oyunu ya da teorik bir tartışma değildir; siyasette hangi noktada durduğumuzu, hangi yöne doğru ağırlık verdiğimizi belirleyen esaslı bir duruş meselesidir. İlk yaklaşım halkın özne olma iradesini güçlendirirken, ikincisi niyetlerden bağımsız olarak halkın siyasette daha edilgen ve tepkisiz bir konuma itilebilmesi riskini barındırır ve geçmişte yaşadığımız, belleğimizde iz bırakan deneyimler bu dengenin her zaman kolay kurulamadığını bize göstermiştir. Oysa siyaset eğer gerçekten bir halkın, hem de ağır bir tarihsel travma yaşamış bir halkın kaderine talip olma iddiasıysa, bu iddia yalnızca kulislerde değil sahada, sokakta, halkın gündelik hayatında güveni sabırla inşa ederek karşılık bulmalıdır. Bu nedenle bu zorlu ve yıpratıcı siyasi yolculuğa çıkan dostlarımıza bir ayna tutmak ve o aynaya cesaretle bakmalarını istemek bu halkın en doğal hakkıdır. Kapı kapı, köy köy dolaşarak halkın en unutulmuş köşesindeki derdi sahiplenerek ve sonuç ne olursa olsun sizin sesiniz olmaya devam edeceğim diyerek risk alan, konfor alanını terk eden bir mücadele mi örüyoruz, yoksa yolun daha başındayken siyasetin sunduğu görece güvenli ve alışıldık alanları tercih ederek temsil sorumluluğunu fazla zorlamayan bir hatta mı ilerliyoruz. Burada durup sormamız gereken temel soru şudur: Bir partinin sunduğu seçilebilir bir sıra ya da görece garanti bir makam, bu halkın kuşaklar boyunca taşıdığı adalet arayışının ağırlığından daha mı önceliklidir. Eğer bir makamın bedeli halkın taleplerini daha yumuşak ve daha uyumlu hale getirmek ve bu uğurda görünmez kılmaksa, o makam ciddi bir vicdani muhasebeyi de beraberinde getirir. Bu yüzden ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca partilerin rozetini taşıyarak Çerkesler arasında o partinin dilini anlatan bir temsil değil, Çerkes halkının onurunu, hafızasını ve geleceğe dair talebini yüreğinde taşıyarak siyaset zemininde bu halkın sözünü çoğaltan bir duruştur. Bir halkın kaderine talip olmak yalnızca onun uyumlu ve kolay yüzüne değil, zaman zaman rahatsız edici olabilen, yüksek sesle itiraz eden ve bizim kişisel doğrularımızla örtüşmeyen kesimlerine de kulak vermeyi gerektirir. Çerkes halkı 1864’ün o büyük felaketiyle yalnızca coğrafi olarak değil, düşünsel, kültürel ve siyasal olarak da farklı yönlere savrulmuştur ve bugün karşımızda duran tablo tek renkli bir yapı değil, muhafazakârından sosyalistine, inançlısından sekülerine, gelenekçisinden modernine kadar pek çok tonu barındıran geniş ve dinamik bir toplumsal mozaiğin ifadesidir. Bu nedenle bu halkı yalnızca kendi ideolojik penceremizden tarif etmeye çalışmak siyaseten de ahlaken de eksik kalır. Eğer yola çıkarken yalnızca bize benzeyenlerle yan yana geliyorsak, kurduğumuz yapı bir halk meclisinden ziyade dar bir çevreye dönüşme riski taşır. Oysa temsil makamı bizim kişisel doğrularımızı onaylatma alanı değil, bizden çok farklı düşünen, farklı yaşayan ama aynı tarihsel kaderi paylaşan insanların da hakkını ve onurunu taşıma sorumluluğudur ve temsiliyet sevdiğimiz insanları savunmak değil, asıl olarak bizden farklı olanların da yükünü hissedebilmektir. Bir Çerkes siyasetçisi kendi dar çevresinin sözcüsü olmaktan ziyade bu farklılıkların tümünden oluşan gerçek Çerkes toplumunun sesi olmaya talip olmalıdır; karar alma süreçlerinde yalnızca benzer sesler duyuluyorsa birlik diye adlandırılan şey farkında olmadan tek tipleşme riskini barındırır. Bu nedenle seçim dönemlerinin henüz başlamadığı bu sakin zamanlar gerçek yüzleşme ve güven inşası için önemli bir fırsattır; çoğu zaman seçim atmosferinde yapılan birlik çağrıları geçici kalırken sahici bağlar ancak bu hesapsız dönemlerde kurulabilir. Bugün konuşmazsak yarın kalabalıkların içinde birbirimize yabancılaşma ihtimali büyür ve öteki olarak gördüğümüz Çerkes kardeşimizi bir rakip ya da yalnızca ikna edilmesi gereken bir oy olarak değil, bu halkın tamamlayıcı bir parçası olarak görebilmeyi öğrenmek zorundayız. Onu dinlemeden kurulacak her söz ne kadar güçlü olursa olsun karşılıksız kalacaktır. Renklilikten korkmamak gerekir, asıl risk her şeyi tek sese indirgemektir ve Çerkes halkı tarih boyunca yaşadığı tüm kırılmalara rağmen varlığını biraz da bu çok sesliliği sayesinde koruyabilmiştir. Bu zenginliği bir zaaf gibi görmek siyaseti daraltır ve bizi çıkmaz bir yola sürükler. Çerkes siyasetinin daha kapsayıcı, daha çoğulcu ve daha ahlaki bir dile ihtiyacı vardır ve bu dil farklıyız ama aynı kaderi paylaşıyoruz diyebilen bir olgunlukla kurulmalıdır. O temsil makamına talip olan herkes daha o makama gelmeden önce kendisiyle aynı düşünmeyenlerin de sesi olabileceğini bugünkü tutumuyla göstermek zorundadır. Zaman dar ve ayrışma lüksümüz yok; bugün seçim olmayabilir ama yüz yüze bakabilmek, farklılıklarımızla yan yana durabilmek ve biz diyebilmenin sorumluluğunu üstlenmek için en doğru zamandayız. Gelin birlik kelimesini bir slogandan çıkarıp kimseyi dışarıda bırakmayan sahici bir toplumsal iradeye dönüştürelim, çünkü makamlar geçicidir ama renkler solarsa geriye ne Çerkeslik kalır ne de adına siyaset yapılacak bir halk; asıl mesele o renkleri kaybetmeden bir arada tutabilmektir.

ALINTI #APİSCANBERK 20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST
ALINTI#APİSCANBERK20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST