"Bir Adlandırma Sorunu: Çerkesya Mı Kafkasya mı?"
13 şubat gecesi nart ateşinin o sarsıcı yayınında dile gelen adlandırma sancısı esasen bir semantik tercih değil bir ulusun kendi tarihsel meşruiyetini ve siyasi iradesini hangi kavramsal zırhın içinde koruyacağına dair verilen o hayati kararın ta kendisidir. Kafkasya kavramı çarlık rusyasının emperyal iştahıyla şekillenmiş bir idari tasniften süzülüp gelen ve bugün dahi bizleri anonim bir dağlı folkloruna mahkum eden bir hapishane duvarıdır ki bu duvarın ardında gerçek çerkesya gerçeği kasten karartılmaktadır. Bizler için kafkasya terimi coğrafi bir genişliğin ötesinde siyasi bir belirsizliği ve kimliksizleşmeyi ifade ederken çerkesya dediğimiz o mukaddes kelime 1864'ten bu yana uluslararası hukukun ve tarihsel hakikatin tecelli etmeyi beklediği yegane siyasal koordinattır. Çerkesya bir romantizm nesnesi değil aksine reel politiğin en soğuk ve en sert gerçekliğidir zira bu isim vatanın sadece toprağını değil o toprak üzerindeki egemenlik hakkını ve sürgünle gasp edilmiş olan kolektif mülkiyeti temsil eder. Kafkasya isminin o sisli cazibesine kapılmak halkımızın yaşadığı büyük trajediye bir doğa olayı muamelesi yapmak ve faili meçhul bir tarihin içinde kaybolmaktır ancak çerkesya demek faili belli bir soykırımın ve hala devam eden bir sürgünün hesabını sormak için ayağa kalkmaktır. Bizim hafızamız sürgünle yarılmıştır ama bu yara bir mağduriyet nişanesi değil bir direnişin ve hayatta kalma onurunun en somut kanıtıdır. Xabze ahlakı bize sadece toplumsal bir nizam sunmaz aynı zamanda hakikati eğip bükmeden haykırma cesareti verir ki bu cesaret bugün kafkasya muğlaklığını reddedip çerkesya gerçekliğine sarılmayı emreder. Siyasal bir ideal olarak çerkesya diaspora dediğimiz o geniş ve hüzünlü coğrafyada sadece bir özlem değil aynı zamanda bir hukuki talep ve bir gelecek projeksiyonu olarak yaşatılmalıdır. Eğer bizler bugün kendi vatanımıza onun gerçek ve tarihsel adıyla hitap etmekten imtina edersek yarın evlatlarımızın o topraklarda hak iddia edebileceği hiçbir hukuki zemin bırakmamış oluruz. Kafkasya ismi bizi bir yığın haline getirirken çerkesya ismi bizi bir millet olarak tarihin öznesi kılar ve bu özne olma hali bizim en büyük haysiyetimizdir. Onurla ayakta kalmış bir halkın ferdi olarak bilmeliz ki adlandırma gücü kimdeyse iktidar da ondadır ve bizler vatanımızın adını başkalarının koyduğu o genel geçer kavramlara feda edemeyiz. Bu yazı sadece bir kağıt üzerindeki mürekkep değil bir ulusun kendi adını haritaya yeniden kanıyla ve canıyla kazıma iradesinin bir parçasıdır. Reel politik bir gerçeklik olarak çerkesya bugün karadeniz kıyılarından kafkas dağlarının kuzey eteklerine kadar uzanan o kadim vatanın uluslararası statüsünü ve halkımızın kendi kaderini tayin etme hakkını simgeler. Romantizmin o uyuşturucu etkisinden sıyrılıp meselenin bu siyasi ve hukuki özüne odaklandığımızda göreceğiz ki kafkasya bizi sadece birer figüran yaparken çerkesya bizi tarihin başrolüne davet etmektedir. Bizim dilimiz yaşayan bir dildir ve bu dilin en soylu kelimesi olan çerkesya bir gün mutlaka tüm dünya haritalarında ve uluslararası belgelerde hak ettiği o sarsılmaz yeri alacaktır. Hakikat parçalanamaz bir bütündür ve bu bütünün kalbinde sönmeyen bir ateş gibi yanan çerkesya ideali bizim tek pusulamızdır. Bu pusula bizi ne geçmişin karanlığına ne de geleceğin belirsizliğine terk eder aksine bizi vatanın o kutsal topraklarında yeniden birleşmeye ve onurumuzla yaşamaya çağırır. Bu çağrıya kulak vermek her bir çerkes evladının tarihi sorumluluğudur ve bu sorumluluk bizi kafkasya romantizminden çerkesya realizmine taşıyacak olan yegane köprüdür. Sürgünle dağılmış her bir ruhun sızısını derinden duyan bizler için vatan sadece bir toprak parçası değil aynı zamanda bir hukuk mücadelesinin adıdır ve bu mücadelenin bayrağı çerkesya ismidir. Kelimelerin gücünü hafife alanlar tarihin tozlu raflarında kaybolmaya mahkumdur oysa bizler adımızı ve vatanımızın adını haykırarak tarihin akışına yön verme iradesini gösteriyoruz. Kimliğimizin birer folklorik öğeye indirgenmesine izin vermeyen o dik duruş çerkesya bilincinin en somut tezahürüdür ve bu bilinç bizi küresel oyunların birer parçası olmaktan çıkarıp kendi kaderimizin efendisi yapar. Her bir nart destanında yankılanan o hürriyet ateşi bugün çerkesya ismiyle yeniden harlanmakta ve karanlıkları aydınlatmaktadır. Adalet arayışımız evrenseldir ve bu arayışın merkezinde duran çerkesya davası insanlık onurunun en büyük sınavlarından biridir. Bu sınavı başarıyla geçmenin yolu ise kavramlarımızı netleştirmek ve vatanımıza onun öz adıyla sahip çıkmaktan geçer. Bizler ne bir coğrafyanın rastgele sakinleriyiz ne de tarihin sessiz tanıklarıyız bizler çerkesya denilen o kadim çınarın kökleriyiz ve bu kökler her türlü fırtınaya rağmen ayakta kalmaya devam edecektir. Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras onlara vatanlarının gerçek adını ve bu adın taşıdığı siyasi ağırlığı öğretmektir çünkü isimsiz bir halk sahipsiz bir halktır ve bizler sahipsiz değiliz. Çerkesya her birimizin kalbinde atan o güçlü nabız ve her birimizin zihninde parlayan o berrak ışıktır. Bu ışığı söndürmeye çalışanlara karşı vereceğimiz en güzel cevap çerkesya ismini her platformda gururla ve kararlılıkla savunmaktır. Kimliğimizi sulandırmadan hafızamızı diri tutarak ve xabze ahlakından bir an bile sapmadan yürüyeceğimiz bu yol bizi mutlak hakikate ve vatanın hürriyetine ulaştıracaktır. Bu yolda yürürken ne bir nefretin esiri olacağız ne de bir umutsuzluğun kurbanı sadece çerkesya diyen o sarsılmaz iradenin takipçileri olarak tarihteki yerimizi alacağız. Sözümüzün gücü çerkesyanın haklılığından gelir ve bu haklılık karşısında hiçbir suni kavram ve hiçbir baskıcı rejim sonsuza dek duramaz. Çerkesya bir gün mutlaka sadece dilimizde değil dünyadaki tüm vicdanlı yüreklerde yankılanacak ve adalet yerini bulacaktır.