#APiSCANBERK

Abhazfed’in Temsil Tekeli ve Sivil Siyaset Sınavı

 Tarihin ve sosyolojik gerçeklerin soğuk süzgecinden bakıldığında, toplumların geleceğini tayin eden şey kâğıt üzerindeki unvanlar veya bürokratik konfor alanları değil, eylemin bizzat kendisidir. Türkiye’deki Abhaz diasporasının senelerdir kanayan, insan hakkı boyutunu çoktan aşmış hayati bir yarası olan izolasyon meselesi karşısında sergilenen son tutum, kurumlaşma adı altında ne tür bir vizyonsuzluğun ve bürokratik kibrin inşa edildiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Abhaz Dernekleri Federasyonu’nun "Abhazya İzolasyonuna Son İnisiyatifi" tarafından TBMM çatısı altında gerçekleştirilen hamleye dönük yayımladığı metin, haklı bir diplomatik kaygıdan ziyade, meşruiyetini topluma hizmetten değil mührün kendisinden alan elitist bir refleksi ifşa etmektedir. Mesele halkın anavatanıyla kucaklaşması, pasaportun tanınması veya doğrudan ulaşım hatlarının açılması gibi somut bir kazanım olduğunda felç olan kurumsal akıl, kendi imtiyaz sahasına bir sivil irade dokunduğu anda aniden en sert, en mahkûm edici rezonansa ulaşabilmektedir. Bu tablo, demokratik değerleri ilke edinmiş her mütefekkiri derin bir sorgulamaya sevk etmek zorundadır.

Söz konusu açıklamada kurumsal meşruiyet ve tüzük mantığı neredeyse kutsal bir zırh gibi kuşanılırken, halkın somut felaketleri ve günlük yaşamını felç eden tecrit gerçeği bürokratik prosedürlerin ardına gizlenmektedir. Kendilerine "meşruiyetin tek adresi" payesini biçeçursunlar, sorulması gereken asıl soru şudur: Yıllardır diplomatik koridorlarda, süslü icraat raporlarında ve salon toplantılarında yürütüldüğü iddia edilen o "kurumsal diplomasi" nerededir ve topluma hangi somut neticeyi armağan etmiştir? Bir yapının meşruiyeti sadece genel kurul delegelerinin kaldırıp indirdiği ellerle mi ölçülür, yoksa o yapının temsil ettiğini iddia ettiği halkın en hayati varoluşsal krizlerine getirdiği çözümlerle mi? Kendi ataletini "ciddiyet ve sabır" maskesiyle meşrulaştırmaya çalışan bir kurumsal aklın, halkın mağduriyetini gidermek adına inisiyatif alan insanları basit bir "WhatsApp grubu" parantezine alarak küçümsemesi, trajikomik bir kibir göstergesidir. Dijital çağın getirdiği hızlı örgütlenme imkânlarını ve sivil dinamizmi aşağılayan bu dil, aslında kendi hantallığının ve işlevsizliğinin itirafından başka bir şey değildir.

Görünen o ki, çatı kuruluşu olma iddiasındaki yapı için asli mesele tecridin kırılması veya soydaşların yaşadığı ulaşım çilesinin bitmesi değil; muhataplık tekelinin kendi elinde kalmasıdır. "Biz yapamadık, yapmıyoruz ama bizden başka kimse de adım atamaz" şeklinde özetlenebilecek bu vesayetçi yaklaşım, diasporanın sivil enerjisini emen en büyük dinamittir. İnsani ve politik bir krizi, sırf kendi onay mekanizmalarından geçmediği için bir "yetki gaspı" ve "paralel temsil" iddiasıyla boğmaya çalışmak, kurumsal hırsın toplumsal maslahatın önüne geçtiğinin sarih bir kanıtıdır. Bir parlamenterin ifadelerindeki siyasi terminoloji hatasına sığınarak tüm bir eylemi ve kazanımı mahkûm etme kolaycılığı ise, tam anlamıyla bağcıyı dövme telaşıdır. Şüphesiz ki Abhazya’nın statüsü hassas bir konudur ve doğru tanımlanmalıdır; ancak bu teknik hatayı bir kaldıraç olarak kullanıp, TBMM gibi bir irade beyan alanında konunun gündeme taşınmasını tamamen değersizleştirmek, diplomatik hassasiyetle değil, eylemsizliğin getirdiği suçluluk psikolojisiyle açıklanabilir.

Bir siyasi yapının veya federasyonun varlık sebebi, kendi varlığını korumak değil, varlık sebebi olan halkın yolunu açmaktır. Ancak karşımızdaki bildiri, halkın gerçek ihtiyacı yerine kurumsal itibarın koruma kaygısının merkeze alındığı, katı ve mütehakim bir üslubun vesikasıdır. "Dernekte görev alın, genel kurulda aday olun" tavsiyesi, sivil toplumun dinamizmini bürokratik labirentlerde boğma çağrısından başka bir anlam taşımamaktadır. Yıllardır aidat ödeyen, emek veren insanların hakkından bahsederken, o emeklerin neticesinde ortaya konamayan vizyonun hesabını vermekten kaçınmak son derece iğneleyici bir çelişkidir. Toplum, salon diplomasisinin ve sonu gelmez toplantı tutanaklarının ötesinde, cesur ve sonuç alıcı adımlar beklemektedir. İnisiyatifin kısa sürede elde ettiği kamusal görünürlük ve siyasi muhataplık skalası, federasyonun yıllardır yaratamadığı etkiyi bir anda yaratmışsa, burada sorgulanması gereken şey o inisiyatifin meşruiyeti değil, federasyonun varlık sebebidir.

Gelişmeleri yakından takip eden her tarafsız gözlemci için durum nettir: Karşımızda duran metin, diasporanın geleceğine dair yapıcı bir manifesto değil; mevzi kaybetme korkusuyla yazılmış, paternalist ve engelleyici bir reaksiyondur. Halkın pratik sorunlarına çözüm üretemeyen yapılar, çözüm üreten sivil iradeleri "kurumsal itibar" söylemiyle engellemeye çalıştıkça, aslında en büyük zararı yine o çok savundukları kurumsal itibara vermektedirler. Çerkes ve Abhaz dünyasının ihtiyacı olan şey, yetki belgelerine hapsedilmiş, bürokratik kıskançlıklarla malul, sadece kendi varlığını kutsayan bir yapı değil; demokratik değerlerle donanmış, halkın hakiki dertleriyle hemhal olan ve sonuca odaklanan dinamik bir anlayıştır. Temsil yetkisi, kâğıt üzerindeki tüzük maddeleriyle değil, alanın dönüştürücü gücüyle ve halkın vicdanında karşılık bulan eylemlerle kazanılır.