#APİSCANBERK

#APİSCANBERK

Hakkımda WhatsApp E-Posta X Siyasal Abrek Kitaplar

#APiSCANBERK

KAFFED 12 OLAĞAN GENEL KURULU ÖNCESİ BİR NOT VE BİNBİR DÜŞÜNCE-1



Bir sivil toplum örgütünde yönetim anlayışının gerçek mahiyeti, olağan dönemlerde verilen süslü mesajlarda değil; kriz anlarında hakikatin nasıl ele alındığında ve kırılmaların tabana hangi süzgeçlerden geçirilerek aktarıldığında ortaya çıkar. Yaklaşan 12. Olağan Genel Kurul sürecinde Kafkas Dernekleri Federasyonu etrafında beliren tartışmalar da yalnızca iki adaylı bir seçimin teknik rekabeti olarak değil, on yıllardır kurumsal damarlarımıza nüfuz etmiş kapalı devre yönetim zihniyetinin bir dışavurumu olarak okunmak zorundadır. Zira çatı örgütümüzün idari pratiğinde kronikleşen en ağır patoloji, yönetim katında cereyan eden ilkesel krizlerin kamuoyuna olduğu gibi yansıtılması yerine; "kurumu yıpratmama" yahut "dengeleri gözetme" örtmeceleri altında makyajlanarak topluma bambaşka bir kurguyla sunulmasıdır. Olayların topluma bu şekilde tersyüz edilerek, gerçekte var olmayan bir "uyum, istişare ve ortak akıl" cilasıyla yansıtılması, özünde son derece zehirli ve tehlikeli bir tahribat üretmektedir. Çünkü hakikatin bürokratik konfor uğruna perdelendiği bir iklimde toplumsal hafıza felç edilmekte ve dün nezaketen örtbas edilen bir ilke ihlali, yıllar sonra hiçbir özeleştiri verilmeden bir "demokratik başarı öyküsü" gibi yeniden toplumun önüne sürülebilmektedir.


Ekim ayının ilk günlerinde "KAFFED 12 OLAĞAN GENEL KURULU ÖNCESİ BİR NOT VE BİNBİR DÜŞÜNCE:" başlığıyla sunduğumuz ilk değerlendirme yazımızda, kelimeleri kuyumcu terazisinde tartarcasına ilerleyerek genel başkan adaylarından Yaşar Aslankaya’nın 2019 yerel seçimleri sürecinde federasyon başkanlığından ayrılarak bir siyasi partinin belediye meclisi listesine dahil olmasının ardındaki çelişkileri sorgulamıştık. O satırlarda gayemiz şahıslar üzerinden kısır bir polemik üretmek değil; federasyonun resmi internet sitesinde on dört gün arayla yayımlanan 21 Şubat 2019 ve 6 Mart 2019 tarihli iki ayrı duyuru arasındaki uçurumu, kamuoyuna anlatılan "üç seçenekli istişare" kurgusunun resmi kayıtlarla bağdaşmayan doğasını ve Türkiye Çerkeslerinin en üst temsil makamının bir ilçe belediye meclisi üyeliğine feda edilmesinin yarattığı meşruiyet krizini belgeleriyle ortaya koymaktı. İlk duyuruda genel başkanın siyasi tecrübe sahibi çeşitli kanaat önderleriyle istişare ettikten sonra konuyu yönetim kuruluyla değerlendirdiği ve siyasete devam etmesinin uygun bulunduğu anlatılırken; iki hafta sonraki ikinci açıklamada, bir siyasi partinin aday listesinde yer alması ve bu yolda devam edeceğini bildirmesi üzerine yönetim kurulunun kendisinden "aynı akşam istifasını talep ettiği" ilan edilmişti. Kapalı kapılar ardında üretilen ve yıllar boyunca kamuoyuna "Başkanlar Kurulu ile Yönetim Kurulu toplanarak üç seçenek üzerinde geniş istişareler yapıldı, yirmi sekiz kişilik yönetimin yirmi beş üyesinin onayıyla ayrılma kararı alındı" şeklinde dikte edilen anlatının gerçekte nasıl bir ilke krizinin üzerini örttüğü, o dönemin işleyişine içeriden şahitlik eden birincil bir kaynağın beyanıyla aydınlanmıştır. 2019 yılında Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan, ardından vekaleten ve seçilerek genel başkanlık sorumluluğunu üstlenen Yıldız Şekerci, 16 Ekim 2026 tarihli açıklamasında o dönemin grup içi yazışmalarını yeniden inceleyerek birinci elden tanık sıfatıyla sürece dair kayıtları paylaşmıştır. Meseleyi şahsi iddialar eksenine hapsetmeden kurumsal hafızanın doğruluğunu koruma sorumluluğuyla hareket eden Yıldız Hanım, dönemin işleyişine dair yaptığı bu açıklamayla ciddi bir kurumsal olgunluk göstermiş olup bu ilkeli duruşundan ötürü tebrik edilmelidir. Zira paylaşılan tanıklık; 18–20 Şubat 2019 tarihlerinde Maykop’ta ziyarette bulunulduğu sırada 19 Şubat’ta Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilen listelerde genel başkanın isminin görülmesi üzerine kendisine sorulduğunda "Haberim yok" yanıtının alındığını, isim benzerliği olmadığı anlaşılınca acil toplantı yapıldığını, genel başkanın o aşamada hem belediye meclis üyeliğini hem de KAFFED Genel Başkanlığı’nı birlikte yürütebileceği kanaatini taşıdığını ve yönetim kurulunun "ya listeden çık ya da istifa et" iradesini koyduğunu tescillemiştir. Dün beş buçuk yıl görev yapmış bir başkanı yıpratmamak amacıyla 21 Şubat metninde sergilenen koruyucu nezaketin, bugün bir "demokratik istişare" masalına dönüştürülerek topluma yansıtılması, idare-i maslahatçı yönetim anlayışının toplumsal bilinci nasıl zehirlediğinin en somut örneğidir.


Şayet bir toplumda kurumsal hafızanın çarpıtılmasına itiraz edenler ve ilkeler adına hakikate tanıklık edenler linç kültürüyle susturulmaya çalışılıyorsa, orada yönetim anlayışının ürettiği zehir toplumsal barışı tehdit ediyor demektir. Ne zaman KAFFED yönetim anlayışındaki bir çarpıklığa dokunulsa, tartışmayı fikri zeminde yürütmek yerine hemen asayişi sağlamaya soyunan ve gerçeğe tanıklık edeni düşmanlaştırarak yıldırmaya çalışan bir "örgüt holiganlığı" devreye girmektedir. Görünen tabloda Yıldız Şekerci’nin bizzat yaşadığı süreci ilkeler çerçevesinde aktardığı açıklaması nedeniyle bir saldırıya uğradığı ve bu saldırgan üsluplar yüzünden metninin kendi alanında yoruma kapatılmak zorunda kaldığı apaçık ortadadır. Yıllarca en üst çatı örgütümüzde genel başkanlık yapmış bir ismin, zarif bir dille birinci elden tanıklığını paylaştığı metnini saldırgan üsluplar sebebiyle kilitlemek mecburiyetinde bırakılması, demokratik tartışma ahlakımız ve Adıge Xabze’nin haysiyet nizamı açısından utanç verici bir kırılmadır. Fikre fikirle, belgeye belgeyle cevap vermek yerine saldırganlıkla kamusal alanı zehirleyen bu nobran tutum, herkesçe en güçlü biçimde kınanmalıdır.


Peki, yönetim kurulu odasındaki işleyişin perde arkası birinci elden tanıklıkla aydınlandı diye, ilk metnimizde sorduğumuz ve yanıtlanması çok önemli olan diğer sorular ortadan kalkmış mıdır? Bilakis, yaşananların gerçek kronolojisi ortaya çıktıkça o sorular çok daha yakıcı bir ağırlık kazanmıştır. Türkiye’de yerel seçim mekanizmasının işleyişini bilen her rasyonel akıl, 1 Ocak 2019’da başlayan seçim takviminde bir partinin Yenimahalle’den Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ne girebilecek seçilebilir sıradan aday listesine bir ismi yazmasının asla son dakikada gelişen bir tesadüf olamayacağını bilir. Seçim mevzuatı gereği ıslak imzalı başvuru evrakları, adli sicil kaydı ve öğrenim belgesi teslim edilmeden Yüksek Seçim Kurulu listelerine girilmesi imkânsızken; 19 Şubat günü Maykop’ta bulunan bir genel başkanın yönetim kuruluna "Haberim yok" demesi ile haftalar öncesinden olgunlaştırılması zorunlu olan bu bürokratik süreç arasındaki çelişki hâlâ izaha muhtaçtır. Üstelik hemen akabinde Mehmet Özhaseki’nin ziyareti esnasında KAFFED Yönetim Kurulu toplantıdayken binada emniyet güçlerinin ve parti görevlilerinin üst araması dayatmasıyla başlayan, Ankara Çerkes Derneği Başkanı Demir Kızılkaya’nın polisleri uzaklaştırma çabası içinde üst salona siyasi parti pankartlarının asılmasıyla doruğa çıkan kriz, kurumsal tarafsızlık aşındırıldığında örgütün nasıl bir uçuruma sürüklendiğini kanıtlamıştır. İşte tam bu düğüm noktasında, ilk metnimizde ısrarla üzerinde durduğumuz ve hem 21 Şubat 2019 tarihli resmi duyuruda hem de dönemin yönetim kurulu içi görüşmelerinde referans gösterilen o meçhul "siyasi tecrübeli kanaat önderleri" meselesi bütün ağırlığıyla orta yerde durmaktadır. Seçilmiş kurulların iradesini baypas ederek kapalı kapılar ardında devreye sokulan, kimlerden oluştuğu ve gücünü hangi toplumsal sözleşmeden aldığı bilinmeyen bu gölge mekanizmanın, Türkiye Çerkeslerinin en büyük çatı örgütünün genel başkanını bir ilçe belediye meclisi sıralarına yönlendirmeyi, hatta iki görevi aynı anda yürütmeyi hangi akılla makul gördüğü cevapsızdır. Dolayısıyla sürecin karanlıkta kalan en kritik halkası olan bu "siyasi tecrübeli kanaat önderleri"nin, artık gölgelerin arkasından çıkarak kendilerini açıklamaya ve döneme dair bilgi vermeye ikna edilmesi zorunludur. Bu isimler, Çerkeslerin anadil krizine, asimilasyon kıskacına, kültürel haklarına ve anavatanla ilişkilerine dair nasıl bir vizyona sahiptiler ki federasyon başkanlığının bir belediye meclisi üyeliğine tahvil edilmesini toplumun yararına gördüler, çıkıp anlatmalıdırlar. Değilse ve bu kişiler kendilerini açıklamaya ikna edilemiyorsa, bu isimleri en azından bildiğinden kesin emin olduğumuz Yaşar Aslankaya’nın açıklaması için çaba sarf edilmelidir; zira delegelerden yeniden oy isteyen bir adayın, geçmişte kurumsal iradenin önüne geçirdiği o meçhul akıl hocalarını toplumdan gizleme hakkı yoktur.

Temsil hiyerarşisinden bağımsız düşünülemeyecek bir diğer temel soru grubu ise, ilk yazımızda sorguladığımız sivil toplumun bağımsızlığı ile hedeflenen siyasi fayda arasındaki derin paradokstur. Türkiye’nin en büyük Çerkes sivil toplum örgütünün başında bulunan, devlet kademeleriyle doğrudan temas ve uluslararası muhataplar karşısında toplumu temsil meşruiyetine sahip bir genel başkanın, o koltukta yapamadığı hangi tarihsel hizmeti Yenimahalle Belediyesi’nin imar, kaldırım yahut bütçe komisyonlarında gerçekleştirebileceği hâlâ açıklanabilmiş değildir. Bütün siyasi partilere eşit mesafede duran bağımsız bir federasyonun başındayken dahi Çerkesleri ortak ulusal çekirdek etrafında kenetlemekte zorlanan bir anlayışın, sırtına tek bir siyasi partinin rozetini takarak farklı siyasi görüşlere sahip hemşehrilerimizi nasıl birleştirebileceği sorusu boşlukta asılı durmaktadır. Eğer amaç toplum adına siyasette alan açmak idiyse, bunun bedeli neden diasporanın en üst sivil temsil makamının terk edilmesi ya da bir parti meclisi üyeliğinin yanına eklemlenmek istenmesi olmuştur? Üstelik 2019’daki "kanaat önderleriyle istişare" söyleminin bugün 12. Olağan Genel Kurul sürecinde de "geçmiş dönem başkanları ve toplum önde gelenleriyle geniş istişareler yapıldı" şeklinde tekrarlanması, buna karşın kendisinden sonra iki dönem genel başkanlık yapmış bir ismin dahi bu adaylığı sosyal medyadan öğrendiğinin ortaya çıkması, yönetim anlayışımızdaki "seçmeci ve kapalı devre istişare" hastalığının değişmediğini göstermektedir. Hiçbir demokratik toplum düzeninde ve Hase ile Zafes meclislerinin doğrudan demokrasi mirası üzerinde yükselen gerçek Çerkes geleneğinde, temsil makamlarını işgal eden yahut perde arkasından karar süreçlerine yön veren aktörlerin eleştiriden muaf tutulması gibi bir ayrıcalık söz konusu olamaz. Kurumlarımızın dışına taş duvarlar ören, içine dikenli teller çeken ve soru soran her bireye "Siz kimsiniz ki sorguluyorsunuz!" edasıyla parmak sallayan o eski vesayet alışkanlığı artık tarihin tozlu raflarına kaldırılmak zorundadır. Genel Başkan, Yönetim Kurulu, Başkanlar Kurulu, Onur Kurulu dahil "KANAAT ÖNDERLERİ"nin de toplumda eleştirilebilecek ve bunu kaldırabilecek olgunluğu göstermeleri gerekmektedir. Kamusal sorumluluk üstlenen veya toplumsal iradeye istikamet çizmeye soyunan hiç kimse, yalnızca övgü ve itaat bekleyen dokunulmaz bir fildişi kulede oturamaz; kararlarının sonuçlarıyla yüzleşmek ve hırçınlaşmak yerine özeleştiri verebilmek, gerçek anlamda "önder" veya "yönetici" olabilmenin asgari şartıdır.


Hesap verebilir şeffaf bir yönetim anlayışına herkesin alışmasının, Çerkesler açısından daha iyi olacağının artık tüm kurumlarımız, kurullarımız ve bireylerimiz tarafından idrak edilmesi gerekmektedir. Şeffaflıktan korkan, belgeleri çekmecelere kilitleyen, krizleri sahte uzlaşı metinleriyle perdeleyen ve hakikati dile getirenleri saldırgan üsluplarla yıldırmaya çalışan zehirli yönetim anlayışı, diasporadaki örgütlü gücümüzü içeriden çürüten en büyük tehdittir. Oysa her kararın gerekçesiyle bilindiği, her istişarenin kimlerle yapıldığının açıkça paylaşıldığı ve hiçbir makamın veya kanaat önderinin hesap vermekten kaçmadığı şeffaf bir kurumsal düzen; derneklerimizle tabanımız arasındaki kopan güven köprülerini onaracak ve genç kuşakların kurumlarımıza aidiyetini diriltecektir. Yaklaşan 12. Olağan Genel Kurul, geçmişin halı altına süpürülen sorularından kaçma yeri değil; o meçhul kanaat önderlerinin kimliğinden temsil hiyerarşisinin onuruna kadar her başlığın cesaretle aydınlatıldığı, saldırganlığın mahkûm edilip kurumsal olgunluğun yüceltildiği ve hesap verebilir şeffaf yönetim ilkesinin kalıcı bir kurucu iradeye dönüştürüldüğü tarihsel bir eşik olmalıdır.




KAFFED 12 OLAĞAN GENEL KURULU ÖNCESİ BİR NOT VE BİNBİR DÜŞÜNCE - JANBERK APİŞ

https://www.facebook.com/apiscanberk/posts/pfbid0FkCtKjvYsNeaQVY4wF5tb9wawGPpEbiZ9EkbnAahCitZdww6aBNSJWVXwqbSuJDxl


GENEL KURUL SÜRECİNE DAİR - YILDIZ ŞEKERCİ

https://www.facebook.com/y.ld.z.sekerci.516977/posts/pfbid02vbQomw7bmj7Y4zboADvaKRHS9pHGpntbwg1XKLrLYh7dE2Ry49dpaBfPGrg2Hy1l


KAMUOYUNA DUYURU - 21 ŞUBAT 2019 TARİHLİ AÇIKLAMA


https://kaffed.org/2019/02/21/kamuoyuna-duyuru-5/


KAMUOYUNA DUYURU - 6 MART 2019 TARİHLİ AÇIKLAMA


https://kaffed.org/2019/03/06/kamuoyuna-aciklama/


MEHMET CHECHEN XARAÇOY TARAFINDAN ÇEŞİTLİ MECRALARDA YAPILAN YORUMUN BİR MECRADAN BAĞLANTISI:


https://www.facebook.com/apiscanberk/posts/pfbid0FkCtKjvYsNeaQVY4wF5tb9wawGPpEbiZ9EkbnAahCitZdww6aBNSJWVXwqbSuJDxl?comment_id=2341273419942370
Öne Çıkan