Apiş Canberk

Halep ve Golan Arasında Bir Halkın Kimsesizliği

Halep’in kuzey mahallelerine düşen her top mermisi ve Golan Tepeleri’nin sisli yamaçlarına dökülen her beton mikseri harcı, aslında on beş yıldır süregelen kanlı bir tiyatronun final sahnesini değil, coğrafyanın hafızasından bir halkın, Suriye Çerkeslerinin sistematik olarak kazınışını, sessiz ve derinden işleyen bir siliniş sürecini işaret etmektedir; bizler bugün burada, haritaların üzerine dökülen kanı konuşurken, aslında konuşulmayan, dilsiz bırakılan ve diplomatik nezaketlerin, stratejik ortaklıkların, "kardeşlik" hamasetlerinin gürültüsü altında boğulan o derin ontolojik çöküşü, yani bir varoluşun yavaş çekimde intiharını izlemekteyiz. Suriye’de 2011 yılında başlayan ve adına "bahar" denilen o yıkım mevsimi, 2024’teki rejim değişikliğiyle "Yeni Suriye" vaadine dönüşmüş gibi görünse de, 2026’nın başında Halep’te yeniden patlayan silahlar, vitrin değişse de dükkandaki malzemenin aynı olduğunu, o köhne ve öğütücü devlet mekanizmasının, azınlıkları sadece bir "dolgu malzemesi" olarak gördüğü gerçeğini bir tokat gibi yüzlere çarpmaktadır. Halep’te Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd hatlarında yeniden alevlenen ve sivilleri, o yorgun Çerkes ailelerini bir kez daha yollara döken çatışma, sadece askeri bir manevra değil, aynı zamanda 19. yüzyıldan beri o topraklarda "sadık tebaa" rolünü oynamaya zorlanan bir halkın, sadakatinin karşılığında aldığı ihanetin ve sahipsizliğin somutlaşmış halidir.

Gözlerimizi o cephenin tozundan dumandan biraz ayırıp, olayların mekaniğine, o soğuk işleyişe baktığımızda gördüğümüz şey, çaresizliğin bir yaşam biçimine dönüşmesidir; zira Halep’te sıkışıp kalan Çerkesler için "taraf" olmak lüksü çoktan bitmiştir, onlar artık taraf değil, sadece hedeftir. 8 Aralık 2024’te Şam’da yaşanan iktidar değişimi, Baas rejiminin çöküşü ve Ahmet el-Şara liderliğindeki geçiş hükümetinin kurulması, diasporada ve Suriye içinde kısa süreli bir "normalleşme" illüzyonu yaratmış olsa da, sistemin genetiğine işlemiş olan o güvensizlik, Kürt güçleri ile merkezi hükümet arasındaki pazarlık masası devrildiğinde yeniden hortlamış ve faturayı yine arada kalan o "sessiz azınlığa" kesmiştir. Halep’teki Çerkesler, bir yandan "eski rejimin kalıntısı" olarak yaftalanma korkusuyla, diğer yandan yeni düzenin kaotik şiddeti arasında preslenirken, evlerini terk edip güvenli bölgelere kaçışları, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil, aidiyet duygusunun o topraklardan tamamen kopuşudur. Birleşmiş Milletler raporlarına yansıyan binlerce kişilik göç dalgası, istatistiksel bir veriden ibaret değildir; o rakamların her biri, dedelerinin Kafkasya’dan getirdiği hikayelerin, o evlerin duvarlarına sinmiş anıların ve "burası bizim de vatanımız" diyen o naif inancın, Halep sokaklarında bir enkaz yığınına dönüşmesini temsil etmektedir.

Ancak Suriye Çerkesliğinin tabutuna çakılan asıl çivi, Halep’teki gürültülü patlamalardan ziyade, güneyde, Golan Tepeleri’nde işleyen o sinsi ve sessiz işgal makinesidir. 6 Ocak 2026 tarihinde, dünyanın gözü başka yerlere çevrilmişken, İsrail zırhlı birliklerinin 1974 ateşkes hattını ihlal ederek Bir Ajam ve Berika (Bariqa) köylerine girmesi, Çerkes tarihi açısından 1864 Sürgünü ve 1967 İşgali’nden sonra gelen üçüncü ve belki de en ölümcül kırılma noktasıdır, zira bu bir "Üçüncü Sürgün" provasıdır. Bu köyler, sıradan yerleşim yerleri değil, Suriye’de Çerkes dilinin, kültürünün ve kırsal yaşam pratiğinin bozulmadan kaldığı son sığınaklar, son nefes adacıklarıydı. Şimdi, "Neve Habashan" adı altında o topraklara beton döken İsrailli yerleşimciler, ordunun koruması altında sadece bir araziyi gasp etmiyorlar; onlar, Çerkeslerin o coğrafyadaki tarihsel izlerini, mezarlıklarını, mimarisini ve hafızasını, geri dönüşü olmayan bir şekilde siliyorlar. Bu durum, topraksızlaşmanın nihai aşamasıdır; çünkü toprağını kaybeden bir diasporanın, dilini ve kimliğini bir kavanozda saklaması, zamanla o kavanozun kırılmasıyla son bulacak bir erteleme oyunundan ibarettir. İsrail’in bu hamlesi, Suriye’deki iktidar boşluğunu ve Rusya’nın bölgedeki askeri varlığının zayıflamasını fırsat bilen, son derece hesaplı, soğukkanlı bir stratejidir ve bu stratejinin kaybedeni, masada söz hakkı olmayan Çerkeslerdir.

Tam da bu noktada, bakışlarımızı o yangın yerinden, "güvenli liman" olarak görülen Türkiye diasporasına ve onun kurumsal yapılarına çevirdiğimizde, karşılaştığımız manzara trajedinin boyutunu katlayan bir ironi ve derin bir yapısal felç halidir. Türkiye’deki Çerkes kurumları, sınırın hemen ötesinde yaşanan bu "varoluşsal imha" sürecini, garip bir uyuşukluk ve ritüele dönüşmüş bir yas diliyle izlemektedir. Yıllardır tekrarlanan "kardeşlik" söylemleri, taziye mesajları ve insani yardım kolileri, o devasa politik ve askeri silindir karşısında etkisiz birer pansuman malzemesinden öteye gidememektedir. KAFFED gibi çatı örgütlerin Şam’a yaptığı diplomatik ziyaretler, "güvenlik garantisi" arayışları, iyi niyetli bir çırpınış olsa da, devletler arası o acımasız çıkar çarklarının dişlileri arasında ezilmeye mahkumdur. Diasporanın asıl trajedisi, Suriye’deki krizi sadece bir "insani yardım" sorunu olarak kodlaması, meselenin politik ve hukuksal boyutuna, yani "vatansızlık" ve "statüsüzlük" sorununa dair köklü bir çözüm, güçlü bir lobi üretememiş olmasıdır. Türkiye devletinin "soydaş" tanımı içindeki muğlaklıklar ve bürokratik duvarlar, Çerkeslerin kitlesel olarak istisnai vatandaşlık hakkından yararlanmasını engellerken, diaspora kurumları bu duvarı aşacak siyasi basıncı oluşturmaktan aciz kalmıştır. Suriye Çerkesleri, Türkiye’de "Geçici Koruma" statüsünün getirdiği belirsizlik içinde, ne tam yerli ne tam misafir olabilmenin, o arafta kalmışlığın ağırlığı altında ezilmektedir.

Dahası, bu sürecin en acı verici yüzleşmelerinden biri de, onyıllardır diasporanın kutsal hedefi (Kızıl Elması) olarak sunulan "Anavatana Dönüş" (Repatriation) mitinin, reel politiğin buz gibi duvarlarına çarpıp parçalanmasıdır. Suriye krizi, Rusya Federasyonu ve Kafkasya cumhuriyetleri için tarihi bir sınavdı ve bu sınav, ne yazık ki "kaldı" notuyla sonuçlanmıştır. Rusya’nın, savaştan kaçan soydaşlarına kapılarını sonuna kadar açmak yerine, onları "Rusça bilme", "kota" ve "güvenlik soruşturması" gibi bürokratik eleklerden geçirmesi, "Anavatan" kavramının romantik bir sığınak değil, devlet çıkarlarının soğuk bir aygıtı olduğunu kanıtlamıştır. Eylül 2025’te Putin tarafından imzalanan ve dönüş şartlarını esnettiği iddia edilen kararname bile, pratikteki güvenlik paranoyası ve ekonomik daralma nedeniyle Suriye Çerkesleri için kitlesel bir kurtuluş yolu olamamıştır. Dönmek isteyenlerin yaşadığı hayal kırıklığı, sadece bir vize reddi değil, aynı zamanda tarihsel bir reddediliştir; "siz bize lazımsanız varsınız, değilseniz yoksunuz" mesajının diplomatik dille yazılmış halidir.

2026’nın başında Suriye Çerkeslerinin durumu, Halep’in yıkıntıları ile Golan’ın işgal edilmiş tarlaları arasında sıkışmış, yönünü kaybetmiş bir pusula gibidir. "Yeni Suriye" onlar için yeni bir başlangıç değil, eski korkuların yeni aktörlerle sahnelendiği bir korku tünelidir. Dilin kuşaklar arası aktarımının kopması, köylerin yani kültürel üretim merkezlerinin yok edilmesi ve ailelerin dünyanın dört bir yanına savrulması, bir halkın "topluluk" olma vasfını yitirip, atomize olmuş bireyler yığınına dönüşmesi sürecidir. Bugün yaşananlar, sadece bir iç savaşın yan hasarı değil, 1864’te başlayan o büyük dağılmanın, o bitmeyen sürgünün modern dünyadaki tezahürüdür. Türkiye diasporası, Suriye’deki kardeşlerinin yüzüne bakarken aslında kendi geleceğini, kendi asimilasyonunu ve kendi siyasi etkisizliğini görmektedir; bu yüzden o bakışlar kaçamak, o sözler cılız ve o eylemler yetersizdir. Ortada suçlanacak tek bir kişi yoktur; ortada, bir halkı tarih sahnesinden sessizce silen, herkesin kendi rolünü oynadığı ve sonunda perdenin, arkada kimse kalmadığında kapandığı devasa, soğuk ve mekanik bir düzen vardır. Ve bu düzen, Halep'te patlayan bombaların sesiyle değil, o bombalar sustuğunda geriye kalan o derin, o sağır edici boşlukla kendini en iyi anlatır.

ALINTI #APİSCANBERK 20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST
ALINTI#APİSCANBERK20.01.2026

KAYNAK: apiscanberk.blogspot.com
JANBERK APİŞ
İŞÇİ, ÇERKES, AKTİVİST