#APiSCANBERK

"21 Mayıs’a Yaklaşırken"

10.04.2026 saat 22:30’da Nart Ateşi’nde (@Circassianology) ele alınacak olan “21 Mayıs’a Yaklaşırken” gündemi üzerine; yasın ötesine ve 22 Mayıs ruhuna dair biriktirdiğim notlar...

21 Mayıs, Karadeniz’in hırçın sularına gömülen binlerce canın ve vatan toprağından koparılmanın yarattığı o derin sızının, bir halkın belleğinde ebediyen mühürlendiği bir eşiktir. Ancak bir asrı aşkın süredir devam eden bu yas hali, artık sadece geçmişin acılarını tazeleyen bir hatırlama biçimi olmaktan çıkmalı; o büyük trajedinin küllerinden sarsılmaz bir gelecek iradesi doğmalıdır. Temennim odur ki; gözyaşlarıyla ıslanan bu kadim topraklar, artık birer mağduriyet anıtı olarak değil, üzerinde yükselen siyasal bir bilincin ve onurlu bir duruşun kalesi olarak anılsın. 21 Mayıs’ın o ağır kasveti, zihinleri uyuşturan bir melankoliye değil, sönmek bilmeyen bir toplumsal enerjiye ve sarsılmaz bir kurucu iradeye dönüşsün. Bir halkın varlık sancısı, sadece maruz kaldığı zulümlerle değil, o zulmü bir stratejik akla çevirebilme kudretiyle taçlansın.

Duyguların romantize edildiği o edilgen sığınaklardan çıkıp, tarihin öznesi olarak yeniden konumlanacağımız o kutlu şafak, 22 Mayıs ruhuyla aydınlansın. Yasın bittiği ve "Siyasal Akıl"ın devreye girdiği o ilk gün, mağduriyet dilinden arınmış, kendi hakkını bizzat kendi gücüyle tesis eden bir uyanışın miladı olsun. Temennim odur ki; 1864’te dünyanın dört bir yanına dağılan o büyük enerji, bugün küresel bir ağın sarsılmaz bağları olarak yeniden örülsün. Dağınıklığımız bir zayıflık değil, sistemin her hücresine sızan asimetrik bir kuvvete evrilsin. Sabit merkezlerde beklemek yerine, dünyanın neresinde olursak olalım, vatanla kurulan o sarsılmaz bağ, siyasal ve ekonomik bir güç merkezi olarak tecelli etsin.

Lakin bu büyük tasavvurun önündeki en büyük engel, dışarıdaki hasımlardan ziyade, içerideki parçalanmışlık ve kifayetsiz muhterislerin yarattığı dağınıklıktır. Temennim odur ki; tabela örgütçülüğünün sığlığına hapsolmuş, kendi kişisel ikballerini toplumun kaderinin önüne koyan o kısır yapılar tasfiye edilsin. Birleşemeyenlerin, ortak bir strateji etrafında kenetlenemeyenlerin ve birbirinin kuyusunu kazarak mevcudiyet devşirmeye çalışanların bu davaya vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Örgütlerin bu birliksizliği, halkın umudunu tüketen bir kara deliğe dönüşmüşken; temennim odur ki, bu dağınıklığı ortadan kaldıracak, disiplinli, tek sesli ve tavizsiz bir üst akıl inşa edilsin. Birbirini dışlayan değil, tek bir hedef doğrultusunda birbirini tamamlayan bir kurumsal yapı, bu halkın en büyük ihtiyacıdır.

Ey bu büyük mirasın taşıyıcısı olan gençlik! Sürgün hatıraları sizin için bir keder yükü değil, damarlarınızda dolaşan o asil direncin yakıtı olsun. Temennim odur ki; kendinizi sadece birer aktivist değil, bu büyük dönüşümün "kurucu iradesi" olarak görün. 160 yıllık o devasa parantezi kapatacak olan o kararlı el, sizin eliniz olsun; dijital çağın kodları, tarihsel hakikatlerin soğukkanlı analizleriyle birleşerek yıkılmaz bir kale kursun. 21 Mayıs yasımız, 22 Mayıs ise bu yasın hesabını tarih önünde sorduğumuz ve geleceğimizi kendi ellerimizle ilmek ilmek işlediğimiz o büyük inşa günü olsun. Söz sırası, artık sadece acılarını feryat edenlerin değil; haklarını söküp alanların ve kendi kaderini bizzat tayin edenlerin olsun.

Temennim odur ki; artık "ne olacağız?" sorusu yerini "ne yapıyoruz?" sorusuna bıraksın. Kendi içindeki hizipleşmelerle enerjisini tüketen değil, hedefine odaklanmış çelikten bir blok gibi hareket eden bir toplum yapısı hayata geçsin. Mağduriyetin lirik dilinden, zaferin ve inşanın epik diline geçiş yapmadığımız sürece, her 21 Mayıs sadece bir takvim yaprağı olarak kalacaktır. Oysa 22 Mayıs, o yaprağın üzerine kendi geleceğimizi yazdığımız beyaz sayfanın adıdır. Bu sayfa, parçalanmış derneklerin, birbirine küs yapıların değil; tek bir ideal etrafında toplanmış onurlu bir halkın imzasıyla dolsun.

Temennim odur ki; kurumsal kimliği birer ego tatmin alanına çeviren, mikro iktidar savaşlarıyla halkın geleceğini ipotek altına alan o köhne anlayış, yerini liyakatin ve kolektif disiplinin mutlak otoritesine bıraksın. Modern dünyada karşılığı olmayan, sadece içe kapalı yankı odalarında yankılanan o içi boş hamasetin yerini; somut veriye, uluslararası hukuka ve sarsılmaz bir iktisadi güce dayanan gerçek bir otorite alsın. Birbirine omuz vermek yerine birbirinin ayağına dolanan, ortak bir vizyon metninde dahi buluşamayan o darmadağınık yapıların, tarihin bu kritik kavşağında daha fazla vakit çalmasına izin verilmesin.

Temennim odur ki; artık kendi içimizdeki çürümeyle hesaplaşacak kadar cesur, bu dağınıklığı sonlandıracak kadar kararlı bir "merkezi akıl" ortaya çıksın. Küçük hesapların, aşiretçi yaklaşımların ve dar bölgecilik zihniyetinin bu halkın ufkunu kararttığı o devir kapansın. Bir örgütün başarısını diğerinin başarısızlığı üzerine kuran o sığ rekabetin yerine; topyekûn bir varoluşun, tek bir vücut gibi hareket etmenin o sarsılmaz iradesi geçsin. Kendi içindeki yangını söndüremeyenlerin, vatan topraklarındaki ateşi harlamaya takati yetmeyeceği gerçeği artık tüm çıplaklığıyla kavransın.

Temennim odur ki; 22 Mayıs ruhu, sadece salon toplantılarında veya bildiri metinlerinde yaşayan bir temenni değil, her bir bireyin zihnine nakşedilmiş bir yaşam disiplini olsun. Her bir Çerkes gencinin, kendi alanında en yetkin ve en stratejik noktada konumlanarak bu dağınıklığı içeriden onaracağı bir seferberlik hali başlasın. Bireysel başarıların toplumsal bir güce tahvil edilemediği her senaryo, bizi tarih sahnesinde figüran olmaya mahkûm edecektir. Bu yüzden temennim odur ki; sahip olduğumuz o devasa insan kaynağı, birer kum tanesi gibi savrulmak yerine, birleşerek sarsılmaz bir granit kütleye dönüşsün.

Temennim odur ki; 21 Mayıs’ta dökülen yaşların onuru, 22 Mayıs’ta inşa edilen bu yeni ve disiplinli gücün yakıtı olsun. Artık sadece geçmişin büyüklüğüyle övünen değil, bugünün ve yarının büyüklüğünü bizzat kurgulayan bir toplum iradesi şahlanışa geçsin. Dağınıklığa veda ettiğimiz, birlikteliği bir lütuf değil bir zorunluluk olarak gördüğümüz ve kendi kaderimizi kimseden icazet almadan tayin ettiğimiz o büyük gelecek, sadece bir hayal değil, bizzat bizim eserimiz olsun.